Yiğit Özgür
Author Archives: adnanalgin
Hay sizin “Gangnam Style”ınıza…
Tam bir virüstü. Seul’den bütün dünyaya yayıldı. Sınır tanımamacasına. Bütün dünya bu şarkıyla çalkalandı. “Gangnam Style” adlı “fenomen”den bahsediyorum.
Park Jae-Song; yani PSY, Seul’ün Gangnam bölgesindeki lüks, şatafatlı hayatı anlattığı ve tuhaf bir hipnotikliği olan şarkısıyla ta “ham çökelek” Atilla Taş’a kadar herkese ekmek ve ilham kaynağı oldu. Bu şarkının kaymağını yeme yarışında birbirine benzemez markalar, firmalar, amatör şarkıcılar, “yetenek sizsiniz”ler delicesine bir yarışın içinde ne kadar gülünç olduklarına aldırmadan su akarken küp doldurma telaşıyla “çakma”, tornistan “Gangnam”larıyla pastayı avuçlamaya koyuldular.
Gangnam=Etiler – Chungdam=Sarıgazi eşitliği ne kadar doğrudur bilemiyorum ama Kore’nin “zengin” ve “fakir” bölgeleri “Gangnam” ile “Chungdam”. PSY de Gangnam’ın bağrından çıkmış bir nev’i Ajdar veya Caravelle’ine doldurduğu Baltık ülkesinden kızlarla gezip tozan Serdar Ortaç. Hali vakti yerinde PSY’nin maşallah. Amerika’ya okumaya gitmiş, Gangnam bölgesindeki lüks, sosyetik hayatı konu edinen şarkılarıyla sanatını icra ediyor vs.
“Marka” kıyafetler giyip eşek yükü paraya hamburger-bira eşliğinde çılgın ve zengin bir hayatı aşıladığı şarkılarıyla yaşayıp giderken bir “sihirli el” (Bkz. A. Smith, Görünmez el) değiverdi ve Verdi mi, haydi be oradan, şahlanmasıyla aldı başını gitti “at style” PSY’miz! Söz konusu şarkının göze eza cefa veren videosundaki acayip el kol hareketleri tam bir “fusion” doğrusu! “Kolbastı” ile “apaçi” karışımı figürlerle hoplayıp zıplamaya “dans” demek “salsa”, “tango”, “rumba” gibi dansları icra edenlere insafsızlık olur kanaatindeyim.
NC Fabrika Satış Mağazaları geri kalır mı, nesi eksik Turkcell’den?
Esasen Öz Türkcell’in uyanık girişimcisine Gangnam figürleri yaptırsalar daha çok hitap ederlerdi hedef kitlelerine ama tren kaçtı artık. Koskoca Turkcell’in mutaassıp dansçılar eşliğinde bu “style”a sarılıp alelacele reklam filmi çektirmesi çok hazin.
Atilla Taş da “Yamyam Style” adlı eseriyle biz ölümlüleri irşad etmek için yola koyuldu. “Tolkşov”lara çıktı, Youtube’larda Greece’e gönderildi.
Eski bir futbolcudan, bir şarkıcı-oyuncudan ve eski bir spor muhabirinden mürekkep jürinin “evet” veya “hayır” dediği programda el kadar bir bebe de bu furyaya dahil oldu.

Anmadan geçemeyeceğim. Oturarak dans etme hususunda bir ekol olan adaşımın da bu Kore dalgasının etkisinde kalıp yeni el kol figürleriyle bu “style”a meyletmesi beni olduğu gibi, pek çok hayranını da maşallah nidalarıyla coşturdu.
Hicap mı, sincap mı? Hicap diye bir kelimenin mevcudiyetinden haberdar olanlar yok denecek kadar az artık günümüzde. “Ar”ı ise rahmetli Aysel Gürel’in kızı Müjde Hanım’ın soyadından başka yerde cümle içinde kullanan da yok neredeyse. Emre Aköz ile Salih Memecan bu kelimelerin mânâsını izaha muktedirdir zannederim.
“YAŞAR Ustanın DONDURMASI”
Mevsim ilkbahara döner dönmez Bostancı’ya gidilecek. “YAŞAR Ustanın DONDURMASI”nda sıraya girilecek. Kavunlu dondurması bol bol yenecek.
“Gourmet” listelerinde “dondurma” alanında her zaman “10”un içinde yer bulan “YAŞAR Ustanın DONDURMASI”nı tadanlar, televizyon reklamlarında kendinden geçercesine endüstriyel buzlu yiyecekleri yalayıp duran kırmızıya boyanmış dudakların kurduğu tuzaklara gülüp geçerler.
Tekrar: Uğur Tanı Sınavı
15 Aralık 2011’de “Uğur Tanısal Sınav”ın “tanısal”ı için epey cümle kurmuştum. Meraklısı alttaki linkten okuyabilir: https://adnanalgin.wordpress.com/2011/12/15/ugur-tanisal-sinav/
Yine ve yeniden bir “sınav” çalışması hazırlatmış Uğur Dershaneleri. Kırık Potkal’ı okuyup da “hidayete” erdiklerini zannetmiyorum. Belli ki biri(leri) o saçma “tanısal”lıktaki hastalığı teşhis etmiş olacak ki, doğru yol bulunmuş.
Haydi çocuklar sınava!
Ubeydullah Efendi’den sevabına reklamcılık dersleri
“Amerika’da reklâmcılık hakikaten hâtır-ü hâyale gelmez şeylerdir. Sırf bu reklâmcılık yüzünden milyonlarla adam geçiniyor. İlâncılık için milyonlarla para sarf olunur. Kimin aklına ilâncılık yolunda bir fikir yahut bir fikr-i bikr gelirse kendisine tavsiye ederim, hemen durmasın, Amerika’ya gitsin. Büyük bir servet yapacağına emin olun.
Azizim! Hiç mübalağa zannetme. Eğer reklâmcılık bilmiyorsan, tüccarsan, yani satılık bir malın varsa malının iyiliğine güvenme. Kötülüğünden hiç meyus olma; eğer reklâmcılık biliyorsan, bas reklâmı, çaldın düdüğü. Malını ilân etmek elinden gelmiyor mu? Dünyanın en yüksek cevherleri sende olsa para etmez, mal elinde çürür gider.”
Ubeydullah Efendi (1858-1937)

