Category Archives: Uncategorized
Yeni bir Nihat Doğan doğuyor!
Sizler bilmezsiniz, şimdilerde Survivor adlı yarışma programında özlü sözler fışkırtarak Nihat Doğan ekolüne farklı açılımlar getirmeye çalışan Yılmaz Morgül’ü “eleştirmen” Doğan Hızlan, “yeni bir Münir Nurettin Selçuk doğuyor” diye lanse etmişti yıllar önce.
“Mahşerin dört atlısı”nın üyelerinden (diğerleri Fethi Naci, Hilmi Yavuz ve Memet Fuat) Doğan Hızlan’ın, Yılmaz Morgül’ün “çıkış” şarkısını ve albümünü ballandıra ballandıra anlatışını okurken çok abartılı olduğunu düşünmüştüm o vakitler. İnternetteki arama motorlarında o yazıya ulaşmak için kırk takla attıysam da söz konusu yazıyı bulamadım.
Yılmaz Morgül’ün sesini ve “icraını” hiçbir zaman tutmadım. Ne Doğan Hızlan övdüğünde ne de Yılmaz Morgül Olay TV’de canhıraş bir şekilde şarkı söylerken… Toplumsal-kültürel erozyonun yıkıp geçmediği ne kaldı? Ne kadar çok bağırırsan seni o kadar iyi şarkıcı zannediyorlar. Ne âlâ memleket!
Münir Nurettin Selçuk’un aziz ruhundan af dilerim.
Huzur Hacı’da! Pulitzer nerede?
İlk gazete kesiğimizde, ki 2015’in son aylarında yapılmış bir röportaj, manken kızımız Özge Ulusoy’un en vurucu cümlesi manşete çekilmiş Hürriyet tarafından: “Hacı ile huzuru buldum”. Magazin âlemine bigâne kalanların “vat dedin gulüm” tepkisiyle karşılayacağı bu cümlenin dinsel açılımlar yayan etkisinin bir anlık olduğunu, haberin içeriğinde anlayabiliyoruz ancak. Meğer “Hacı”, Mahsun Kırmızıgül filmindeki zat değilmiş, hacla macla da zerre ilgisi yokmuş. Sabancı ailesinin bir ferdiymiş Hacı, Ömer Sabancı’nın oğluymuş. Gayrimenkul, gıda, teknoloji alanlarında söz sahibiymiş.
Asıl gazetecilik başarısı ise ikinci gazete kesiğinde bizi selamlıyor. Hacı Sabancı, gitmiş Sevgililer Günü’nde sevgisiline, manken Özge Ulusoy’a tam tamına 115.000 TL’ye Rolex marka kol saati hediye etmiş. 5N 1K kuralı hassasiyetle tatbik edilmiş. Habere konu olan kişilerin peşine düşülmüş, mikrofonlar, ses kayıt cihazları devreye sokulmuş, kol saatinin markası ve modeli incelenmiş, cari satış fiyatı “çek edilmiş”, mezkûr kol saatinin görseliyle haber desteklenmiş, kol saatini hediye eden ile kol saatinin hediye ediliği kişilerin fotoğrafları okurlara sunulmuş… Bre nankörler, bir gazeteden daha ne bekliyorsunuz? Haberde yok yok! Pulitzer jürisinin bu gazetecilik başarısına göz yummaması tek dileğimdir!
Türkçenin ağırına gittti!
İşini savsaklamak, kullandığı dilin deyimlerine vakıf olamamak böylesi hazin sonuçlara yol açıyor işte. Zorluklara göğüs germek, bir firmanın niçin zoruna gitsin ki? Hangi akar akıllının işidir bu kabil herzeler yumurtlamak acaba?
“Zoruna gitmek” deyiminin anlamını bilen biri yokmuş demek hem ajans hem müşteri kanadında, görülen bu maalesef. “Bilgiçlik taslamayı bırak da oraya ne yazılır?” sorusuna muhtemel cevaplardan birini vereyim: Bize zor gelmez.
Yazıklar olsun çocuklar size, yazıklar olsun!
“Derdest” demek vicdansızlık!
“Yar bana bir eğlence medet” de koyabilirdim başlığı “ve fakat” içimdeki eşekarısının vızıltısına kulak verip vazgeçtim. Ekranların soğuk espri makinesi Mesut Yar, aynı zamanda bir TV eleştirmenidir. Posta gazetesinde pek çok dengeleri gözetip eleştiriler yazar. Yazar da lâkin iş Arapça, Farsça kelimeleri kullanmaya gelince çuvallar.
Cümlesi şöyle: “Açıkçası Okan mevzuu çabuk anladı, analiz etti ve meseleyi fazla gürültü koparmadan derdest etti.” Meseleyi derdest etmek elbette “imkânsız” bir şeydir; çünkü meseleler derdest edilemez. Daha doğrusu “soyut” kavramların elini kolunu tutup yakalayamazsınız. Şaşırtıcı bir şekilde “mevzu” kelimesini doğru kullanmış, aferin Bay Yar’a! Sezar’ın hakkını yemeyiz, salatasına dadanırız, o ayrı!
Tahsin Yücel öldü. Orhan Pamuk’un da başı sağ olsun.
“Taşradan gelmiş bir Anadolu çocuğunun Mekteb-i Sultanî gibi büyük bir geçmişi olan ve Tevfik Fikret’lerin, Ahmed Haşim’lerin, Abdülhak Şinasi’lerin, Cahit Sıtkı’ların, Ziya Osman Saba’ların, Haldun Taner’lerin ve daha birçoklarının lisesinde parasız yatılı [eski deyişle: ‘leylî meccanî’] olarak okuyup uluslararası ölçekte bir dilbilimci olması az şey midir? [Keşke Tahsin yaşasaydı da ona Noam Chomsky’nin ‘cihanşumûl’ olup olmadığını sorabilseydik! Hele Chomsky ‘nâehil’ ellerde bu kertede itibarsızlaştırmaya ‘mazur’, pardon, maruz, bırakılmışken!!!!]”
Tahsin Yücel: ‘Bir Güzel Adam’, Hilmi Yavuz, 27.01.2016
Kadir abi, vefa neydi?
“Cengiz Aytmatov’un en ünlü eserlerinden biri olan Selvi Boylum Al Yazmalım, Atıf Yılmaz tarafından sinemaya uyarlandı. Türk sinemasının başyapıtlarından biri olarak tarihe geçen filmin başrollerini Kadir İnanır, Türkan Şoray ve Ahmet Mekin paylaşıyordu. Filmin müziklerinde ise Cahit Berkay’ın imzası var.”
Bu haber cümlesini hurriyet.com.tr’den aldım. Beni yaralayan, kanımı donduran bir vefasızlık var bu haber cümlesinde, siz de fark ettiniz mi yürek dağlayan bu vefasızlığın insan ruhunu ezilmiş hurmaya döndüren ağırlığını?
2015’i devirmezden az önce, bir TV programında Kadir İnanır’a uzatılan mikrofona söylediklerini işitmiştim. Londra’da geçen yıl beşinci kez düzenlenen Cengiz Aytmatov Ödülü, “Selvi Boylum Al Yazmalım” filmindeki performansı nedeniyle Kadir İnanır’a verilmiş meğerse. Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un 2008’deki ölümünden üç yıl sonra İngiltere’de kurulan Aytmatov Akademisi, bu ödülü “‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ filmindeki performansı nedeniyle” Kadir İnanır’a vermeyi münasip görmüş. Kadir İnanır ise şöyle demekteydi: “Cengiz Aytmatov’a dokundum, onunla otağında yer sofrasında at eti yedim, kımız içtim. Romanlarında yazdığı mekânlara ayak bastım. Onun hikâyesinden yazdığımız Selvi Boylum Al Yazmalım filminin başrolünü oynadım…”
Kulaklarıma inanamamıştım; çünkü aynı vefasızlık örneğini K. İnanır da sürdürmekteydi. İkinci Yeni’nin papazı Ece Ayhan Çağlar’ın dediği “kötülük toplumu” bu muydu, böyle bir şey miydi, bilemiyorum. Ne Türkân Şoray ne de Kadir İnanır ağızlarına o iki ismi alıyorlardı: Pekcan Koşar ile Tijen Par. İlyas, İlyas olur muydu acaba Pekcan Koşar, Kadir İnanır’ın “inanılır” oyunculuğuna omuz vermeseydi? Pekcan Koşar sesini vermeseydi Kadir İnanır’a; sevgiyi, hüznü, acıyı, insan ruhunun yıkılmışlığını iliklerimize kadar nasıl duyumsardık, düşündünüz mü hiç? Ya Tijen Par sesini vermeseydi “Türkân Sultan”a, hali nice olurdu Asya’nın? O işveli ama mahcup tavrı, tatlı kızgınlıkları, hayatının kararını verme anlarındaki ruh üşümesini biz de ta içimizde hissedebilir miydik?
“Sevgi neydi? Sevgi emekti.” Ağzına sağlık, Asya! Peki, emek verilen bir işe vefa göstermemek neydi, Kadir abi?






