Umut Sarıkaya
Category Archives: Uncategorized
En uzun benimki: 34 cm!
Reklam metinlerinde (“kreatifler” buna “badi kopi” demeyi pek sever) ve görsellerde cinsel çağrışımlara asfalt döşeyen yemler kullanmak her daim geçer akçedir. Antipatik de gelse, ucuz bir yöntem olarak da görülse “iyi niyet”leri zorlayan bu tür tuzakları kullanmaktan geri duramaz bazı “kreatifler”.
Bu yerel ilanda da, pek çok reklamda gördüğümüz “uzunluk” esprisine bel bağlamış reklamcılarımız. Kolay, zahmetsiz bir yol. Cinsiyetçi yanı baskın. Aklını belden aşağısıyla bozmuş halkımızın Haydar Dümen ağabeyi yıllardır yazıp çiziyor oysa! Önemli olan uzunluğu değil, işlevidir.
Ha, benimki “en uzun” demiştim hani. Benimki epey uzundur. Hem de kalın. Kalemim canıııım! Boyu 34 cm, kalınlığı da 3 cm! Metin Aroyo biraderim bu “uzunluk” değinmemi çok iyi hatırlayacaktır. Tabii bu yazıyı okursa… Onun bu yazıyı okuması ise benim Stephen King’in 22/11/63 romanına “redaksiyon” hizmeti vermem kadar uzak bir ihtimal.
Hayat işte! Kalemimi masamdan izinsiz alan birine hitaben yazıp şirket içine gönderdiğim mesajın, yıllar sonra “sosyal medya”nın en cevval üyesine (ben değilim, “blog”) malzeme olacağını öngörebilir miydi acaba “cep çapkını” Metin kardeşimiz? Zannetmem.
Yazalım: “Herşey” değil, her şey! “Yumuşatici” ise uzunluk kurbanı!
Ey Photoshop, sen nelere kādirsin!
On dokuz yıl aradan sonra, TT Arena’yı teşrif eden (Ey kıymetli okuyucu! Blog tarihinde, hatta basın-yayın tarihinde de “teşrif” kelimesinin doğru kullanımına şahit oldun az evvel. Sakin ol, heyecanlanma. Olur böyle şeyler! Hele “milliyet.com” okuruysan sana “rahvan” gidecektir zaten her şey, hatta “herşey”!) Madonna teyzemiz, on dokuz şarkılık konseriyle hayranlarını mest etmiş. Yazanların, TT Arena’nın çimlerine basanların yalancısıyım.
Madonna’nın 53 yaşında olmasına rağmen sahnede gösterdiği gayret takdir edilmeyecek gibi değil doğrusu. Koreografi ise gerçekten göz alıcı. Video paylaşım sitesi Youtube marifetiyle seyrettiğim bir videoda, Cezayir asıllı müzisyen Safy Boutella’nın kızı Sofia Boutella’nın dansıyla başımı döndürdüğü bir “live” konser videosunu hiç unutmam mesela! Sofia’nın dansı ile “oriental” müziğin payı da var bunda tabii.
Madonna 53 yaşında. “Taş gibi”liğini her gün spor yapmasına borçlu olsa da “Photoshop”a da duacı olduğunu düşünüyorum. Tıpkı Seda Sayan’ın, Hülya Avşar’ın (o Pepsi reklamları hele!) ve Ajda Pekkan’ın “Photoshop”a duacı olmaları gibi… Bizden ve Frenk illerinden örnekler çoğaltılabilir elbette.
Emekleri -çoğu zaman- görmezden gelinen, çilekeş Mac Operatörlerine armağan olsun!
Bana bi’ Halley oluyo apilerim, aplalarım!
Aylar önce “Bi Biskrem versem, dilinizi düzeltseniz ebediyen!” başlıklı yazımda şunları yazmıştım: “Çift oluşumu belirten Latince ön takı” da, “harf-i tarif almış Arapça kelimelerin başına gelen ve bunlara ‘ile’ anlamı katarak zarf/lar teşkil eden ön ek” de “bi” adını alıyor. İlki için örneklerimiz: “bilateral, bilingual”; ikincisi için örneklerimiz: “bi’l-ihtimam, bi’t-tekdir”.
“Bi”, Arapça isim tamlamalarında harf-i tarifsiz de kullanılır. Örnek: “Bi-gayri kasdin, bi-tıpkı” gibi. Hani, şu sıralar yediden yetmişe herkesin dilinde dolaşıp duran “aynen öyle”yi terk edip “bi-tıpkı”ya geçebilirsiniz. Yüzeysel farklılıklarla “trend” yaratma uğraşında olanlar için fena bir değişiklik sayılmaz “bi-tıpkı”… İsim hakkı da istemiyorum. Tepe tepe kullanınız.
“Bir”in, “bi” yazılanca komik, sempatik, tatlı mı tatlı olduğuna; satın almayı fişekleyen kudretine iman edenlerin dil sorumsuzluğundan, zannederim, sadece bendeniz rahatsızlık duyuyor.
Benim bildiğim “Bi”, Bizmut elementinin simgesidir. Durum şu: “Bir”deki “r”yi düşürüp “konuşma dili”yle yazmaktan hazzz duyanlar, düşürdükleri o “r” harfini ihsas ettirmek için /bi’/ yazarlarsa Türkçe için hayırlı bir iş yapmış olurlar.
“Dilin kemiği yok, Türkçenin kuralı var” kampanyasından “bi-haber” misiniz? Kristal Elma hayalleri kurmaya odaklanmış beyinlerden icra ettikleri işin temel unsuru Türkçeyi adam gibi kullanmasını beklemekle hata mı ediyoruz? “Bi de”nin (“bide”) ne anlama geldiğini bilen bir nesle sahip miyiz? “Billboard”lara, “Facebook”lara, “MSN”lere “bi” yazanlar için, “bide”nin “taharet küveti/oturağı” olduğunu yazalım. “Bidet” yazılır ve “bide” okunur. “Kahinciler”in ilk hecesinde es geçilen “^” imini de dikkatlerinize sunmak isterim.
“Herkese bi Halley oluyo” ama “heykese” bi’ Halley olmuyo’ ne hikmetse! Reklam metni kendi mantığına ihanet ederse, en çok Türkçeye bi’ Halley oluy ama apilerim, aplalarım!
Haydi, Türkçeye bi’ iyilik yapın da o “bi”leri adam gibi /bi’/ diye yazıverin zahmet olmazsa!
“Kırcan mı belümü”
Yahoo’daki e-posta hesabımda yıllaaar önce hazırlayıp reklam ajanslarına gönderdiğim CV’mi arıyordum. Tam sekiz yıl önceki bir e-postamı buldum, o CV’mi ararken. 24 televizyon kanalında “Bir Şarkısın Sen”in sunuculuğunu da yapan Naim Dilmener’in Ayşe Hatun Önal’dan sitayişle bahseden yazısına cevaben bir e-posta göndermiştim. Ayşe Hatun Önal’ın “Çatla” isimli şarkısını beğendiğini yazan Naim Dilmener’e gönderdiğim bu e-postayı tarihe not düşürmek için buraya da alıyorum. İşin tuhafı, hâlâ “beğen”erek dinliyorum bu eseri! “Çeksene Elini”, kim ne derse desin, “kült” bir şarkıdır. Üstelik “altyapısı” hiç de fena değildir. Şimdi tarihe tanıklık etme vakti. Takvimler 24 Şubat 2004’ü gösteriyor.
AA – Sayın Naim Dilmener,
Ayşe Hatun Önal isimli mankenin çıkardığı single’ı yere göğe sığdıramamış olmanızı hayretle, ibretle karşıladığımı bilmenizi isterim. Yazılarınızın takipçisi olarak tüm yazdıklarınızı okuyorum ilgi alanıma girse de girmese de… Ama bu “kırcan mı?” nakaratlı eser için yazdıklarınızı okuyunca; vay be adamlar neler yapmış ya, hemen gidip şu yapıtı alayım bari, diye de içimden geçirmedim değil şaşkınlıktan ağzım açık bir halde.
“Nefret edilmesi en çok sevilen kişi” diye frenkçe bir tabir vardır ya, tastamam öyle! O ne kulak tahriş eden tonlama, vurgulama öyle… Ama ne hikmetse o tahammül ötesi “tarz”da insanı dinlemekten memnun bırakan garip bir “tat” var! “Bu ne yaman çelişki” hadisesi işte! İşin gerisindeki kadronun mahareti bu. Size katılıyorum. Tesadüfen klibi de izledim ve bu “kırcan mı?” ana temalı şarkının tam anlamıyla bir “kiç” olduğunu düşünüyorum. Sesi olmayan üç yıldız konusunda da sizinle hemfikirim. Ki daha yığınla yıldız var sesi olmayan! Benim “kulağım” da gayet iyidir. Bu son teknoloji ürünü alet edevatla hepsine, amiyane tabirle, beş basarım! Rumeli Konserleri dizisini izleyen biri olarak “live” performanslarının içler acısı hali ile “stüdyo” kaydındaki performansın uçurumunu gördükten sonra, canlı canlı dinlemediğim hiçbir şarkıcı için görüş beyan etmem mümkün değil.
Hepsinin foyası canlı performansta döküldü/dökülüyor. Ama Ayşe Hatun Önal apayrı! Amaç dumanlı kafayla dağıtmak, dünya dertlerinden sıyrılmaksa kimin, neyi söylediğinin hiç önemi yok değil mi? Her şeyin cılkının çıktığı, metrekareye 2-3 popstarın düştüğü ülkemizde müziğe sadece eğlence amaçlı bakılması daha çok “hayvan” için altyapısı sağlam, dans müziği üretimini kamçılar ve mankenlik yapacak hanım kız kıtlığında Ortadoğu ve Balkanlar üzerinden manken ithaline de başlarız gibime geliyor.
Saygılar,
Adnan
ND – Selam Adnan,
İlginize, ayrıntılı mail’inize teşekkür ederim. Sözünü ettiğiniz yazıyı “yazıp yazmamak” konusunda çok düşündüm. Belki de ilk defa “Beğendim ama şimdi bunu söylersem millet beni tefe koyar” diye düşünmeye başladım. Sonra da; “Bugüne kadar her beğendiğine beğendim dedin, beğenmediğine de beğenmedim, o zaman bunu da yaz” dedim kendi kendime. Öyle de yaptım sonuçta. Özellikle single’ın açılış şarkısı “Çatla”yı çok çok seviyorum, elden ne gelir. Tek dayanağım “Bazen müziği müzik olduğu için değil, başka nedenlerle de sevebiliriz” oldu. Çok düşkün olduğum “kitsch” örneği olması da ayrı konu. Durum bu.
Selamlar, sevgiler,
Naim
RYD: Ele veririm talkını, kendim yutarım salkımı!
Facebook’taki Reklam Yaratıcıları Derneği Bilgi Paylaşımı sayfasından bir duyuru metni: “Efsane RYD partilerini özleyenlere müjde! Bilmeyenlere, görmeyenlere ise işte fırsat! RYD Yaza Merhaba Partisi 13 Haziran Çarşamba Otto Santral’de! DJ HASSAN (Araf) ve Flört’ün sahne alacağı RYD partisi yine çok konuşulacak. Reklam Yaratıcıları Derneği Üyeleri başta olmak üzere tüm reklamcılar davetlidir!” Görsele baktınız mı?
“DJ HCAN”, “HASSAN” oluvermiş bu arada. Belki de “HCAN” bu âlemde “HASSAN”dır. Bilemiyorum. Haçan Türkçemiz nerededur? “BRIEF”e ve “DEADLINE”a eklenen apostroflardan sonra ferah ferah “espas” vermek de nereden çıktı Allah aşkına! Defalarca yazdım şu “&” rezaletini! Bu ilanı hazırlayan kurum RYD değil mi? Memleket “bel altı” muhabbete odaklanmışken, kim takar RYD’nin hazırladığı/hazırlattığı bu ilanı!
Âlemlerden âlemlere akanların Türkçe kullanımındaki duyarsızlığına gönderme yaptık, gibisinden bir açıklama gelir mi acaba? Kazı çevirmek de mühimdir. Bu arada “EFSÂNEVΔ de bir köşede dursun, belki işinize yarar.
Son dakika notu: Facebook üzerindeki Türkçe Bilgisi’nde söz konusu eleştirilerim dikkate alınmış ve ilan “revize edilmiştir”.
“Arda Kalan” değil, “Artakalan” Cahit üstadım.
Dün gece Haber Türk’te, perşembeden cumaya adım atmamıza ramak kala, soyadı Fıstıkoğlu olan Simge Hanım, Cahit Berkay’ın ve vokalist Derya Petek’in albüm promosyonu çerçevesindeki söyleşisini gerçekleştiriyordu. (Şu çaya çorbaya katık edilen “gerçekleştirmek” beni de ele geçirdi ya, hadi hayırlısı!)
Simge Hanım kızımızın ölçüsüz kahkahalarından hazzetmiyorum. Hatta biraz kaba buluyorum kahkahalarını. İyi bir röportajcı da değil üstelik. Sabahları ulusal gazeteleri okuyordu aynı televizyon kanalında. Terfi etmiş olmalı. İrtifa kaybediyor, o ayrı. Benim nazarımda ama… Üzülmesin. “Frikik”lerini arayıp duran bir “aç aç” sürüsü, onun engebeli diz kapaklarına falan bakacak halde değiller, (“süper mini” size göre değil Simge Hanım.) her neyse.
Cahit Berkay üstadımın film müziklerine bayılanlardanım. Açıkhava’daki konserinde avuçlarımı patlatırcasına alkışladığımı da hususiyetle belirteyim. O saza girişirken, çevremdekilerden yükselen tepkiler şöyleydi: “Aabi, adam aşmış ya!”, “Yok oolum, bu ne ya, ayıp be!”, “Böyle saz mı çalınır! Oha be!” Hele “Selvi Boylum Al Yazmalım”! Aman Allah! Iklığda da sazda da sizi kendinizden geçirir. Hele hele “Iklığ” adını verdikleri parça, Nöri Gantar ve ailesinin maceralarıyla anılır olmuştur yıllar yılı. Ne çare ki “ARDA KALAN” adıyla çıkardığı bu albümün adı da beni kendimden geçirdi hafif tertip.
Yahu üstadım, çevrenizde Türkçe bilen bir vatan evladı yok muydu Allah aşkına? O “&” işareti de ne öyle! Şu “&” hastalığından, aşağılık kompleksinden kurtulalım artık. İspanya’ya &, pardon, ve Fransa’ya biraz daha “dil” odağında baksak… Ver Messi’yi, Ronaldo’yu; al Lille’i, Eden Hazard’ı! İngilizce imlerle, İngilizce sözcüklerle bir ürünün itibar kazanacağı yanılgısından tez elden kurtulmak gerek de… Uzun, derin konu. Şimdi buna girmeyelim. Daldan dala Dalai Lama, yapar okuyanda egzema! “Hacı, maşallah her halttan anlıyosun ha! Bu albümün kapağı yurt dışı müzik piyasası düşünülerek hazırlandı bi’ kere! Bilmiyosun, boş boş konuşuyosun!” gibi zarif tepkiler de gelebilir. Peki be!
Cahit ağabey, albümünüzün adı maalesef hatalı. “ARTAKALAN” olmalıydı. Umarım yanılıyorumdur. Kelime oyunlarını sevenler için: Arda kalan, Emre gelen! “Arda”nın şöyle anlamları var: Bir yeri işaretlemek için dikilen çubuk/değnek, çıkrıkçıların madenin üzerini kazımak ve yontmak için kullandıkları çelik kalem. Şimdi, bu tanımlara bakarsak, albümünüzün isminin yanlış olduğuna karar vermek pek zor değil. Üzüldüm. İnşallah bu albümünüz çok satar da yeni baskılarda düzeltirsiniz bu yanlışlığı. Birleşik ve geçişsiz fiildir “artakalmak” Cahit ağabey.
Allah bileğinize, yüreğinize kuvvet versin.



