Bu parçayı kendime armağan ediyorum, ey zalim ve aylak okur!


Kafkas ne? Tebeşir ne? Daire ne? N’ettin Brecht sen!


Hayat gibi: İyi, Kötü ve Çirkin


Romano, Sclavis, Texier: Ruhunuza bir bilet!


Talip Özkan: “Suda balık yan gider, açma yarem kan gider”


Evet… Hah… Tamam… Hııım… İyi de canım, kim yazdı onu dediniz? Yahu, ama bi’ dakka yani!

Bu şahsın TRT’de bir dakika bile istihdam edilmemesi gerekir; fakat sarı saçlarının ceremesini ben çekmeyeceğim ve programına hazırlıksız çıkan, kendini sunduğu programın içeriğiyle mücehhez kılmayan, seyircisine ve misafir ettiği kişiye zerre saygı duymayan PÇ’ye bu “large” tavrı sebebiyle bir (1) saniye dahi tahammül göstermeyeceğim artık.

Büyük rezalet!


“Riyâsız aşk ile Allah diyen gelsin bu meydâne”


Ayfer Tunç’u anlayınız sevgili okurlar lütfen.

“Benim istediğim şey anlaşılmak, okunmak değil. Grinin Elli Tonu’nu okuyan beni okumasın lütfen, demek geliyor içimden, anlatabiliyor muyum? Metinle dertlerimiz var. Bir şey rahatsız ediyor, içimizi kemiriyor ve o kemiren şeyi aslında kendimize tarif etmek için başlıyoruz yazmaya.”

Ayfer Tunç


Unutun her şeyi!


Hastayım, bu “tanrı yazar” pozları atanlara!

“Diyorum ya seviyorum bu kızı… O nedenle söylediği bu laflar için ne dedi, onu da yazacağım.”

İşbu lafları gazete sayfalarına geçiren şahıs, “kanaat önderi” bayrağını göklerde dalgalandırmakta ısrar eden Ertuğrul Özkök’tür.

“Kız” dediği de “halk filozofu” Hülya Avşar! Hıncal Uluç amcası gibi “ters manyel”lerle popülerliğini yitirmeme uğraşı içinde herhalde.

Seviyorum bu danışıklı dövüşleri…