Her bildiğiniz buna benzer şaşkınlar!

Ağladıkça

Neymiş, “minik serçe” lakaplı Sezen Aksu Alamanya’larda konser vermiş de “Sanatçı Ahmet Kaya’nın ‘Ağladıkça’ adlı parçasını seslendirirken duygu dolu anlar” yaşamışmış! Hop dedik! Orada frene basacaksınız şaşkınlar sürüsü!

Büyük bestekâr Ara Dinkjian’ın o efsane grubu “Night Ark”ın harika bestesini Mine Koşan’dan Ahmet Kaya’ya kadar hemen hemen herkes kendi meşrebine göre söylemiştir. Sözlerini Yusuf Hayaloğlu yazmıştı.

“Ağladıkça”, Ahmet Kaya’nın şarkısı de-ğil-dir! “Night Ark”ın 1989 tarihli ve Novus etiketli “Picture” albümünün aynı adı taşıyan bestesidir bu eser. Parçanın (orijinalinden bahsediyorum tabii) finalindeki vokal ise Shamira Shahinian’a aittir ve adamı fena çarpar. Taklitler asıllarını yaşatır, sözünün anıtıdır bu mücevher beste.

Kadroyu vereyim: Udda ve cümbüşte Ara Dinkjian, piyano ve vokalde Shamira Shahinian, basta Ed Schuller, vurmalılarda ise bizim Arto; yani Onno Tunç’un kardeşi Arto Tunçboyacıyan. “Pictures” albümünün bir diğer gözde bestesi olan “Homecoming”i de “Sarışınım” olarak dinledik yıllarca! Peki, o kimin şarkısı, ha? Beste, yine Ara Dinkjian’a ait elbette.

Müteveffa Ahmet Kaya, sizler gibi emeğe saygısızlık yapmazdı, buna eminim. Cahilliğinizin ucu bucağı yok! Ürkütücü bir cehalet kol geziyor artık. Tecavüz ede ede ilerliyor. Araştırma desen, hak getire! İşkembeden sallamakta ne var, nasılsa karşınızda Survivor nesli var!


Ahmet Hamdi Tanpınar niçin “Beş Kent” demedi acaba?

Selsel

“Qent” yazımını görmüştü bu gözler. “Kentsel”in, (ki “şehir” kelimesini bu Soğdca kelimeye değişmem) o çaya çorbaya limon yılışıklığındaki -sel ekini -ayrı bir yazı konusudur bu sallamasyon ek- apostrofla ayırıp bir de İngilizce yazan ve buna evet diyen kafa, bu olağanüstü kelime oyunuyla satışlarını nasıl katlamıştır kim bilir!

 


Dilim dilim Türkçe: “Herşey” ama “her gün”!

Herşey Masko

MASKO’da kendinizi bulabilme ihtimaliniz güzel. Belki “herşey” ile “her gün” yazan(lar) da kendini bulabilir bi’ ihtimal!


Ba-ba-ba-ba reklama bak, yerlerde sürünüyor, seyretmem ben üstü kalsın!

130 Bpm albümünde, Ozan Doğulu’nun besteleyip Sıla’nın da sözlerini yazdığı “Alain Delon” adlı şarkının müziğinin “Ba-ba-ba-ba Sur Yapı’ya” (gençler arasında “basur” diye biliniyor) reklamında kullanıldığını duyduğum günden beri gıcıklığım katmerlene katmerlene ta Çanak’a ulaştı da ben elimi bu akıllara zarar reklam için klavyeye bir türlü süremedim. Kısmet bugüneymiş.

Sur Yapı

Artık kimse reklam için müzik yapmıyor. En başta buna gıcığım. Hazırlopçuluk almış yürümüş. Buna hepten gıcığım. Bestecisi, iyi bir dünyalık karşılığında satmıştır müziğini, n’aparsınız liberal ekonomi, ekin biçin onu e mi!

Sur Yapı’nın bu reklam filmi için seçilen hanım kızımız (maalesef ismini cismini teyit ettiremedim gençler, kusuruma bakmayın), libidoları fokurdayan İvan Divandelen’lerin gözdesi konumunda. Hanım kızımızın reklamın ilk saniyelerinde gözlerini önce sola, sonra sağa, daha sonra da yukarıya hareket ettirdiği sahnenin akabinde, sağ kolu omzundan kopuk gibi koltuğa oturunca içim cız ediyor vallahi. Hele o dönüşler, geri geri yürümeler, göz kırparken ağız açmalar… Cinsellik kokan hareketler bunlar hocam! Ben mi çok fesadım yoksa ya Rab? Esed miyim, Esad mıyım, fesat mıyım? Yönetmenimiz niçin “tekrar, olmadı” dememiş acaba? Enteresan.

Reklamın beni ilgilendiren kısmı şu “üstü kalsın” şaşkınlığı esasen. “Az az ödeyin üstü kalsın” deniyor bu reklamda. Kuzum, siz ne içtiniz? Ayran içmiş olamazsınız. Nargile mi çektiniz? Neyse ne! Efendiler! Benim bildiğim “üstü kalsın”, hesaptan arta kalan az bir miktarın bahşiş olarak hizmet veren şahsa veya firmaya bırakılmasıdır. Eee? Aylık ödeme 900 TL diyelim. Beş adet 200’lüğü toka ettikten sonra, “üstü kalsın” deyip 100 TL’yi Sur Yapı’ya mı bırakacağız her ay yani?

Murat edilen, meram edilen her ne ise hedef kitle olarak düşünülen seyirciye o “meşaz” geçirelememiş maalesef. Üzgünüm çocuklar, notum, 10 üzerinden 3. O da “cast”ın çabalama kaptan ben gidemem tarzı oyunculuğu için, yanlış anlaşılmasın. Reklamın finalinde, hanım kızımızın cama hohlayıp çizdiği “şey” ise kalpten çok Kim Kardashian’in mal varlığına benziyor ayıptır söylemesi.

Reklam sektörünün okumuş yazmış çocuklarının Türkçe deyimler, atasözleri, ikilemeler kabızlığı daha ne kadar sürecek ve sektörün duayenleri bakalım ne vakit bu konulara el atıp iki çift laf edecekler?

 


Dilim dilim: İnşa

İnşa

Arapça “inşa” kelimesi uzun okunur okunmasına ama yazarken “iki a” ile yazılmaz. “İnşa” yazılır ve “inşa:” diye okunur, yani “inşa”nın a’sı uzatılır. “Fonetik imlâ” şart okullara! “Şart”ı, “koşul”la değiş tokuş eden zihniyete sorayım yeri gelmişken: Koyu siyah yazdığım “şart” yerine “koşul”u koysanıza sıkıysa! Yeter artık, dille bu kadar oynamayın!

İşi gücü bırakıp zıpçıktı “selfie” teranesi için Türkçe (!) karşılık arayıp duran ve sonunda “özçekim”i münasip gören koskoca TDK’nin genel ağını, yani web sitesini firmanıza isim koymadan önce ziyaret etseydiniz “inşaa” minşaa yazmazdınız. Güven inşa etmek için evvelemirde kelimeleri dosdoğru yazmanız gerekiyor.


Bu işte bir “Jung” var Pavese!

“Yalnızlık, insanın çevresinde insan olmaması demek değildir. İnsan kendisinin önemsediği şeyleri başkalarına ulaştıramadığı veya başkalarının olanaksız bulduğu bazı görüşlere sahip olduğu zaman kendisini yalnız hisseder.”

C. G. Jung

“İnsan hiçbir zaman büsbütün yalnız değildir dünyada. En kötü durumda, bir çocuğu, bir delikanlıyı ve zamanla olgun bir adamı, yani kendisinin eski halini bulur yanında.”

C. Pavese

 


Björk, tesadüfleri sever mi bilemem ama “cover”lar asıllarını yaşatır!

Björk

 


Gurur duydum: Hem Nuri hem Bilge hem Ceylan!

NBC

67. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’nin sahibi, “Recep İvedik” serilerine ve “Çalgı Çengi” ekolüne meftun sinema seyircileri için pek tanıdık bir isim değil: Nuri Bilge Ceylan.

Düşmeli kalkmalı, sokmalı çıkarmalı esprileriyle ve bol bol şive taklitleriyle bezeli filmlere ayılıp bayılan sinema seyircileri “sanat filmi” diye burun kıvırıp kıçlarını döndükleri Nuri Bilge Ceylan filmlerine bakalım ne zaman dümen kıracaklar? Belki de hiçbir zaman!

Nuri Bilge Ceylan filmlerinde üst düzeyde seyreden görsellik kalitesi (buna sinematografik yetkinlik de diyebiliriz), muhteşem görüntü silsilesi, plastik sanatlara “günah” penceresinden bakan bir dinsel birikimin izdüşümünde “şifahi kültüre” mağlup oluyor. O yüzden bu ülkede müzeler, resim sergileri bir avuç elit azınlığın caka sattığı maskeli balolar olarak işlev görür yıllardır.

Nuri Bilge Ceylan’ın, ödül konuşmasında Gezi’ye ve Soma’ya atıfta bulunması ise (“Ödülümü son bir yılda hayatını kaybeden Türkiye’nin gençlerine ve Soma’da hayatını kaybeden madencilere adıyorum.”) Recep İvedik”, “Çalgı Çengi” kahramanlarının yanı sıra Cem Yılmaz’ın da kolay kolay kelimelere dökemeyeceği bir sanatçı hassasiyeti olarak belleklere kazındı.

1983 tarihli “The Piano” adlı filmiyle ülkemizde epey ses getirmişti 67. Cannes Film Festivali Jüri Başkanı Jane Campion. “Filmin esas kabiliyeti ne kadar dürüst olduğu. Fazlasıyla merhametsiz. Eğer Nuri Bilge Ceylan kadar dürüst olma cesareti gösterebilseydim kendimle gurur duyardım.” diyen Jane Campion’ın bu sözleri “Kış Uykusu”na yatmış bu ülkenin halkına atılmış bir fiskedir kanaatimce. Budur: Dürüst değiliz.

Büyük şehirlerde yerleşik bulunan entelijansiyanın has sinemacısı Quentin Tarantino’nun candan alkışlarına, 44 yaşın getirdiği bütün zarafetiyle ve olgun güzelliğiyle “Pulp Fiction” siyahına yakın koyu kırmızı ojeli elleriyle aynı candanlıkla katılan Uma Thurman’ın nazik alkışlarının rüzgârında kalbim serinledi. Gurur duydum. Boğazım düğümlendi. Gözlerim karıncalandı.

Helal olsun Nuri Bilge Ceylan!


Justin, Soma için söyledi; Milliyet, virgülü niçin es geçti?

Justin Soma

Ne var yani, alt tarafı bir virgül deyip suratına bakmadığımız o virgülün başımıza ne işler açabileceği üzerine antrenmanlıyız hepimiz ta ilkokul yıllarından: Oku baban gibi, eşek olma.

Bu muzip cümledeki virgülü “Oku”dan sonra koyarsak, hadiseye hakaret boyutu da gireceği için hafiften dayılanmalar da başlardı. Hey gidi günler!

Milliyet gazetesinin web sitesindeki utanılası cümle düşüklüklerine, yerlerde sürünen noktalama yanlışlarına alışkanlık kesbetmiş vaziyetteyiz elhamdülillah! Ancak Maslak İTÜ Arena’yı sallayan Justin Timberlake efendinin konser haberini kaleme alan Mehmet Tez’in (hayır, kelime oyunu yapmayacağım) “Justin Soma için söyledi” başlığından bir virgülü esirgemesi müzik dünyasına “Justin Soma” adlı bir şarkıcıyı armağan etmesiyle neticelenmiş.

Virgül mühimdir efendiler!

 

 

 


Bekleme yapma Pierre Cardin!

P Cardin

Televizyonlardaki yarışma programlarında “heyecan yapanlara”, sokaklarda “bekleme yapan” dolmuşlara, İstanbul’un kuytu köşelerinde “aşk yapanlara” falan çokça şahit oluyorsunuzdur muhtemelen.

Fotoğrafını gördüğünüz “stil” dergisi Pierre Cardin Magazin’in 4. sayısında ise “terleme yapmayan”a şahit oluyoruz millî birlik ve beraberlik ruhu içinde, gözünüz Aydınlı Grup olsun!

“Terletmeyen” yazmak ne banal değil mi? Sizler heyecan yapın, durakta bekleme yapın veya yapmayın, delicesine aşk yapın ve terletme yapmayan çoraplarınızla “tarz” olup Türkçenin canına okumaya devam edin, he mi? Sizlere de bu yakışır!