Metrobüs kahramanlarına ithaf olunur!

“Dürüstlüğe büyük önem veren asil bir halk. Topraklarında soylular gibi yaşarlar; faaliyetleri, yeme içmeleri, eğlenmeleri, harcamaları da öyledir. Çok neşeli ve hayırseverdirler; sohbetleri öyle tatlıdır ki, o bölgede birinin erdemli olduğunu anlatmak için o kişiyi ‘Türk gibi’ diye tarif ederler.”

Pero Tafur, A Short History, 1435-1439

Dün akşam, saat 19.55’te Zincirlikuyu metrobüs durağında ön sıradayken, arkamdan yıldırım hızıyla ve “Allah Allah” nidalarıyla bir çırpıda önüme geçip oturma başarısı gösteren 20-25 yaşlarındaki yiğit gence ve onun gibi metrobüste kıçlarını koyabilecekleri bir yer için kadın erkek, genç yaşlı demeden herkesi iterek deli danalar gibi koşturanlara ithaf ediyorum yukarıdaki alıntıyı.


İsmine dikkat ediniz: Kohinor

Kohinor


“Hergün” değil, “her gün”, her gün” ve “her gün”!

Hergün_KP


Rüyama girse korkarım: İşbir Yatak

Rüyama girse korkarım bu ilandan: İşbir Yatak


Bu kadar “iddia” akla zarar Bimeks!

Bimeks_KP“Notebook” Türkçe sözlüklerde henüz yer almıyor. “Ecnebi” kelimeler ek aldığında “apostrof” koymaktan utanmamalıyız.

“Haftasonu”, “hafta sonu” olarak ya-zı-lır. Haydi, ajansın “jr.”ları bu iki hatayı yaptı. “Sr.” yok mu, “kreatif direktör” yok mu? “Müştem”ler nerede? Peki, “ajans” görmedi bunları, müşteride az buçuk Türkçe bilen bir Allah’ın kulu yok mu? Akıl alacak iş değil!

Bunları doğru dürüst yazamayanlar reklam yazarı, metin yazarı, muhabir (basında da var “hafta sonu” yazamayan), bu yazım hatalarına geçit verenler de “kreatif direktör” gibi unvanlarla caka satıyorlar! Kim bilir, müşteri “kendi içinde” çözmüştür belki de!

Her neyse, siz gidin “iddaa” oynayın, üç beş kuruş cukkalayınca da bir yazım kılavuzu alıp iyice hatmedin!


Ergün Şenlendirici’nin ruhuna: Trompet, saz, caz ve bozlak!

İbrahim Maalouf, trompet

Bijan Chemirani, saz

Diachronism, Trumpet and Saz Improvisation


Röportaja gel!

RRGeorge Roy Hil’in yönetmenliğini yaptığı Butch Cassidy and the Sundance Kid (1969) filminde Butch, Stuart Rosenberg’in Brubaker (1980) filminde Henry Brubaker ve Sydney Pollack’ın o unutulmaz, harika filmi Three Days of the Condor’da (1975) Joseph Turner rolüyle gönlümde ayrı bir yeri olan 1936 doğumlu Robert Redford’a Ayşe Arman’ın “large” yaklaşımıyla kırk yıllık ahbap havalarında verdirdiği pozları görünce içim cız etti.

“Dünyanın en önemli aktör ve yönetmenlerinden biri olan Robert Redford geçtiğimiz hafta içinde Digitürk 307. kanalda HD, 7. kanalda standart yayına başlayacak olan Sundance Channel’ın lansmanı için İstanbul’daydı.” haber cümlesini okumamış olabilirsiniz. Ayşe Arman’ın şu sözlerini okuyalım: “Hep çok beğendim onu. Ayağıma gelmiş, onun gözlerine bakabileceğim, belki dokunurum bile… Kompleks yapıp gitmeyeceğim öyle mi? Yemezler! Gittim.”

Meydanı boş bulmuşsun kekliyorsun insanları Ayşe’nım. Sen nesin ki, nasıl bir “star”sın ki “kompleks yapıp gitmeyeceğim” diyorsun? Ayrıca “kompleks” kek gibi, John Malkovichyapılan bir şey değildir. Robert Redford’a mı “kompleks yapıp” gitmeyeceksin? Yazındaki “kurgu”yu bile eline yüzüne bulaştırmışsın. Of Ayşe’nım of! 2 Aralık 2012’deki yazısında, yayın direktörü Fikret Ercan’ın “Röportaj vermek için ajansı seni seçmiş.” yazmasına ne diyeceğiz peki? En hafif deyişle “tenakuz” diyorum. Bu da büyük röportajcımız!

Celal Çapa da boş durur mu? O da Spike Jonze imzalı Being John Malkovich (1999) ile gönüllerimizde taht kurmuş olan John Malkovich’e asker arkadaşı muamelesi çekmekte beis görmemiş. Ben de Monica Bellucci ile şöyle rahat bir ortamda bir röportaj yaparım herhalde üç vakte kadar. Parasıyla değil mi? Bu arada Vincent Cassel de eniştemiz olur.


Çok net: Reklamcılar, kampanyalar ve tüketiciler…

Bakkal

Yiğit Özgür


Hay sizin “Gangnam Style”ınıza…

Tam bir virüstü. Seul’den bütün dünyaya yayıldı. Sınır tanımamacasına. Bütün dünya bu şarkıyla çalkalandı. “Gangnam Style” adlı “fenomen”den bahsediyorum.

Park Jae-Song; yani PSY, Seul’ün Gangnam bölgesindeki lüks, şatafatlı hayatı anlattığı ve tuhaf bir hipnotikliği olan şarkısıyla ta “ham çökelek” Atilla Taş’a kadar herkese ekmek ve ilham kaynağı oldu. Bu şarkının kaymağını yeme yarışında birbirine benzemez markalar, firmalar, amatör şarkıcılar, “yetenek sizsiniz”ler delicesine bir yarışın içinde ne kadar gülünç olduklarına aldırmadan su akarken küp doldurma telaşıyla “çakma”, tornistan “Gangnam”larıyla pastayı avuçlamaya koyuldular.

Tcell styleGangnam=Etiler – Chungdam=Sarıgazi eşitliği ne kadar doğrudur bilemiyorum ama Kore’nin “zengin” ve “fakir” bölgeleri “Gangnam” ile “Chungdam”. PSY de Gangnam’ın bağrından çıkmış bir nev’i Ajdar veya Caravelle’ine doldurduğu Baltık ülkesinden kızlarla gezip tozan Serdar Ortaç. Hali vakti yerinde PSY’nin maşallah. Amerika’ya okumaya gitmiş, Gangnam bölgesindeki lüks, sosyetik hayatı konu edinen şarkılarıyla sanatını icra ediyor vs.

Kğlı Style“Marka” kıyafetler giyip eşek yükü paraya hamburger-bira eşliğinde çılgın ve zengin bir hayatı aşıladığı şarkılarıyla yaşayıp giderken bir “sihirli el” (Bkz. A. Smith, Görünmez el) değiverdi ve Verdi mi, haydi be oradan, şahlanmasıyla aldı başını gitti “at style” PSY’miz! Söz konusu şarkının göze eza cefa veren videosundaki acayip el kol hareketleri tam bir “fusion” doğrusu! “Kolbastı” ile “apaçi” karışımı figürlerle hoplayıp zıplamaya “dans” demek “salsa”, “tango”, “rumba” gibi dansları icra edenlere insafsızlık olur kanaatindeyim.

Ataş styleNC  Fabrika Satış Mağazaları geri kalır mı, nesi eksik Turkcell’den?NC Fabrika style Esasen Öz Türkcell’in uyanık girişimcisine Gangnam figürleri yaptırsalar daha çok hitap ederlerdi hedef kitlelerine ama tren kaçtı artık. Koskoca Turkcell’in mutaassıp dansçılar eşliğinde bu “style”a sarılıp alelacele reklam filmi çektirmesi çok hazin.

Atilla Taş da “Yamyam Style” adlı eseriyle biz ölümlüleri irşad etmek için yola koyuldu. “Tolkşov”lara çıktı, Youtube’larda Greece’e gönderildi.

Eski bir futbolcudan, bir şarkıcı-oyuncudan ve eski bir spor muhabirinden mürekkep jürinin “evet” veya “hayır” dediği programda el kadar bir bebe de bu furyaya dahil oldu.

Okan styleAOAnmadan geçemeyeceğim. Oturarak dans etme hususunda bir ekol olan adaşımın da bu Kore dalgasının etkisinde kalıp yeni el kol figürleriyle bu “style”a meyletmesi beni olduğu gibi, pek çok hayranını da maşallah nidalarıyla coşturdu.

Hicap mı, sincap mı? Hicap diye bir kelimenin mevcudiyetinden haberdar olanlar yok denecek kadar az artık günümüzde. “Ar”ı ise rahmetli Aysel Gürel’in kızı Müjde Hanım’ın soyadından başka yerde cümle içinde kullanan da yok neredeyse. Emre Aköz ile Salih Memecan bu kelimelerin mânâsını izaha muktedirdir zannederim.


“Elinin hamuru” güzel: Sabrine el Hossamy, La noche ghazal