Ali Saydam’a cevabımdır!

Sayın Ali Saydam,

15.06.2010 tarihinde Marketing Türkiye’de yayımlanan “Pasta küçüldü mü itiş kakış büyür!..” adlı yazınızın, “Korku filmi mi reklam filmi mi?..” ara başlığını taşıyan yazınızda “dublaj” sanatçılarına yönelik “o adam” nitelemeniz çok yakışıksızdı!

Bursalı iletişim ustası arkadaşımız Tolga Yücel” yazıp “o adam” ve “adamcağız” gibi sıfatlarla değerli “dublaj” sanatçılarını (evet, “seslendirme” bir “sanat”tır) küçümsemeniz çok çirkin.

“O adam” dediğiniz, 1990’da hayata veda eden sinema-tiyatro oyuncusu, yönetmen ve unutulmaz “dublaj sanatçısı” değerli Agâh Hün’dür. Belki de, Abdurrahman Palay’ı anlatmak istiyordunuz… Bu dublaj sanatçıları kimdir, diye küçük bir araştırmaya tenezzül etmemişsiniz ki!

Bakın Ali Bey, “The Message”ın (Çağrı) Hz. Hamza’sına can veren o muhteşem ses, Agâh Hün’e aittir. “Lion of the Desert” (Çöl Aslanı) filminde Anthony Quinn’in oynadığı “Omar Mukhtar”a can veren de Agâh Hün’dü! Tarık Gürcan, Pekcan Koşar, Nevin Akkaya, Alev Emre, Güner Ümit, Rıza Tüzün, Hayri Esen, Jeyan Mahfi Ayral (Tözüm) gibi Agâh Hün de, yerli-yabancı pek çok filmi hem “kült” mertebesine çıkarmışlardır hem de pek çok sinema oyuncusunun “star”lığında “söz” sahibi olmuşlardır. Bir düşünün… Selvi Boylum Al Yazmalım‘da Kadir İnanır’ın oyunculuğunu katmerleştiren kişi, “İlyas” karakterine sesini veren Pekcan Koşar’dır! Kezâ Asya… Tijen Par’ın “dublaj sanatçılığı” olmasaydı, Asya ne kadar hafızalarımıza nakşolabilirdi?

Ali Bey, emrinizde o kadar çalışanınız var. Yazınıza konu edeceğiniz kişilere dair küçük bir araştırma yaptırma zahmetine katlanmamış olmanız bir yana, çalakalem klavye kullanımınız da okuyucularınıza göstermediğiniz saygının nişânesi sanki! Örnek mi? “Birebir” değil, “bire bir”; “Kpayın gözlerinizi” değil, “Kapayın gözlerinizi”; “Güzel slogan, ancak araya gidiyor…” değil, “Güzel slogan, ancak arada kaynıyor/gidiyor…” vs.

Ölülerin ardından daha nazik bir şekilde hitap etme “duyarlılığı” göstermeniz, “iletişimci” kimliğinize halel getirmez! Önemle hatırlatırım.

Adnan Algın

Not: Hakan Plastik, Fi Yapı reklamlarının “Dış Ses”i Kemal Ayyıldız’dır. Ayrıca, Shop & Miles (İspanyolca), Shop & Miles (Çince), Turkcell Süper Tarife, Schweppes, Detan Maxi gibi firmaların/markaların reklam filmlerini de seslendirmiştir.

***

25 Haziran 2010 tarihinde Sayın Ali Saydam’dan gelen e-postayı olduğu gibi yayımlıyorum. Kraldan çok kralcı olan M. Türkiye’nin gösteremediği olgunluğu ve demokratlığı gösterdiği için kendisine teşekkür ederim.

“Merhabalar Adnan Bey,
Uyarılarınız için teşekkürler…
Ancak kastedilen kişi kesinlikle Agâh Hün değildir… Çünkü söz konusu dublaj son birkaç ayın konusudur. Diğer kastedilen fragman dublajı ise ABD’dendir. Yani yine rahmetli Hün olamaz…
Duyarlılığınıza ve şahsınıza
Saygılar.
Ali Saydam”


2 responses to “Ali Saydam’a cevabımdır!

  • nomad adlı kullanıcının avatarı nomad

    Siz bahsedileni anlayamamışsınız, “o adam”, “adamcağız” diye anılan kişi Don LaFontaine ihtimalle. Bir alttaki paragrafta taklidini yapan arkadaşı ne diyormuş hiç dikkat etmemişsiniz; “One man… One woman… A house… They never forgot that night…” Türkçe seslendirme yapmayan bir adam konunun nesnesi. Namı da one man. Adam ve adamcağız diye anılması uygun bir gönderme o sebeple. Siz de bilmiyor yahut hatırlayamamış olabilirsiniz, ayıp değil.

    • adnanalgin adlı kullanıcının avatarı adnanalgin

      Ali Saydam, 1 Eylül 2008’de hayata veda eden Don[ald] LaFontaine isimli ve “Voice of God”/”The Voice” olarak da anılan, film fragmanlarını seslendiren kişiyi meram ediyordu ama yazdığınız gibi; “hatırlayamamış”.

      Bersay İletişim Danışmanlığı’nın kurucusu ve gazetelerde, dergilerde, televizyonlarda boy gösteren bir “iletişimci”nin, “hatırlayamama” lüksü o-la-maz. Araştırmasını yapıp yazısını yazmalıdır, “5N 1K” kuralına sadık kalarak yazısını teslim etmelidir.
      “Aman canım, n’olucak yani adamcağızın isimini hatırlayıp yazamadıysak” rahatlığına ne yazıyı yazan, ne de bu yazıyı okuyanlar kapılmalıdır.
      Ve tabii, “Türkçe seslendirme yapmayan bir adam konunun nesnesi” olduğunda, “o adam”, “adamcağız” yazmakta sakınca görmemenin gerekçesi, söz konusu kişinin “bizden” olmaması mıdır? Nezaketin, saygının dini-milliyeti yoktur.

      “Anlayamamak” değil, “dikkatsizlik”… “Dublaj”ın ne zahmetli bir iş olduğunu bilmeyenlerin klasik tavrına dair cümleler olarak gördüğüm satırları, rahmetli Agâh Hün ustaya bir kadir kıymet bilmezlik olarak telakki edişimi “baltayı taşa vurmak” olarak adlandırmak mümkün. Bu dikkatsizlik benimdir.
      Tekrarlıyorum: “Konunun nesnesi”ni (Don[ald] LaFontaine – “The Voice”) net bir şekilde yazısında kullan(a)mamanın özrü olamaz, olmamalı.

Yorum bırakın