Instagram’da deyimlerimiz bi’ başka güzel!


Tam bir tut kelin perçeminden vak’ası! Neresini düzeltelim şimdi bu metnin? Metin olun değerli Yamalı Poğaça takipçileri, sakince yerlerinize oturun. Dişlerinizi daha fazla sıkmayın, papatya çaylarınızı yudumlayıp gözlerinizi usulca kapatın ve derin derin nefes alıp vermeye başlayın… Nasıl, sakinleşebildiniz mi?

Türkçemiz deyimler bakımından hayli zengindir. Daha geçen günlerde MasterChef yarışmasının bir yarışmacısı, “yavaş atın çiftesi pek olur” deyimini izah etmeye çalışırken “sinsi/lik”ten dem vurunca diğer yarışmacılar haklı olarak tepki gösterdiler, küçük bir ağız dalaşı yaşandı. Yaşanır; çünkü bu deyimde yumuşak huylu kişilerin kolay kolay kızmayacakları, kızdıkları zaman da hiç umulmadık ve sert tepkilerde bulunabilecekleri anlatılmak istenmiştir. Bu deyimi kullanan yarışmacının “at terbiyecisi” olması ise işin ironik tarafı olarak televizyon tarihine geçmiştir.

Instagram’daki bu “post”ta da deyimlerimizi bilmemekten kaynaklanan bir hata hançeresini yırtıyor. Efendim, neresini yırtıyor? Yok yok, orasını değil; hançeresini… Yazım savrukluğu başlı başına bir âlem zaten! Bu Instagram kullanıcısı, “Zirvede oluşumuzu baltalamaya çalışan bu saygısızlara itibar etmemenizi rica ederim.” demeye çalışmış. Nasılız? Sakin miyiz? Nasılsa Fatih Portakal da istifa etmiş. Oh, FOX TV de mis! Haydi, eller havaya!


Türkçe Instagram’da güzel!


Düzeltmiş olayım: İkisi beraber güzel olmadı mı sizce de?


Türkçeyi “swinger”lar mı ele geçirdi?!



Şu iki başlığı görüp de hâlâ halama, “Şapka kalkmamış mıydı?” diye soracak mısınız acaba? “Aşık”, “mekan”, “rüzgar” yazmaya daha ne kadar devam edeceksiniz? John Sins’e havale ediyorum o cacık beyinlerinizi düdük makarnaları, bangobozlar, andavallar! Yeter artık!


“İle” bülbülüm ile!

Gazetemiz Karar, hatamız ise bağlaçlarda “virgül” kullanımı: “ile,”, “ve,”, “yahut,” vb.

Olmaz, olmamalı.


Koş citizen koş: Online Türkçe burada!

Dünya, yılların “ekonomi gazetesi”dir. Manşete “vefa salgını” diye yazan kişiye de bu söze gıkını çıkarmayan editöre de ne desek nafile! Çürüme öyle böyle değil. Türkçe hassasiyeti can çekişiyor. İşte bu sebepledir ki “sen başıma gelen en güzel şeysin” zevzekliği, “olumlu katkı” saçmalığı, “sevgi bulaşıcıdır” garabeti bu kadar revaçta ve tapılıyor bu sözlere sosyal medya hesaplarında…

“Salgın” gibi nâhoş bir kelimeyi “vefa salgını” yapıp manşete çıkarmak az buz bir aymazlık değil hani! Dandy sözüne yakın duran haliyle tarihçi Emrah Safa Gürkan üstadımız, mühim olan “usul” değil, “esas”tıra iman edip bencileyin taifeyi küçümsese de bu kabil hataları hoş görmek kat’iyen mümkün değil, kusuruma bakılmasın. Türkçenin canına okuyanların dillerinden vespa crabo’lar eksik olmaya inşallah!

salgın:

Kısa sürede çevredeki insan, hayvan ya da bitkilerin büyük bir bölümüne bulaşan
Bir hastalığın ya da başka bir durumun birçok kimselere birden bulaşması
Bir şeyin bir yere girip her yanı kaplaması; çekirge salgını

Not: Bu yazı Acqua Di Parma Leather parfümünün râyihası eşliğinde yazılmıştır.

 

 

 


Okuyalım, öğrenelim: “Hala” değil, “hâlâ”!


Hala, kulakların çınlıyor mu hâlâ? Niçin “EFT/havale” değil hala? Ölüp gideceğim sebebini bulamadım hâlâ?


Sakın boş verme Asuman!


Tansaş’ın bir vakitler faaliyet gösterdiği İstanbul-Bahariye’deki yerinde Asuman adında bir mekân açıldığını görmüştüm yıllar önce. Kapısında da bi’ kuyruk, sormayın gitsin! Hafta sonlarının klasik görüntüsüydü. Sosyal medya neslinin yılmaz neferleri daha kuyrukta “selfie” mesaisine başlarlardı. Yemek için kuyruğa girmekten hiç hazzetmemişimdir. Ne kadar merak etsem de bu çikolatacı dükkânına adım atmadım.

Covid-19 dünyamızı işgal etmeden evvel Akasya’daki şubelerinde kuyruk yoktu. Girip bir tadım yapayım dedim. Özenli, temiz bir mekân. Halk “gurme”si değilim. Şikemperver de sayılmam. Tatlı analizi yapmaya mezun değilim kısacası. Şu var ki gidilebilir, çikolata menüsünden damak tadınıza göre seçim yapılabilir. Eh, bi’ miktar “ambiyans”a da para ödüyorsunuz. 1-2 liraya da çay var, 5 liraya da…

Dedim ya, belli bir kalite hissiyatı var. Su şişeleri cam, peçeteler recyclable ve mekânın ruhuna uygun düşeceği sözler de yazılmış o peçetelere… Ben de bi’ sivrilik (peki, kıllık da kabulüm) yapıp not düştüm o peçeteye… Yolum düştüğünde bakacağım; sizce düzeltmişler midir?


Kim öğretecek insanlara hayat bilgisini?

Hangi cadde veya neresi olduğu mühim mi? Bahariye’den, yürüye yürüye “metrobüs” adı verilen zamazingoya binmek için Söğütlüçeşme’ye gidiyordum her sabah olduğu gibi. Siyahlar giyinmiş bir adamın üstüme doğru geldiğini fark ettim hızlı adımlarla. Beni geçip şöyle dedi: Kim yaptı bunu? Gördünüz mü?

Arkama dönüp baktım. Küçük bir pastanenin caddeye atılmış masasının etrafına toplanmış üç kişiden, saçı kırlaşmış olanı gayet sakin cevap verdi: Bir hayvan ezdi gitti.

kedi

Yolun hemen kıyısında başının yarısı ezilmiş, vücudu hafiften yassılaşmış ve arka ayakları kıpırdayan sarılı beyazlı yavru kediyi görmemle başımı çevirmem bir oldu. İçime sipsivri bir çakı saplandı o an. Adımlarım yavaşladı, geri dönmeyi düşündüm, hızlı hızlı gelip geçen vasıtaların lastiklerine göz gezdirdim. O kediyi can çekişir halde koyup giden “insan”ı görebilmek, hesap sorabilmek için.

Kediye yapılabilecek bir şey yoktu esasen. Başının yarısı ezilmişti, beyni dağılmıştı ve umutsuzca çırpınıyordu. Olduğum yere yığılacak gibi oldum. İçim kanaya kanaya, ayaklarıma kilolarca ağırlık bağlanmışçasına yürümeye çalıştım. Yamuk yumuk kaldırımları adımlarken Sezai Karakoç’un Ayinler/Çeşmeler‘deki o yürek yakan mısraları düştü aklıma:

“Kim verecek kedilere trafik bilgilerini
Ki hayatlarıyla ödemekteler bir yandan öbür yana geçmeyi”

Kim öğretecek insanlara hayat bilgisini, kedileri de sevebilmeyi?


Vü vs ve!

Merhum Nurullah Ataç’ın arası hiç iyi değildi “ve” bağlacıyla. Bilen bilir. Tilciklerin efendisi, Arapçadan mülhem “vü”nün “ve”ye dönüşüp Türkçeye girmesine tahammül edemiyordu. Yeni nesil reklamcıların da arası iyi değil şu “ve” bağlacıyla.

Oysa iki kelimeyi “ve” bağlacıyla kullandığınızda ek hususuna azami dikkat göstermek iktiza ediyor. “Ustalıkla ve özenle üretildi.” yazmak köylülük falan değil sevgili İsviçreliler! Her şeye “süper” demekle olmuyor bu işler!


Öpüüjeeem!

Basorexia: Birini öpmek için veya öpüşmeye karşı duyulan arzu, dürtü, istekli olma hali.