Monthly Archives: Mayıs 2026

Anne, sen Bosch’u bırak; ben sana helâlinden bi’ İhlas Ev Aletleri ürünü Aura Wdry Islak Kuru elektrikli süpürge alayım!

Bir bardak suda koparılmaya çalışılan fırtına, sosyal medya adı verilen algı manipülasyon yuvasında öyle köpürtülmüş ki “İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim” diyen Robert Bosch’un bu onurlu duruşunun bir benzerini “Anneler Günü” için hazırlattığı reklam filminde markanın Türkiye’deki temsilcileri ve bu reklamı ortaya çıkaran reklam ajansının “kreatif” takımı, trol birliklerinin “boş” saldırılarına karşı geri adım atarak bu incelikli (hatta “ince gören”), hüzünlü reklamın arkasında duramayarak çok büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır.

Ne yapsa ne etse anne olamayan on binlerce kadının merkeze alındığı bu “ters köşe” reklamı yapanların o meşhur “elma”yı dişlemeyi hayal ettiklerine adım gibi eminim. Ancak sen meydana getirdiğin bu reklamın arkasında dik duramazsan, okkalı bir manifesto ile reklamını savunamazsan her dâim ayva yemeye mahkûmsun! Robert Bosch’a ve anne olamayan kadınlara hepiniz özür borçlusunuz.

Bu pısırıklığınızla marka ve reklam ajansı olarak el ele “teneke elma”yı hak ettiniz. Kimsenin göremeyeceği bir yerde saklarsınız artık.


1 Mayıs İşçi Bayramı

1 Mayıs İşçi Bayramı’dır.
“Emek ve Dayanışma Günü” falan değildir.
Peki, 1 Mayıs’tan “işçi”yi silen zihniyet ne yapıyor aslında? Düşünün.
Bir günün adı değişmiyor sadece; o günün içindeki kan çekiliyor. Damarlar mis!

1886 yılının Mayıs ayı başında, ABD genelinde işçiler “günde sekiz saat çalışma” talebiyle greve gidiyor.

3 Mayıs’ta, grev kırıcılara karşı yapılan protestoda polisin silaha davranması neticesinde birkaç işçi hayatını kaybediyor. Bu durum öfkeyi artırıyor.

4 Mayıs akşamı, bir gün önceki polis şiddetini protesto etmek için Haymarket Meydanı’nda bir miting düzenleniyor. Başlangıçta gayet sakin ve barış içinde seyreden mitingde konuşmalar yapılıyor.

Polis mitingi dağıtmak için ilerlediği sırada, kimliği belirlenemeyen biri tarafından polis saflarına bir el bombası atılıyor. Patlamanın ardından polis kalabalığa ateş açıyor. 7 polis, 4 işçi hayatını kaybediyor ve onlarca kişi yaralanıyor.

11 Kasım 1887’de dört işçi lideri (Albert Parsons, August Spies, Adolph Fischer ve George Engel) asılarak idam ediliyor.

İşte “1 Mayıs” bu yaşananların anısına ilan ediliyor. Emek ve dayanışma içindeki patronlar, politikacılar için değil!
“İşçi” kelimesini “emek ve dayanışma”ya çevirince bu tarihin tamamı (idam sehpası, meydanlardaki kan, sekiz saat için ölmek) buhar oluyor. Bir sınıfın günü, sınıfsız bir pürüzsüzlükle pastörize ediliyor. “Terbiyeli”, “uyumlu” ve takvimde bir resmî gün… Zımparalanmış bir tarih ve sınıf bilinci. Meydanlara çıkmak, bu günü barışçıl, kol kola kutlamak “yassah”! Şu demokrasi dedikleri çok kral bi’ sistem, hem de anayasal güvence falan da var!

Bir dilde “kaba, çirkin, rahatsız edici veya toplumsal açıdan tabu kabul edilen bir kavramın, doğrudan telaffuz edilmeyip daha zarif, yumuşak veya dolaylı bir ifadeyle karşılanması”na “euphemismos” adı veriliyor. “Örtmece” diyorlar. “Hoş adlandırma” da… Ben “edeb-i kelâm”ı tercih ediyorum da mesele bu değil.

Ört ki ölem!