“Ivır zıvır”ın ne demek olduğunu bilmemek mühim, Hürriyet’te “köşe” olmak mühim değil!

Haydi, “ıvır zıvır”ın neyi işaret ettiğini bilmiyorsun diyelim. İnsan bu kadar mı emin olur yahu kendinden! MacBook’unu kurcalamaz mı insan? Bu nasıl bir özz güven ya? Nişantaşı rehberi Ahmet Hakan Bey, sesim geliyur mu? Sosyal medya adı verilen sanal dedikodu kazanında kepçe çevirseydim de gelmezdi sesim, bunu bilirim. Bu yaştan sonra akademik kariyer yapıp Öteki Gündem’e çıkmak için de uğraşamam valla! Birkaç kişi okusa ve görse bu cehaletin özz güven gösterisini kâfi.

Hürriyet gazetesinde köşe olan Ahmet Beyefendi, “IVIR ZIVIR ŞEYLER” başlığını münasip görmüş yazısına. Lâkin Sayın Hakan, “ıvır zıvır”ın ne demek olduğundan bîhaber ey biricik okurum, bildiğin bîhaber… Yazayım: Değersiz, kırık dökük, bir kıymeti bulunmayan vb. demek “ıvır zıvır”. “Kıvır zıvır” olarak da kullanılıyor. Ehemmiyeti bulunmayan şeyler için kullanılan bu sözü bir insan için kullanmak ise hakaretin daniskasıdır sevgili Cem :) Hem dersini çalışmamış hem şişman herkesten de diyebiliriz buna Cem kardeşim :) Her neyse, birer muz yiyelim en iyisi!

Hem Doğu Demirkol’u öveceksin (ki Eser Yenenler’in sağından atıp solundan geçer) hem “Fincanın Etrafı Yeşil” türküsüne bayıldığını köşenden binlerce okuruna ilan edeceksin… Sonra da “ıvır zıvır şeyler” diye başlık atacaksın, vay anam babam ve bamyam vay! Ege Bamyası bir vakitler benim için aramakla bulunmaz bir hazineydi, hey Gibbs günler hey! Parantezlere tahammülü olamayan nesil için yazdığımı da kim söyledi! Yok yok, soru sormadım, soru soruyormuş gibi yapıp çalım attım ;) Hey güzel Allah’ım, beni niçin yarattın? Bakınız, “neden”i kullanmadım.

Haydi, ben ufak ufak yaylanayım…


Azericesi doğru, Türkçesi yanlış: Hoş geldiniz


Anadolu yakasının (reklam ajanslarında “Yakası’nın” yazılır) devâsâ AVM’si (“eyviem” diyenlere şahit oldu bu kulaklar) Emaar Square’e alt geçitten ulaşmaya çalışırken gördüğüm “Hoşgeldiniz” kabak tatlısı artık iyice kusma refleksi yaratmaya başladı bünyemde. Neyse ki Azericesini doğru yazmışlar. İyi de bu nasıl kafa a dostlar, var mı izah edecek bi’ babayiğit?


Aldous Huxley 1950’lerde demiş…

Hâmiş: “Hâle” için daha sonra yazacağım nasip olursa.


QNB Finansbank’ın reklam ajansına inanırsın; noktalı virgül kullanılmıyor zannedersin!


Bi’ de bu ülkenin Türkçesine ve noktalama işaretlerine inansanız… Bas bas bağırıyor “noktalı virgül”, bas bas… El sallıyor, hançeresini yırtıyor, “Buradayım, görmüyor musunuz beni, kullansanıza!” diye. Bu satırları klavyeye düşürürken “hançeresini”nin altını kırmızıyla çiziyor bir de bu program utanıp sıkılmadan ve bana şunları öneriyor: “hançer esini”, “hançere sini”! Kime, neyi anlatıyorum ki!

O “meraklı” reklam yazarı adayına yazıyorum: Bir ülkenin bugününe inanırsın; köprülerine, havaalanlarına… (…) Bir ülkenin yarınlarına inanırsın; gençlerine yatırım yapar…

Anladınız mı “kûenbi finansbank”a iletişim hizmeti (?) sunan “yaratıcı” ekip, anladınız mı?


Reklam meklam: Bayıldım “fakülte flamingoları”na :))


İltihap=Yangı (imiş!)

– Yangın n’oldu?

– Nurhan Damcıoğlu’nun kalbindeki mi?

– Hiç gülünç değilsiniz. Size gönençli günler!

 


Vodafone’dan Türkçemize katkı: “Saçma güzel”

Bunu da gördük ey halkım! Gençliğin dilinde eskiyen “manyak güzel”i defnetmiş olacağız ki Vodafone Türkiye, bu hazin duruma kayıtsız kalmamış ve iletişim çalışmalarını pek güzel şekilde yerine getiren reklam ajansı marifetiyle “saçma güzel”i Türkçeye armağan etmekten geri durmamış. Aferin! Migros Migros… Market market… Sanal market! Acayip yaratıcı işler peşi sıra geliyor… Gönlümüz çağıldıyor… Market market… Hey yavrum hey!


Kartal kalkar, dolar artar, fırsatçılar zil takıp oynar!

atv’nin ana haber bültenlerinde sık sık marketlerdeki etiket oyunlarına dair haberleri seyrediyorum, TGRT’de de buna benzer “dolar fırsatçısı” esnafın halleri haber mevzuu oluyor. Bir adet poğaçaya 2 TL vermek kanıma dokunuyor. Kadıköy büfelerindeki “sosisli” bile 5 TL olmuş!

Uzatmayayım: Estetik formuyla bir Montblanc esintisi taşıyan Japon güzeli Sailor 1911 “versatil” kalemi aylardan beri satın almayı savsaklamamın bedeli çok ağır oldu. ABD dolarındaki konjonktürel dalgalanmayı fırsat bilen eşhas, alwaysfashion.com’da 260 TL etiket fiyatına sahip (indirimli fiyatı 232 TL idi) kalemi, sıkı durun şimdi, bugün itibariyle markabana.com’da 472,50 TL’ye, kalemdunyasi.com’da ise tam tamına 525 TL’ye satışa koymuş! Büyük insafsızlık! Büyük vicdansızlık! Büyük… Neyse!

Biliyorum, bu kalem 1 ABD doları 3,00-4,00 TL iken alınmıştı ve çekmecelerinde, bütçesi Montblanc Meisterstück Gold-Coated Classique almaya elvermeyecek bir kalem müptelâsını bekliyordu. İnsaf sınırlarını zorlayan bir “kur artışı” ziyafetine meze olacak kadar keriz değilim, dosta düşmana duyurmak istedim.

Duy sesimi atv!


Hoş geldin dedik, “hoşgeldin” değil!


“Magazin bizde hiç olmadı!”

Şöhretleri kendilerinden ve basından menkul bu ünlülerin gazetelerde, internet sitelerinde ve ekranlarda her dakika resmigeçit yapmalarından sizi bilmem ama bana artık gına geldi! Hep aynı “ünlü” isimlerin, “düzeyli ilişki”lerinden, sevgilileri ile bir bozuşup bir barışmalarından, meyhanelerde karşılarına çıkıveren fotoğrafçılardan fellik fellik kaçmalarından yahut alışveriş merkezlerinde poz vermelerinden botokslu, suratların buz gibi bakışlarından ve marka ama çoğu çakma çantalardan hakikaten illâllah!

Murat Bardakçı