Rahmetli Cenk Koray Fırt’ta yazardı yıllaaar önce buna benzer “soğuk” esprileri ve bir dönem ben de bu soğuklukları alıntılayarak pek çok kişiye Sibirya iklimini iliklerine kadar hissettirirdim. Adamın evi yanmış odaları düz veya adamın penisi yokmuş, telefon etmek için sterlin bozdurmuş gibi… Vestel de “sosyal medya” ayağında buna benzer bir işe girişip genç nesle göz kırpmak istemiş ama harf düşürmeyi bilmeyen reklam/metin yazarı istihdamı sebebiyle bir çuval inciri, af buyrun, bok etmiş ve “n’olmuş” yazacaklarına “no’lmuş” gibi bir garabeti sokmuşlar iyice yamulan hayatlarımıza. İyi halt ettiniz ve bir an önce gidiniz!
Önce Türkçenin sağlığı, uykuya sonra bakarız!
“Yataş Bedding” adı verildiği için mi Türkçeye böylesine yama muamelesi yapılıyor? Bir reklam/metin yazarı nasıl olur da bu kadar yerlerde sürünen cümleler kurabilir, havsalam almıyor! Önce derin bir üzüntü çörekleniyor içime, sonra sinirden tırnaklarımı yiyecek duruma geliyorum. Hatalar o kadar çıldırtıcı ki… Birini ben yazayım, diğerlerini az çok Türkçe bilgisi olan her çocuk görebilir zaten. “Yatmadan önce ağır yemek yemekten” yazamamışlar. Amerikancanın egemenliğinde “uykulu hissettiğinizde” de yazıyorlar! Yazık.
Film de eleştiririm, şarkı da söylerim! Türkçe mi? Amaaan boş ver!
Film eleştirmeni ve şarkıcı Ömür Gedik, “Ekşi Elmalar” hakkında yazmış. Yazısında “tek tırnak” kullanmasını elbette önemsemiyoruz. Mühim olan nasıl yazdığı değil, ne yazdığı diyerek noktalama işaretlerini kafamıza göre budayıp duruyoruz. Şu cümleye takıldım: “Dışarıya kız verilmediği, babanın sözünden asla ve kata çıkılmadığı, siyasetin genel yaşama hâkim olduğu Hakkâri’deyiz.”
Kaçınca kata çıkılamıyormuş ki? Yahu, insan bir sözlük, kılavuz bulundurmaz mı sağında solunda? Çalakalem yazmak pek bi’ moda! Bir film eleştirmeninin “asla ve kat’a” yazmak için işini az da olsa ciddiye alması, “asla ve kat’a” yazmayı bilmiyorsa da “kat’iyen” yazacak kelime dağarcığının olması gerekiyor.
İki parmakla düşünürüm ben aga!
Sağ elin işaret ve orta parmağını şakağa dayamak da nedir Allah aşkına! Adaşların bu “pişti” pozuna gülmedim desem yalan olur. “Entellektüel” şahsiyetlere Unkapanı’na meşhur olmaya gelmiş türkücü pozu verdirtmek (Mrk. The Verdict) neyin nesi yahu!
Sıvayan: Funda Özkalyoncuoğlu
“Ben kitabı okudum ama çok böyle, sana anlatabileceğim, hani, altını çizebileceğim ya da bana dokun… Sabahattin Ali, çoook ama çok önemli bir yazar yani, bunu herkes biliyor ve herkesin mutlaka onun kitaplarından okuması lazım ama nasıl olacak bilmiyorum yani, çok gözümden canlandıramadım hikâyeyi yani.”
Nefs zindanlarına hücum!
Bir “ekşi” kullanıcısı, “küçük emraha benzeyen adam.o saçlar nedirya” yazmış. Nadiren olsa da adam gibi “entry”lerin olduğu bu platformu, bu garabet “yorum” sebebiyle elimizin tersiyle itmek ayıp olur.
Salar Aghili’nin olağanüstü sesinin, yorumunun memleketimizde hak ettiği ölçüde bilinmemesi çok hazin. İlla ki Peter Gabriel’in el uzatması mı gerekiyor bu gürül gürül çağıldayan, tüyler ürpertici sese?
Bab’Aziz’in “Poem of the Atoms”uyla sınırlı kalmaması gereken bir ses sanatkârı İranlı Salar Aghili. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin sözlerini Salar Aghili’den dinlemek bambaşka bir ruh deveranı, bambaşka bir ruh dalgalanması… Ruhuna cila atmak isteyenlere…





