Red Bull gelsin dile: “SUNUMDAN ÖNCE SON GECE?”
Okuma tembelliğiyle ün yapmış halkımıza soru tonlamasıyla cümle okutturmaya kalkışmak için kaç düzine Red Bull içildi acaba? Sehven soru işareti konuldu diyeceğim ama arada 9 (dokuz) adet tuş var, Q klavyede ünlem işareti ile soru işareti arasında. “Viral”lerle videolarla gülüp coşan, “caps”lerle hönkürüp sıçrayan cin fikirli, şeytan zikirli gençler bu çalışmada ne demek istemiş olabilirler acaba?
Dalga mı geçiyorsun Apple TR?
Bir de dersiniz ki “koskoca Apple Türkiye”… Gelin görün ki “teenage” ağzından medet umuluyor. Cılkı çıkan ve sıkça reklam sektöründe duyageldiğimiz “şaka gibi” terkibini kullanırken hiç mi utanmadınız? Dalga mı geçiyorsunuz kuzum siz bizimle?
“Gururla yerli” mi, “mahcubiyetle -çakma- yerli” mi?
Arda Turan’ın “ex” sevgilisi Sinem Kobal’ın “new” sevgilisi Kenan Bey’in reklamlarında boy gösterdiği ve “akıllı” olduğu belirtilen “venus v3″ün tasarımına bakar bakmaz iPhone’u görür gibi oldunuz değil mi? Lenovo S90’ı birkaç hafta önce incelemiş ve “çakma ayfon” hissinin bünyemi elime geçirmesiyle Lenovo’nun da üstünü çizmiştim. iPhone 4s’nin bataryası sizlere ömür de… Aylardan beri sürüyor cep telefonu arayışım ve hâlâ gönlümü hoş edebilecek “aptal” bir cihaza meyledemedim. Bir cep telefonuna üç bin papel verebilecek kadar “akıllı” değilim.
Sadede geleyim: iPhone öyle bir marka konumlandırması yapmış ki tebrik etmemek mümkün değil. Yazılım, donanım vb. hususlarda kimi markalar iPhone’a nal toplatsa da o kahrolası “tutuş deneyimi” veya “attitude” denen halt öyle kuvvetli ki insanlara 24 taksitlik kontratlar yaptırtıp iPhone aldırtabiliyor. İstanbul’un metrobüslerinde iPhone’u olmayanlara tesadüf etmek ise neredeyse olanaksız! Millî gelirimizdeki bu göz yaşartıcı artışın sebeb ü hikmetini Ege Cansen beyefendiye havale edip Vestel’in “mahcubiyetle -çakma- yerli” tasarımına teessüflerimi arz ediyorum. Bir de “venüs” yazmamışlar! Pek de Batı’ya açılırmışız canım! iPhone 6’nın tasarımını Lenovo S90 taklit etmiş, Lenovo S90’ı da Vestel… Yerli mühendislerimiz Anadolu’dan esintiler taşıyan çizgiler eşliğinde “yerli” dokunuşlar katabilselermiş keşke ama nerdeee!
Bi’ bilene sor, bimeks!
“Bi”, Arapça isim tamlamalarında harf-i tarifsiz de kullanılır. Örnek: “Bi-gayri kasdin, bi-tıpkı”. Hani, şu sıralar yediden yetmişe herkesin dilinde dolaşıp duran “aynen öyle”yi terk edip “bi-tıpkı”ya geçebilirsiniz. Yüzeysel farklılıklarla “trend” yaratma uğraşında olanlar için fena bir değişiklik sayılmaz “bi-tıpkı”… İsim hakkı da istemiyorum. Tepe tepe kullanınız.
“Bir”in, “bi” yazılanca komik, sempatik, tatlı mı tatlı olduğuna, satın almayı fişekleyen kudretine iman edenlerin dil sorumsuzluğundan, zannediyorum ki sadece bendeniz rahatsızlık duyuyor.
“Dilin kemiği yok, Türkçenin kuralı var” kampanyasından “bî-haber” misiniz? Kristal Elma hayalleri kurmaya odaklanmış beyinlerden çok şey beklemiyoruz. İcra ettiği işin temel unsuru Türkçenin adam gibi kullanılmasını bekliyoruz reklamcılardan, hepsi bu. “Bi de”nin (“bide”) ne anlama geldiğini bilen bir nesle sahip değil miyiz? “Billboard”lara, “Facebook”lara, “MSN”lere “bi” yazanlar için, “bide”nin “taharet küveti/oturağı” olduğunu not düşeyim o halde, belki işlerine yarar. “Bidet” yazılır ve “bide” olarak okunur. “Just Pide”yi de dinleyiniz!
Harf düşmesiyle ilgili bilgilere ilkokul beşinci sınıf Türkçe kitabında yer veriliyor. Bi’ bakmakta fayda var. Tıpkı “bi’ tanem”, tıpkı “bi’ kere” gibi… Neyse, teferruatlara kafa yoran da kalmadı zaten memleket umumisinde.
Yanlışsa biz yapmışızdır!
Hedef kitkenizi bilemem de Yamalı Poğaça’yı harekete geçirdiniz bir kere! Giriş paragrafındaki üç adet soru işaretinden ikisi karavana! “Gözalıcı”yı niçin birleştirdiniz? Gamze Hanım’ın soyadıyla karıştırdınız herhalde, olur böyle şeyler. Gamze Gözalan. Hele hele şu “vaad” kelimesine ne demeli! Örnekler her zaman işe yarar: “Vaadini yerine getirmedin; fakat sana vaat ettiğim 1+1 stüdyo dairenin anahtarını Prada çantanda bil tatlım!”
Vallahi, bunları siz yazmışsınız!
Çok “kült”üm vallahi!
“Bilboard”lar çok zorlama! İzah isteyenler olabiliyor, onlar için yazayım, okurlar velinimetimdir: Biraz hamilelik olamayacağı gibi, “kült”ün azı ve çoğu da olmaz. “Çok tarz” gibi “trend” bir ifadeye sarılmışlar anlaşılan. Olur, zaman zaman sarılmak isteriz bir şeye… Oyuncak bir ayıya, bağrı kıllı bir ayıcığa, yerli ve yabancı banknotlara, moda olan bir kelimeye…
Hanımlar, beyler! Bir şey ya “kült”tür ya da değildir. Örnek mi? “Godfather” kült bir filmdir. Değil midir? “Leon”a burun mu kıvırdınız? O burunları ısırırız!
Harita Metot mu Defteri?
“Ömrünün yıllarla ölçülen süresi ‘kaç ortalı’ olursa olsun, yaşamı boyunca kendine çizdiği yol haritasını izleyerek bıkmadan usanmadan ders çalışan, elinden kolundan, kucağından defter, kitap, kalem eksik olmayan ‘bir çocuğun’ anılarını yazdığı kitaba Harita Metod Defteri adının yakışacağını düşündüm. Umarım okunması, yaşanmasından daha güzel bir hayatın kitabı olmuştur.”
Murathan Mungan’ındı bu sözler. Kitabına “Harita Metod Defteri” adını koyarak kitabevi çalışanlarını epey zorlayacağa benziyor. Yıllar önce Turan Dursun’un “Din Bu” serisini siyer kitapları arasında görmüştüm de! Bu kitabı da ilkokul kitapları rafında görürseniz sakın şaşırmayın.
Fransızca yazımını (méthode) tercih ettiği anlaşılıyor, Murathan Bey’in. TDK, Dil Derneği ve Nişanyan’da bu sözcüğün yalın hali “metot”, ek aldığında “metodu/metoda” olarak yazılıyor. Koskoca Murathan Mungan’ın, bu kelimenin nasıl yazılacağını bilmediğini söyleme şaşkınlığında değilim; fakat yazarın “kişisel tasarrufu” işte tam da bu noktada devreye giriyor. Tıpkı “yazarkasa” ile “yazar kasa” arasındaki bilek güreşi gibi. Unutmadan yazayım: “Yazar kasa” kelimesini her gördüğümde aklıma düşen birkaç isim var: Elif Şafak, Orhan Pamuk, Ayşe Kulin.





