Biraz gecikmeyle de olsa Bu Fatih Altaylı güzellemesinin sahibini yazayım: Mesut Yar. Ah, bi’ de “haiz” kelimesini nasıl kullanacağını bilseydi… “Hazzetmek” yazmayı da bilmiyor, CNN Türk’teki Burada Laf Çok programında espri üstüne espri patlatıp monitörlere el ense çeken Bay Yar. Yetmiyor, Posta gazetesinde de Türkçenin canına okuyor. Nasılsa “yurdumun şairleri” ile penis boyuyla kafasını bozanlar var karşısında… Yar babam yar! Affedersiniz, yaz babam yaz!
Tencereler ve kapaklar!
“4. yıldız”ın peşine düşen Bay Prandelli’nin maruz kaldığı hüsrana olan dayanıklılığı GS taraftarlarını sinirden delirtecek raddede. İstanbul’da B. Dortmund’a 4-0 mağlup olan GS’nin, Başakşehir’den ve akabinde yine B. Dortmund’dan 4 gol yemesi, “4. yıldız” şarkısını terennüm eden Bay Prandelli’ye yapılan çok tatsız bir şaka mahiyetinde.
Cümle âleme rezil rüsva olan GS’nin “dört dörtlük” mağlubiyet serisi, spor basınına ve “sosyal medya”nın cin fikirli gençlerine fena halde malzeme oldu. Üstteki fotoğraf Hürriyet gazetesinden. Odaklanacağımız husus, GS’nin taktik ve teknik arızaları falan değil; “PRANDELLİ SUS, PUS!” yazabilenlerin basındaki ürkütücü mevcudiyeti…
İkilemelerin nasıl yazılacağını bilmemek ayıp değil artık! Cehalet artık marifettir bu memlekette ve iltifata tâbidir. Bilgi sahibi olanların üzerindeki baskı ise gitgide artmaktadır artık bu ülkede. Ve bu ikileme rezaleti (“PRANDELLİ SUS, PUS!”) Hürriyet’in spor sayfasındadır! Mehmet Arslan, buna nasıl müsaade etmektedir?
İkilemeleri yazmayı bilmeyenlerin “gazeteci” addedildiği bu memlekette, kısaltmalara nasıl ek getireleceğini bilmeyenler de “köşe” sahibi olup ahkâm kesebiliyor. Dolce vita! Fotoğraf altta, bakabilirsiniz.
“Gs’a”, “Gs’ın”, “Gs’lıyı”… Ya “demirbaş’larından”a ne dersiniz? Şu da çok tatlı: “Zurna’nın zırt dediği”! Şu çok feci: “Gs’ın sahip’lerini…” Vallahi çok ayıp! Yazıları kontrol eden bir ortaokul mezunu falan yok mu koskoca Hürriyet’te? Mehmet Arslan ile Ertuğrul Özkök’e soruyorum: Yok mu, şu yazıları bir kontrol eden az buçuk okumuş yazmış bir delikanlı koskoca Hürriyet’te?
Bu incilerin sahibini merak edenler için: Bilgin Gökberk. Böyle gazeteye böyle spor yazarı! Böylesi durumlar için kullanılan bir söz vardır: Bon pour l’Orient. Daha fazla yazıp da midemi sıkıntıya sokmayayım. İkiliyorum müsaadenizle.
Cahilce & düşüncesizce!
Hani ne derler, bilirsiniz: Allah, karakola da, hastaneye de düşürmesin… Takriben iki hafta önce hastaneye düştüm. Bekleme salonu denilen mekândaki dijital panoya takıldı gözüm, takılmaz olaydı! Yeditepe Üniversitesi Hastanesi’nin Kalp ve Damar Cerrahı Baş Hekim Yardımcısı Halit Yerebakan’ın TRT 1’deki programının tanıtımlarındaki bir ifadeyi görünce tansiyonumu zaptedemez oldum. Okuyalım: YENİ&HEYECANLI.
Bravo! Hatta maşallah! Şu “&” işaretinde ne gibi bir hikmet var, akıl sır erdiremiyorum. Liberal aydınların çok sevdiği bir terkibi kullanmak istiyorum bu noktada: akıl tutulması. Bu bir “akıl tutulması” olduğu kadar cehalet, Türkçeye (şimdi “ve” Arapça “vü”den mülhem diyenler çıkacaktır ama “radio” da Türkçeleşip “radyo” oldu!) karşı ölümüne sorumsuzluk, düşüncesizliktir de… Say say bitmez, Ahmet Say ile Fazıl Say da bu topraklarda kolay kolay bitmez. Her neyse, sap ile samanı ayıramayanların memleketinde Fazıl Say da olmak zordur, Türkçeye dair hassasiyet göstermek de…
Matah bir şey zannettiğiniz o “&” işaretiniz yerin dibine batsın!
Faizsiz sevgi mi, görgü mü?
Star TV’nin ana haber bülteninde “haber” adı altında bir “magazin tanıtımı”nda parasını pulunu, ultra modern banyosunu, araçlarını bütün görgü kurallarını çiğneyerek gösteren bu beyefendinin “faizsiz sevgi” temalı reklamını görünce irkildim. Ucu bucağı olmayan zenginliğinin sembolik göstergesi kol saatini -büyük olasılıkla Franck Muller- itinayla gözümüze doğru sokan bu pozuyla reklamcılık tarihindeki yerini çoktan aldı “yaşam mimarı”mız.
Bis: Az bile yazmışım!
(…) “Utanması sıkılması olmayan bir güruh ise ‘hoşgeldiniz’ yazsak n’olur yani, demekte beis görmemekteymiş duyduğum kadarıyla. İşini ciddiye almayıp kendi kof imajlarını cilalayanların, aslî işi ‘iletişim’ olup da işine ihanet edenlerin zerre sorumluluk hissi taşımayan bu ürkütücü boş vermişlikleri yüzünden Türkçemiz her geçen gün dibe vuruyor. Müsaadenizle bu skandal için üç harfli tepkimi de kayda geçireyim: YUH!
Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkün olur, diyen ve Sakallı Celâl olarak bilinen Celâl Yalınız’ın ruhu şâd olsun.”
Me-tiiin buraya, gözler Yamalı Poğaça’ya!
Efendim, âdet olduğu üzere yatağıma yatmadan evvel mutad kanepede uyuklama seansım esnasında, Beşiktaş’ın “Sarı Fırtına”sı Metin Tekin ile sağ bileğine geçirdiği bilekliklerle “tarz”ını bilgiç yorumlarıyla kombinleyen Önder Özen’in, bügünkü “dev derbi”ye dair yorumlarına kulak kabarttım. GS Başkanı Ünal Bey, maçın hakemi Cüneyt Bey için “şaibeli” demiş. Metin Bey’deydi söz sırası ve melaen şöyle dedi: İnternette aradım ama bulamadım bu kelimenin anlamını, hoş olmadığı belli, böyle şeyler söylenmemeli… Önder Bey, lafa girdi ve “şaibeli”nin “lekeli” demek olduğunu söyledi. Sunucu Erdoğan Bey de katıldı “şaibeli”nin anlamını çözmeye ve o da “şüpheli” dedi.
Benim ne halde olduğumu yazmama gerek var mı? Kalan üç beş tel saçımı yolarken, bir yandan da sol ayağımın kalınlaşmış toğuna öldürücü, yolucu tırnak darbeleri atıyordum sinirden. “Biz bir şey yaptık ama ne?” Murat Bey (Bardakçı), kendisine gönderilen cahilane e-postalara cevap vermeye çalışırken sık sık kullanır bu cümleyi. Sadece bu anlar için bile Tarihin Arka Odası’nın seyredilmesi gerekir. Yorumcular, spor adamları, eski futbolcular, yöneticiler… nasıl bu kadar cahil kalabiliyorlar?
İşin garibi, bildiğini yazmak ve/veya söylemek “ayıp” addedilir oldu, iyi mi! Kahir ekseriyet cehaletiyle övünür hale geldi! 17 Aralık’ın halının altına süpürülmesi kadar ürkütücü bir hadise bu. Mehmet Pişkin kadar yürekli olabilseydim keşke!
Metin Bey, hangi sitelerde aradı acaba “şaibeli” kelimesini? Dil Derneği’ndeki karşılıklar Ünal Bey’in neyi meram ettiğini izaha kâfi: Eksiği, kusuru, ayıbı olan. TDK de burada: 1. Art düşünce. 2. Hile. 3. Eksiklik, kusur, ayıp. “Sarı Fırtına”, Ankara’da leb-i derya ev arayan reklamdaki o kıza benziyordu bütün masumiyetiyle.
Haa, hayat gibi “derbi”lerin de tadı kalmadı artık. Tahminimi de sanal çöplüğe not düşeyim: İlk yarı X veya MS 1-1. Şaibesiz bir maç olması temennisiyle, sözlüğün gani olsun Türkiye!





