“Yazma ve okuma ıslerini” seviyor, para kazanırken “algı yukseltmek icin yapmak istiyor” bu hanım kızımız… Bunları da “redaktör” sıfatıyla yapacağını ifade etmeye çalışmış. Yasin Obuz “sanatçı” ise bu kızcağız da elbette “redaktör” olacaktır, ne bekliyordunuz ki!
Çeşm-i insâf kadar kâmile mîzân olmaz / Kişi noksânını bilmek gibi irfân olmaz
Şu reklamverenlerin “celebrity” merakı ve “marka yüzü”ndeki şaşkın tutumları, yazmaya gerek yok, en çok “ünlü”lere yarıyor elbette. Bu “marka yüzsüzlüğü”nden en çok Burcu Esmersoy ekmek yemiştir, artık hangi firmaların “marka yüzü” olarak banka cüzdanını dolduruyor, takip etmiyorum açıkçası.
“Hayata daha çok zaman” ayırıp banka hesabını doldururken Ezgi de Eti Browni’sini doya doya ısırabilir artık! Oooh, afiyet şeker olsun!
Bu üç adet ilanı da “armut.com”dan aldım. “İhtiyacın olan hizmete kolayca ulaş, bekleyen işlerini hallet” sloganıyla boyacıdan tutun da nakliye hizmetlerine, temizlikçilerden tutun da metin yazarlığına kadar aradığınız hizmeti bulabildiğiniz bir platform.
Neresinden tutup başlayalım? Daha “-de/-da” ekini nasıl kullanacağını bilmeyenlerin metin yazarlığına kalkışmasındaki büyük cesareti mi yazalım? “Edebiyat fakültesi son sınıf öğrencisi”nin sosyal medyada fink atarken yazdıklarını kontrol etmeden aklına eseni rahatça yazmasından aldığı o devâsâ öz güvenin aklını felç etmesini mi? Üstüne üstlük bu kendini bilmeyen genç, hem edebiyat fakültesinde okuduğunu yazıyor hem “sosyal medyada” yazamıyor! Üç satırlık iş arama ilanında nokta koyduktan sonra büyük harfle cümleye başlayamayan birine kim, niçin güvensin? Bu sarhoşluk içinde sosyal medyada metin yazarlığı işine (!) talip olabilmek çok büyük bir cesaret!
Üçü de maşallah çok “özentili”ler! Yahu, bir dijital platformda iş aramak için yola koyuluyorsun ve göndereceğin üç dört satırı ölümüne kontrol etmeyi savsaklıyorsun, sen ne biçim bir metin yazarı adayısın kardeşim! Memlekette öylesine bir çürüme var ki! Edebiyat iki seksen yerlerde… Siyaset kayıkçı kavgası… Aşklar sünepe… Âşıklar cıvık mı cıvık… Ekonomi bitik… Gazetecilik amigoluğa dönüşmüş… Ahlak bitik, yerine koydukları etik… En mühimi insanlık bitik mi bitik! E, bu durumda da ister 2000’li yılların gençliği deyin ister Z kuşağı, netice bu iş ilanlarında ayan beyan ortada.
Tâlib ile metin yazarlığına talip olanlara ve olacaklara bir sır verelim:
Çeşm-i insâf kadar kâmile mîzân olmaz / Kişi noksânını bilmek gibi irfân olmaz
“Yapım kalitesi, sinematografi, Protagonist akılda kalıcı ‘yerel’ karakterler, klişe hikayelerden tavşan çıkartabilme yaratıcılığı ve repliklerde üretilebilen popüler kültür dili açısından Cem Yılmaz sinemasının bir kısmı gelecekte etnografya belgeseli niteliğindedir. Evrensellik?” diye bir tweet atmış 7 Mart 2021’de Ceyhun C. Canbazoğlu.
Cem Yılmaz da bu tweet’e aynen şöyle cevap vermiş: “Evrenselliği sana bahşettim.Hemen çalışmalara başla.Ceyhun Ezberoğlu.”
Cem Yılmaz’ın bu cevabına hayranları 139 adet cevapla destek vermiş, C. Yılmaz filmlerini eleştirme “hadsizliğini” yapan C. C. Canbazoğlu da o çok iyi bildiğimiz sosyal medya lincine mâruz kalmış. Ne entelliği kalmış ne davarlığı… Sosyal medya adı verilen bu değneksiz köyde yer almamakta ne kadar haklı olduğumu bir kez daha gördüm. 43 retweet yapılmış, 2,3 B de “kalp” bırakılmış.
Post-modern bir “şeyh-mürit” ilişkisidir iliklerimize kadar işleyen, bu “tweet” muharebesinde gördüğümüz. Cem Yılmaz’ın filmlerine zinhar laf edilemez, eleştirilemez! Niye? Ki bu satırları Cem Yılmaz’ın stand-up gösterilerini defalarca seyretmiş, zekice esprilerine karın kası felç olacak kadar gülmüş, filmlerini keyifle seyretmiş biri yazıyor, dikkatlerden kaçmasın. Kim ki sanatın bir dalında üretim yapar, o kişi eleştirilmeyi de göze alır, almalıdır. Ötesi kibirdir.
Bu memlekette entelektüel birikime kanlı, gözü dönmüş bir öfke var! Efendim, niçin “protagonist” demişmiş? Sana mı soracağız zihin dünyamızdaki bir fikri yazıya dökerken kullanacağımız kelimeleri? Eleştirmek suç, bir de eleştirilen sanatçının hayranlarının kültürel birikimlerini gözeten “light” bir üslup kullanacağız! Başka bir arzunuz var mıydı? Sorsanız bu Cem Yılmaz müritlerine, hepsi de sapına kadar demokrattırlar! Sevsinler, canlarım benim!
Bu memlekette riyakârlık kapalı gişedir! Herkes işine nasıl geliyorsa öyle konumlanır, ötesi boş laf! C. C. Canbazoğlu, C. Yılmaz’ın filmlerindeki “evrensel” dokunuşu eksik bulmuş olabilir. İran sinemasının “baba” yönetmenlerinin filmlerinden yerellik fışkırır; fakat evrenseldir. C. Yılmaz’ın komedi anlayışı fazlasıyla “yerel”dir ve bu “yerel”likle evrensel ölçekte sinematografik başarı kazanması mucizedir.
Cem Yılmaz’ın yıllardan beri devam eden “stand-up”ları başarılıdır. Bazı filmlerindeki oyunculuğu da çok iyidir, iyi bir oyunculuk hamuru vardır. Bütün bunlara rağmen Cem Yılmaz ELEŞTİRİLEMEZ bir tanrı değildir! Ki pek çok insan kendi meşrebine göre kâinatın bir yaratıcısı olup olmadığından başlayıp o “yaratıcı”yı eleştirebilmektedir de… CMYLMZ’nin bu dokunulmazlığının kaynağı nedir? En ufak ve edepli eleştiriye bu tahammülsüzlük niyedir? Kim ki icra ettiği sanatta tanrılaştırılır, tehlike de o anda başlar.
“Ayrıksı” ve “aykırı” konularla çelik çomak oynayan “şerefli dönek” Ertuğrul Özkök, Hürriyet gazetesindeki bugünkü (12 Mart 2021) köşesinde “OĞUZ ATAY’IN GÜNLÜĞÜ OLAYI BÜYÜYOR, İŞTE GELEN YENİ BİLGİLER” başlığında “Önce bir düzeltme. Dün yanlışlıkla Oğuz Atay’ın Yeniköy’de evinde öldüğünü yazmıştım. Ancak Atay bir arkadaşının evinde ölmüş.” düzeltmesini yapmış.
Bir gün önce de şunu yazmıştı: “BARLAS ÖZARIKÇA: Kütüphaneci, roman yazarı ve gazeteci. Cumhuriyet gazetesinde düzeltmen olarak çalıştı. Varlık dergisinde “Seks Aşkı Öper” ve “Ayna Giyinen Şişko” başlıklı denemeleri yayınlandı.”
“Upper (Yukarı) Cihangir dedektifliği” yapmaktan maddî hata manyağı olmuş vaziyette kendileri maalesef. Seks Aşkı Öper 1992, Aşkı Giyinen Şişko ise 1999 tarihli KİTAPLARIDIR Barlas Özarıkça’nın Ertuğrul Bey.
Ne kadar “şerefli dönek” olsa da Cihangir entelektüelliğinin dışına çıkamasa da andropozun getirdiği fasit dairede kıvranıp dursa da yazıların dibindeki “KATKIDA BULUNANLAR” başlığını takdirle karşıladığımı belirtmem gerekiyor. Belirtmem gerekiyor; çünkü -özellikle reklam sektöründe- bir düzelt-men “invisible man”dir.
“Büyükbabalarımızdan daha rezil olan babalarımız, kendilerinden daha rezil olan bizleri dünyaya getirdiler ve bizler ise bizden de soysuz nesiller dünyaya getireceğiz.”
Dr. Haydar Dümen ile özdeşleşen, “önemli olan boyu değil, işlevi” sözü, tam da “duduk” için söylenmiş sanki. Durduk yere, en neşeli anında dahi bir insanı zırıl zırıl ağlatabilir bu küçümen (36 cm) enstrüman, öyle böyle değil!
The Last Temptation of Christ filminin (ki film çok zayıftı, sadece müzikleriyle ilgi odağı olmuştu) “sound track”ini harıl harıl aradığım yılları düşünüyorum da… Nusrat Fateh Ali Khan’ın o derin o yanık sesi bir yanda, kayısı ağacından mamul ve Ermenistan’ın ulusal çalgısı haline gelen “duduk”un iç acıtan o tınısı bir yanda… Peter Gabriel, Senegalli Youssou N’Dour’u da Avrupa müzik piyasasına sunacaktı, belliydi.
“The Feeling Begins”i hatırlayanlar mutlaka vardır. Pek çok belgeselde “fon müziği” niyetine kullanıla kullanıla haşat edildi güzelim eser, her neyse. Bu parçada “duduk”u Djivan (Civan) Gasparyan’ın üflediği bilgisi olmakla birlikte C. Gasparyan bu albümde değil, Hans Zimmer’in müziklerini bestelediği Gladiator filminde 72 yaşındayken “duduk” üflemiştir. Antranik Askarian “line up”ta vardı. Bir de Vatche Hovsepian…
1925-1978 yılları arasında yaşayan Vatche Hovsepian’ın 1989 tarihli bir albümde “duduk” performansını icra etmesi mümkün olmamasına rağmen öyle bir kepazelik ve öyle bir sorumsuzluk “araştırma” (!?) adı altında yayınlamıştır ki internetin nasıl bir çöp yığını olduğuna bundan “nefis” bir numune olmaz. Bu araştırma fakiri sözde makaleden ilgili kısma dair alıntıyı meraklısına yazının sonunda vereceğim. Okurken eminim siz de bu cehaletten utanç duyacaksınız. Bu “makale”yi* hazırlayanlardan biri “Amasya Güzel Sanatlar Lisesi”nde, diğeri de “Haliç Üniversitesi, Konservatuvar/Opera ve Konser Şarkıcılığı Bölümü”ndeymiş. “Makale”de koyu siyah dizdiğim ifadelerdeki “sallamalara” lütfen dikkat ediniz. Bu “makale”*, “Haliç Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Mart 2020 • Cilt: 3/1: 131-165 DOI:” başlığında bulunabilir. Utanmadan “Araştırma Makalesi / Research Article” başlığıyla yer almış bir de! Neyi araştırmışlarsa artık!
Azeriler dut ağacından yapıyor, “balaban” diyorlar. Dağıstanlılarınki “yastı balaban” ve kızılcık ağacından… “Mey” demişiz biz; ceviz ağacının dalından yapıyoruz. Bu vesileyle mey sanatçımız Binali Selman’ı da analım. Bu mini minnacık, iki oktava kadar çıkabilen nefesli enstrümanı “millî çalgı” ilan eden Ermeniler ise “kayısı çubuğu” anlamına gelen “duduk”u yüzyıllardır aynı teknikle imal ediyorlar. Kayısı ağacından “duduk”un gövdesini imal edip ağızlığını ise Aras Nehri’nden kestikleri kamışı ham haliyle kesip yerleştirerek…
Araştırmacı (!) arkadaşlara haber vereyim: “petrole bulanmış bir ördeğin uçuşu esnasındaki görüntüler üzerine duduk çalgısını üfleyen sanatçı” diye uydurdukları senaryonun gerçekle zerre ilgisi yoktur! Fransız şirketi Ocora etiketiyle çıkan ve Ermeni müziklerinin derlendiği albümden V. Hovsepian’ın “The Wind Subsides” adlı yorumu “The Feeling Begins”e monte edilmişti.
Hakemli derginin VAR odası çalışmıyor besbelli. O “senaryo”yu kendi cümleleriyle okumak isterseniz burada: “Duduk çalgısı geniş bölgelere yayılırken bu etkileşim sürecinde, Türkiye de bu çalgıdan nasibini almış görülmektedir. Kendine has buğulu ve yumuşak sesi kulaklarımıza üfleyen sanatçı, Vache Hovseplanin olmuştur. Körfez savaşı yıllarında Peter Gabriel ile yapılan çalışmada petrole bulanmış bir ördeğin uçuşu esnasındaki görüntüler üzerine duduk çalgısını üfleyen sanatçı, tüm dünyanın dikkatini üzerine çekmeyi başarmıştır. Vache Hovsepyan, Peter Gabriel’in ‘The Feeling Begins’ parçasını icra ederken 500 yıllık bir ilahiye de ışık tutmuştur.”
Birgün gazetesinde sık sık oluyor bu “typo”, hem de birinci sayfada! Birinci sayfanın mizanpajı pek çok gazeteyi tokatlarken bu kabil hatalar yakışmıyor. Siyasette, edebiyat camiasında, magazin ortamında, spor servislerinde, reklam sektöründe… İnsanın olduğu yerde “klik”lerden kurtuluş yok.