Türkçenin de onuru var.

KP_OnurÖnce söz konusu kelimelerin tariflerini vereyim.

Alem: Bayrak; minare, kubbe, sancak direği vb. yüksek şeylerin tepesinde bulunan, madenden yapılmış ay yıldız veya lâle biçiminde süs.

Âlem: Evren, dünya, cihan, belli bir gruptaki canlıların bütünü.

“K.Kerim” ne demek yahu? Şu laçkalığa bakın hele! “İmam-cemaat” bağlantısını hayal gücünüze bırakıyorum.

Parantezdeki espasları geçiyorum. T.C. İstanbul Müftülüğü “Kur’an-ı Kerim”i kısaltarak büyük “küfür” içinde olduğunun farkında da değil. Va hayfa! Ancak “O Nurla” ve “Onurlandık” kelime oyunları tastamam maşallah! Bu tür klişelerle reklamcılık yapma devri kapandı kapanacak… Kulağa hoş geliyor belki ama dinin, diyanetin devrede olduğu bir müessese bu ilanı hazırlayanların ensesinde nefeslerini daha kuvvetli hissettirmeliydi.


Yazarların inceltme/düzeltme işaretiyle imtihanı: Acaba nereye koymalı şu “şapka”yı?

KP_İmkansız


ÖYKÜNÜN BÜYÜK ÖDÜLÜ 2013 duyurusunda büyük skandal!

KP_Öykünün Büyük Ödülü

Sen “Haldun Taner Anısına” yarışma düzenle ama o duyuru metninde dünya kadar hata yap! Sonra da utanmadan “basında güven” de! Ferhan Şensoy’un ustasına, İstanbul Türkçesinin handiyse son temsilcisine, öykücülüğümüzün, deneme türünün, tertemiz Türkçenin büyük ustasına bunu nasıl reva görebilirsiniz? Hesap vermeniz mümkün mü beyler?

“Seçiciler Kurulu”ndan bir Allah’ın kulu bu “Katılım Koşulları”nı nasıl olur da okumaz, havsalam almıyor! Kabullenemiyorum bu sallapatiliği! Bu ibretlik vesikaya çok iyi bakın! Burada yitip giden bir devri göreceksiniz. Türkçe bitmiş, ifa edilen işe hassasiyet bitmiş, sorumluluk bitmiş, meslek ilkeleri bitmiş… Bitmiş oğlu bitmiş!

Ben “Seçiciler Kurulu”nda yer alacağım ve Haldun Taner gibi büyük bir edebiyatçının anısına öykü yarışması düzenlenecek, bu yarışmanın da duyurusu ilgili gazetede yayınlanmadan evvel, bakalım ne yazmışlar diye okumayacağım öyle mi? Maalesef “seçici”lerden bir kişi bile bu duyuruyu okumamış. Görünen bu. Hazin olduğu kadar utanç verici.

“cv tarzı” nedir? Kimdir bu Türkçeden habersiz? Bu nasıl bir rezilliktir böyle! Hangi cahil çocuğa bu duyuru sipariş edilmiştir? Bu metni (?) niçin birileri okuyup düzeltmemiştir? Bu skandalın sorumlusu kimdir? “012” nerenin kodudur? “26’ıncısını” yazarken kaç litre ayran içilmiştir? “Düz metin” nasıl bir metin türüdür? Kaç çeşidi vardır? Bu metni utanmadan dizenler, Haldun Taner’in aziz ruhundan nasıl bir özür dileyecektir?

“Milliyet, ‘öykü’yü değerlendiriyor.” imiş! Vah ki vah! Sen otur da ilk önce duyurunda kullandığın Türkçeni bir “değer”lendir bakayım!

BÜYÜK SKANDAL, ÇOK BÜYÜK SKANDAL HEM DE!


Pencere pencere üstüne!

Tam 10.17’de gelmiş. Ne geliş ama! Hâlâ ekranımda açık duruyor. “muji@directmarketingturkey.com”dan gelen e-postanın “Konu” kısmında “MUJI ile Düzenli Çalışma Alanları Yaratın!” yazıyor. Bencileyin “düzen” hususunda az buçuk takıntılı olan birine bu yapılmazdı; yaptılar!

muji.com.tr’ye tıkladım. Kırtasiye, ofis mofis derken web sitesinin ta altında “Bilstore” çıkmasın mı karşıma! Çıksın tabii. Haydi, ona da tıkladım. Açıldı mı? Bir açıldı pir açıldı ve… “Erkek” sekmesine tıkladım. Bil’s’in beyaz gömleklerini bilen bilir. Bülent Erkmen’in bu gömleklerdeki katkısını da bilir mi? “Bil’s markası tasarımcı Bülent Erkmen ile birlikte ‘Beyaz Gömlek Kültürü’ konseptinde oluşturulmuştur. Yalnızca beyaz gömlekten oluşturulan koleksiyon ve sınırlı sayıda üretilen gömlekleri açık, net ve sadeliği ön gören tasarım kimliğiyle oluşturuluyor. Parçaların değil, bütünün fark edileceği bir tasarım anlayışını özümseyen Bil’s için her sezon belirlenen tema çerçevesinde seçilen moda tasarımcıları, sanatçılar, endüstriyel tasarımcılar veya mimarlar hayallerindeki Bil’s gömleği tasarlıyor.

Bülent Erkmen ismi hemen hemen bütün grafik sanatçılarında “amblem, afiş, broşür, pul tasarımı, kitap kapağı, üç boyutlu tasarım, dergi-kitap-ansiklopedi ve gazete tasarımı” gibi sözcükleri çağrıştırır. Bende yarattığı çağrışım ise İstanbul Müzik Festivali afişleridir. Bülent Erkmen’den Celal Üster’e, Celal Üster’den Akın Nalça’ya… Ve TİP’in başkanı Mehmet Ali Aybar’ın “cemiyet hayatı”nın önemli aktörlerinden olan kızı Güllü Aybar’a… Tıpkı Arif’in Manchester’a attığı golü ararken türkücü Songül Karlı’nın “frikik”lerine yolu çıkanlar gibi, ben de Güllü Aybar’ın gönül ilişkilerine doğru uzanıverdim. Akın Bey’le mutlu pozlar vermişler. Bir vakitlerin “çocuk yıldızı” Menderes Utku, Murat Evliyaoğlu (Naumoski’li Efes enfesti!) duraklarından sonra yaşına uygunmuş Akın Bey. Böyle yazmış magazin gazetecileri. Akın Nalça da giyimine özen gösteriyor besbelli. “Janti” bir mimar. Bu arada, “magazin-mahzen” bağlantısına da dikkatinizi çekerim. Her neyse, mes’ud olsunlar hâlâ birliktelerse.

Akın Nalça Modular Spaces; tasarıma, mimariye meraklı yazar-çizer grubunun iştahını kabartacak yayınlarla ortalığı şenlendiriyor. Terminal Design’a dikkat! Tasarımın Özüsözü‘nü tavsiye ederim. Asıl dikkatimi çeken ise Alev Erkmen’in Mimarlık ve Hafıza adlı kitabı oldu. Kitabın kapak tasarımının çok şık olduğunu söylememe gerek yok! Konutu ve Modernleşmeyi Metropolden Okumak adlı kitap ise kapak tasarımıyla tam bir Bülent Erkmen klasiği olmuş. Tasarımcıların, özellikle kitap kapağı tasarlayanların görmesi gereken bir “iş” bu. Kitap Nesnesi Nesne Olarak Kitap da görmezden gelinemeyecek bir eser. Listemde hepsi. Sizin de listenizde olmasında fayda var. Yazmanın tam da yeridir: Kimileri de “estetik ve sanatsal değerler”den anlamadığımı yazmıştı bağıra çağıra bir vakitler. Sanki hayatımızda hiç şiir kitabı görmedik! En azından kitabın “İçindekiler” sayfasına numara basılmayacağını bilecek kadar “estetik ve sanatsal değerler”den anlarım.

“Art”ların sırt veya omuz çantalarının demirbaş eserleridir muhakkak isimlerini andığım kitaplar. Günümüzün mimari dokusundaki çürüme kültüre, müziğe, sanata da yansımış durumda. Mimarimiz kadardır müziğimiz, siyasetimiz, sporumuz ve Türkçemiz… Bunu görmek için ne Fransa’ya ne de İspanya’ya gitmeye gerek var. Sokak ağzıyla söyleyelim: Mal meydanda. Of Muji, amma dert açtın başıma! Düzenli çalışma alanları yaratmaya meylediverdim, sen gelip açtın çağrışım pencerelerini ve beni hasta ettin.


“Bir dil ne zaman kirlenir?”

Bir dil ne zaman kirlenir? Bence, yalnızca bir iletişim aracı sayıldığında, solunan bir dünya olduğu gözden kaçırıldığında; özellikle de tınısı ecnebileştiğinde. Peki Türkçenin alabileceği hiçbir öç yok mu bu durumda? Aldı bile. Çevremiz, beden diliyle anlaşabilen ama aşksızlık sancısı çeken insanlarla dolup taşıyor.

 Tomris Uyar, Temmuz 1994


Ben bu ruhu seviyorum işte!

İAG


“Bilbord”una gurban Hürriyet’imin İK’si!

Billboard_KP

Hürriyet İK gayet öncü bir rol üstlenmiş ve reklam sektörünün başat (Enis Batur çok sever bu sözcüğü kullanmayı) unsuru “billboard”u ya tutarsa mantığıyla “Türkçeleştirivermiş”! Olmamış elbette. “Radio”, “television” artık Türkçedir ama ben yaptım oldu kafasıyla “bilbord”u Türkçe sözlüklere sokmak için Hürriyet İK muhabirlerinin epey uğraşması gerekecek. Haberleri olsun, “sıtoribord”u da bekliyorum.


Ders: Thurkche

KP_Kabak SakızT.C. Merkez Bankası’nın bir yetkilisinin görüş beyan edip peşine takılanların da “TL 100” yazdırtmaya çalıştığı bir memlekette “SOĞAN KURU FİLE” yazılmasını yadırgamalı mıyız, yadırgamamalı mıyız? Yoksa Kadırgalı Seda ablamızın sarıya boyanmış saçlarından ben mi mes’ulüm gülüm, söyle bana? Ben mi sulüm me?

Marketimiz, hem de “süper” marketimiz anlı şanlı MİGROS! Koordinat isteyenler için: Kadıköy Çarşı Mağazası.  “HAVUÇ PAKET” yazan kafanın  içinden neler geçiyordu acaba? “KABAK SAKIZ” yazabilen kafa, “sakız kabağı” yemiş midir acaba hiç? Siz hiç “PORTAKAL FİNİKE” yediniz mi?

Türkçenin getirildiği nokta bu işte: SOĞAN KURU FİLE! Nöbetçi eczane ararken “Eczane Draje” veya “Eczane Pastil” gibi tabelalar görmüş olmalısınız. “Draje Eczanesi”, “Pastil Eczanesi” yazmak nedense pek havalı gelmiyor eczacılar için. Bu meslek grubuyla sınırlı değil elbette doğru dürüst Türkçe kullanımını es geçenler. Sokak arasındaki nalburdan tutun da “cadde”de kepenk açan esnafa varana dek herkeste bir Türkçeye burun kıvırma, bir soğukluk hüküm sürüyor. Türkçe bu topraklardan her gün ve her dakika sürülüyor. Gündemde 100 madde varsa, 99. sıraya bile yerleşemiyor Türkçe ve onu tepelemeye ant içmiş kiralık kalemler… Sıfatlar, iyelik ekleri, tamlamalar… Allah rahmet eylesin. Antrparantez, “eğlesin” yazanları da gördü bu miyop gözler.

Hayatımda iki veya üç kez kullanmışımdır, ne de olsa “müştem” değilim. Neyi kullandığımı merak ettiniz değil mi? Aylar önce adını, soyadını verme cesareti gösteremeyen bir “müştem” bana hücum etmişti bu platformdan. Ne yapayım, “şaka gibi” kalıbını hep “müştem” kardeşlerimden işittim. İçimde bir kötülük yoktu oysa. İnanmakta zorlanacaksınız ama “aynen” kalıbını da kullanmam, kullandığımı duyan da olmamıştır. Her neyse, ancak bu büyük rezilliğe bahsini ettiğim iki kalıp cuk oturuyor: Şaka gibi, aynen!


YENİ TL simgesi, % işareti falan filan…

Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış misali başımızın püsküllü belası şu yeni TL simgesi hayatımıza girdi gireli reklamcılar da ikiye, hatta üçe bölündü.

KP_Yüzde_Kiğılı“TL 90” yazıp “doksan te le” okutmakta bu ısrar niye? Üstelik “90”a ek getirmek istediğinizde arkadaşlar soruyor, “TL”nin okunuşuna göre mi ek getireceğiz, “90”a göre mi? Gel de çık işin içinden! “TL 90’dan başlayan fiyatlarla” mı, “TL 90’den” fiyatlar mı?

T.C. Merkez Bankası dilin kurallarını belirlemeye kalkışırsa ortalık çoban salatasına dönecektir pek tabii. Hem dilin mantığına ters hem de Türkçenin yapısına mı dersiniz, kurallarına mı, orası meşrebinize kalmış. Tam bir rezalet! “Doksan TL’den başlayan fiyatlarla” diye okuduğunuz cümleyi eğip bükerek saçma sapan bir ucubeye dönüştürüp okutmaya çalışanların peşinden koşan reklamcıları da anlayamıyorum. Billboard’lara şöyle bir baktım da cümle içinde, yani metnin içinde bir YENİ TL simgesini kullanma hastalığı, saplantısı uç vermiş.

Cümle içinde YENİ TL simgesini kullanmak mecburiyeti yoktur hanımlar, beyler! TL yazıp geçersiniz, olur biter! YENİ TL simgesini kullanmak için yanıp tutuşanlar sadece posterlerde, afişlerde ürünün sağına soluna, önüne veya arkasına önce bu YENİ TL simgesini koyup sonra da fiyat yazabilirler.

Bu curcuna içinde debelendiğimiz yetmezmiş gibi, bir hazır giyim markası da tutmuş “%” kullanımında postmodern bir darbe yapıp hadiseye bambaşka bir boyut katmış! Tebrik ediyorum firma yetkililerini ve bu yazım biçimini keşfeden arkadaşları ve de bu işe onay veren beyefendileri! Sonunda bunu da yaptınız ya, vallahi bravo!


Vatan’dan 1 reklam: “Livaneli’nin romanı 1 numara!”

Bilmem hatırlar mısınız, bir vakitler (’80’ler, hani şimdi dizisi de var) televizyonda “Benim televizyonum ay ti ti şaup lorenz” sözleriyle belleklere yer eden “naif” bir TV reklamı vardı. Rengârenk “tayt”lar içindeki kızlı erkekli grup “neden, niçin, neden, niçin” diyerek oradan oraya seyirtirdi ve finalde de evin beyi (Hababam Sınıfı Tatilde filminden hatırlarsınız belki. Avni Yalçın öğretmen rolündedir ve bizimkiler, sınıflarındaki kız öğrencilere Avni Yalçın’ın bir üst sınıfın öğrencisi kıtırını atıp olacakları seyre dalarlar. Kızlar da Avni öğretmenin bıyığına asılırlar ya… Hah, işte o Avni Yalçın oturduğu koltuğun koluna “tak, tak, tak” vururdu.) oturduğu koltuktan başını biz seyircilere çevirir ve… Sonraları Bilge Zobu da yer almıştı reklamlarda hafızam bana oyun oynamıyorsa. Ona da “Benim televizyonum iyidir.” dedirtmişti reklamcılarımız.

Livaneli roman_KPVatan gazetesinde tesadüf ettiğim bir haber dolayısıyla ta seksenli yıllara gidiverdim. Vatan‘ın yönetici kadrosu da “benim yazarım iyidir” diyerek şeytan kulağına kurşun hâlet-i ruhiyesi içinde ceviz masalarına tak tak taklıyorlardır muhtemelen. Vatan gazetesinin bünyesindeki yazarını göklere çıkarmasını bir kenara koyup “haber” metninin son satırına dikkatinizi çekmek istiyorum. 

“İle”nin bağlaç vazifesinden çıkıp da nasıl “edat” haline dönüştüğünü görelim ki ilkokuldaki kardeşlerimiz “bağlaç”-“edat” farkını iyice bellesinler. Vatan gazetesi ve bilumum gazete Türkçenin anasını bellerken bizim de belleme noktasında Vatan‘a millete bir faydamız “dokansın” hiç değilse!

“Nefes kesen bir roman” (Koş vatandaş koş!) alt başlığının son satırını okuduğunuzda bu romanı kıraat ederken nefesleri kesilen okurlar, “kuşkuyla” (yani “kuşku içinde”) “kesinliğin” sınırlarında dolaşıyormuş! Vay ki vay vay! Oysa anlatılmak istenen bambaşka bir şey, sevgili öğrenci kardeşlerim. Bu cümlede anlatılmak istenen şu: Okurlar, “kuşku ile kesinliğin” sınırlarında dolaşıyor. İki temel unsur var. Biri “kuşku”, diğeri de “kesinlik” sevgili çocuklar. “İle” bu cümlede bağlaç vazifesi görmesi gerekirken “edat” olmuş. Haliyle bu da anlamı değiştirmiş. Tamam çocuklar, teneffüse çıkabilirsiniz.