Pink Floyd Türkiye semâlarında
All in all it’s just another brick in the wall
All in all you’re just another brick in the wall
Robert Lewandowski’nin memleketinden bir atasözü
“İyi bir insan meyhanede bozulmaz, kötü bir insan kilisede düzelmez.”
Ömer “Çadırcı” Hayyam
“Kendi içmez, içeni kınamaya bayılır
Yüzünden aldatmayla sahtekarlık yayılır
Şarap içmiyor diye kasılıp gezer
Ama yedikleri yanında şarap meze sayılır”
Güzel huyluuu, diksiyonu leziiiz, beli pek kıvrak değiiil!





Üstteki karenin yer aldığı ve Steve McManaman adlı kullanıcının YouTube hesabındaki bu videonun başlığı şu: Hande Sarıoğlu, Siyasal İslama Göğüs Geriyor!
Oysa o nelere göğüs germedi ki! Hatta kalçasını siper etti bu hayasızca akınlara karşı! “Renkli” kişiliğinden taviz vermedi, salladı da salladı… Ahmet Hakan Coşkun’a da verdi ağzının payını… Ne kadar arzulanan bir dişi olduğunu, A. H. Coşkun’un hormonal seviyesini salya ifrazatını baz alarak dile getirdi… Bahis gazetesinde futbol maçlarına dair tahminleri ile coin piyasındaki yaraya merhem olmaya gayret ediyor kıvrak ka, pardon, zekâsıyla… İrşâd eyle cümle garibi Hande!
Artık nasıl bir arkadaş ortamıysa… Oryantal oynamaya çalışan arkadaşa ağız suyu akıtan bizden değildir, Ahmet Hakan! Besbelli Hande Sarıoğlu, boş vakitlerinde spikercilik oynamayı seviyordu, o daha ziyade Instagram’daki şuh pozlarıyla hayran kitlesinin ruhuna şifa vermeye ayarlı gibiydi. Kozmetiğin, estetik ilminin sıkı bir takipçisi de oydu. Kulak tırmalayan ses tonuyla “spiker” olarak istihdam edilmesi çok zorken ve diksiyon dezavantajı da gün gibi ortadayken “sarışın kadın” düşkünü “errrkeg” takımının ve “ekşi sözlük” taifesinin “gece avcısı” timine servis edilmiş bir “arzu nesnesi” idi.
Arkadaş ortamında oryantalin canına okuduğuna göre bir Seher Şeniz bir Nesrin Topkapı görmüşlüğü, incelemişliği olması beklenir; lâkin kalın beli ve oldukça iri kalçalarıyla onlardaki esneklikten ve kıvraklıktan fersah fersah uzakta haliyle. Eh işte, sadece arkadaş ortamında kakara kikiri efektine fon niyetine… Müzik ile uyumu da çok kötü seyrettiğim performansında, ağzımın suyunu akıtma eşiği ise epey düşük bu arada.
Nâçizâne tavsiyemdir, hem Hande’ye hem Hande gibi oryantale hevesli hemcinslerine: Uzun uzun analizlere girmeden, sadece isim vereceğim, ki seyretmekle olsaydı kediler kasap olurdu, sözünü de akılda tutarak o isimlerin performansları sıkı sıkıya, ileri sarmadan seyredile!
Aida Bogomolova, Alla Kushnir (hocası Julia Popova’dır), Dariya Mistskevich ve Julia Targonska’nın videoları tekrar tekrar seyredile! Özellikle sen, Hande! Oryantaldeki gelişimini takip edeceğim, ona göre! Arkadaş ortamındaki yeni videonda (Videoton, nasıl iyi mi bu sene?) görüşmek üzere… Su mu akıtmak yok, efendice bekleyeceğiz oryantal âşığı bir âdem sıfatıyla… Göriim seni!
“Tamamen” bi’ bitin artık!
— Kızım?
— Efendim baba.
— Çıkıyor musun?
— Hı hı!
— Nereye?
— Sergi var ya bugün!
— Ah, ben onu tamamen unuttum, n’olur kusura bakma, unutuyorum.
Son günlerde TV’lerdeki dizilerde bir “tamamen” furyası başladı. “Tamamen” unutan unutana! Ey Amerikancanın tahakkümüne giren senaryo yazarları! Şu “I completely forgot” kalıbını “tamamen” unutun artık!
Bir “pop”üler kültür ikonu olarak Orhan Pamuk, Türkçe ve nüanslar
“Bir an önce evlerine dönmek isteyen hacılar çok şikayetçiydiler bu karantinadan. Bütün yolculuğu telef olmadan geçiren kimi hacılar bu son on günde ölüyordu.“
Bu satırları, yere göğe sığdırılamayan Nobel ödülü sahibi Orhan Pamuk’un son ürünü Veba Geceleri‘nden aldım. Türkçenin nüanslarından bîhaber roman okurları için tertemiz, mis gibi bir ifade elbette. Ayılıp bayılanlar, romanı daha okumadan nasıl öveceğini bilemeyenler sosyal medyada mesaiye başladı. Tahsin Yücel maalesef aramızda yok, Orhan Bey’in bozuk Türkçesine, nüanslardan uzak roman diline kimse çıt çıkaramayacaktır. 2021’in en iyi romanı seçilecektir muhtemelen, ne kadar öngörülü olduğundan bahsedilecektir, yıllar yılı romanına nasıl ihtimam gösterdiği yazılıp çizilecektir, ROK efendi romanın önemli bir PR unsuru olarak çalışacaktır ve gazetelerin “kitap” eklerinde romanın Türkçenin inceliklerinden yoksunluğundan, noktalama işaretlerindeki savrukluğundan pek tabii ki bahsedilmeyecektir.
14 Aralık 2019’da Hıncal Uluç, Ömür Gedik’e bir mektup yazmış. H. Uluç’un o yazısının virgülüne dokunmadan Orhan Pamuk’a ve müritlerine sunuyorum “telef” kelimesine dikkat çekerek. “Kolağası Kâmil” ile nasıl ucuz bir oyuna tevessül ettiğine dair ilerleyen günlerde yazılar gelecektir muhtemelen; şu an için bu hususu pas geçiyorum.
Ekşi Sözlük’te, “unique hint kumasi” rumuzuyla yazan bir kullanıcı da 11.04.2021 tarihinde Orhan Bey’in Türkçesine dair şunları yazmış: “yabancı bir yazarın romanı olsa ‘seni çeviren kişiyi mezun eden okula temel atanı ……’ şeklinde küfür ederim. okurken bu kadar dilinden rahatsızlık duyduğum bir kitap daha olmadı (ilk kez orhan pamuk okuyorum). neyse yaklaşık 400 sayfa kaldı. söylenecek bir iki lafım daha var, bitince eklerim.“
Noktalı virgülü kullanmayı bilmeyen, bu güzide noktalama işaretini önemsemeyen biri nazarımda edebiyatçı değildir! İsterse 1 değil, 1.001 Nobel alsın!
İşte o yazı, yazan da Hıncal Uluç! Bakalım, Veba Geceleri için köşesinde bu “telef”e rağmen övgü düzme kervanına o da katılacak mı?
“Kendini ‘Telef etme’ Ömür!..”
Sevgili Ömür,
Önce bir Türkçe notu:
Halkın kullanımında “Telef olmak”la, “Ölmek” arasında bir nüans vardır. Telef olmak, “Ziyan olmak” düşüncesini de içerir.
Yani hayvanın telef olması için, birinin malı olması gerekir.
Diyelim, sel bastı.. Ormanda yaşayan bazı hayvanlar, kaplumbağalar, tilkiler, tavşanlar ölürler.. Ama köylünün koyunları telef olur.
Çünkü koyunlar adı üstünde, köylünün malıdırlar. Ziyan olan maldır, servettir.
Dahası. O koyunları otlağa götüren Karabaş da telef olmaz. Ölür. Onun sahibi de çoban olduğu halde, Karabaş ölür.. Fark nerden?.
Karabaş ile insan arasında bir duygusal bağ vardır, ordan. Onun için özel adı vardır zaten.
O köpek değil, Karabaş’tır.
Koyunun telef olur. Ama Karabaş’ın ölür..
Dahası Ömür!. Koyunlarına saldıran kurdu vurursan, kurt telef olmaz. Öldürülmüş olur.. Çünkü onun ölümü kimseye ziyan değil, hatta tüm köye kârdır.
Çocukluğum köyde geçti Ömür..
Hayvan bir şekilde ağır yaralandı diyelim.
Mesela boğalar, keçilerden biri kavga ederken.. Ya da inek yardan düştü.
Ölecek gibiyse, hemen keserlerdi.
“Telef olmasın” diye. Ölü hayvanın eti yenmez çünkü.. Ölmeden kesilirse yenir, yani o zaman telef olmaz..
Yani “Telef olmak” ile “Ölmek” dilde, halk dilinde nüansı da geçen önemli farklar taşırlar.
Yani sen ölürsen “Telef olamaz”sın.
Olman için birinin malı olman gerekir.
Kölelik devri olsaydı, o zaman belki..
Hani o Amerika’nın zengin, zalim çiftlik ağaları “Dünkü selde 30 kölem telef oldu” diyebilirlerdi..
Senin sahibin var mı, Ömür? Kaybın kime, hangi “Maddi” ziyan?.



