Şiiri Ses Oyunu Sananlar Kulübü

Bu yazıyı dokuz yıl önce yazmıştım. Ekrandaki kişiler değişti, dekor değişti; fakat şiiri karton bir duygulanıma, şairi de sahne aksesuarına çeviren alışkanlık değişmedi. Bir yerlerde mısraın hakkı ses cambazlığına; şiirin ağırlığı da “hisli duygular” gösterisine meze yapılıyor. Sanki biraz titrek ton, biraz da müzik yetermiş gibi.

Oysa şiir, fonda az müzik, boğaza biraz titreme, cümleye biraz “hüzün” sürülerek elde edilen bir şey değil. Yıllar önce canımı sıkan şey ne ise bugün de aynı merkezde: duygu taklidi, amatör hüzün müsameresi.

O yüzden bu yazıyı yeniden çıkarıyorum. Bu yazı eski; ancak derdi eskimedi.


Yorum bırakın