Türkçe de sağ olsun mu?

“Veled-evlad” konusunu galat-ı meşhur diyerek geçiyorum. Bu meşhur galatların kimi gözü kulağı tırmalamazken (evraklar, evlatlar, şeyler) Sevan Bey de “evlatlar yazılınca kıyamet mi kopar yani” diye buyurmuşken hele…

Peki, “sağolsun”u ne yapacağız? “Sağolsun” diye bir kelime yok-tur, deyip geçeceğiz elbette. “..!” garabetini neye yoralım? Çanakkale Çocukları filmi için hazırlanan afişte kullanılan yalapşap Türkçeye yorabilir miyiz?

Filmin afişinde bunca özensizlik kol gezerken Allah bilir filmde neler vardır neler!


Reklam meklam: Rakam değil sayı!

Reklam yazarları kafiyeli sloganlarla ürün ismini tüketicilerin kafasına çakacaklarına o kadar inanmışlardır ki, sırf bu kafiye aşkına kelimeleri yanlış kullanmaktan zerre çekinmezler. Bunun son örneğini birçok markaya “yüz” olan Ata Demirer, Avea reklamında “Reklam değil rakam” diyerek beyinlere kazımaya uğraşıyor.

Bu kazıma işlemi sırasında da “rakam” ile “sayı”nın anlam farkı buharlaşıp gidiyormuş ama ne gam! Bu tür nüanslara takılacak reklamcı da kalmadı artık! Varsa bile “kapalı devre” ve bir avuç maalesef.

Kafiyeye kurban edilen bir kelimedir “sayı” ve kesinlikle “rakam”la aynı anlamı taşımaz. 1, 2, 3, 9 “rakam”, 99 ise “sayı”dır. Bu tip hassasiyetlere tırışkadan nağmeler diyenler ağırlıkta ve bu soğan zarını çekip çıkardığınızda da “ükela” damgası yemeniz an meselesi! Her neyse, sloganım belli: Rakam değil sayı, bırakın kafiyelerle yanlışı yaygınlaştırmayı!


Reklam yazarıyım ve iman ederim ki “şapka kalktı”!

Moova’ya niyeyse bir sempatim var. Süpermarket raflarına girdiğinde, süt ürünleri için seçilen “beyaz” ambalaja prim vermeyişiyle dikkatimi çekmişti ilkin. Bulutsuzluk Özlemi’ne selam ederim. Bu da nereden çıktı? Bu şehirli grubun Metronom dergisinin yayında olduğu yıllardaki çekirdek kadrosuna göz atarsanız memnun olurum. Neyse, kapadım parantezimi.

Raflara yerleştirmedikleri peynir çeşidi yoktu neredeyse. Süt ve süt ürünlerinin ağır toplarına ufaktan ufaktan meydan okumak hiç kolay değildir. Hele hele büyük marketlerin raflarına girmek… Meşakkatli iştir vesselam. Stratejileri, vizyonları, bütçeleri buna göre programlanmıştı besbelli. Sessiz ve derinden yol alan Moova, televizyon reklamlarıyla ve İstanbul sokaklarını donatan iri iri ilanlarıyla Sütaş’ın, Pınar’ın pasta hâkimiyetine mütevazı bir şekilde meydan okumaya girişti. Kendilerine yetecek bir dilim pasta kaptıklarını, “premium” marka algısını kuvvetlendiren ambalaj tasarımlarıyla da belli bir kesimi kaptıklarını zannediyorum. Öyle pazar araştırması yaptıracak halim vaktim yok. Benimki çarşı pazar araştırması, amca teyze soruşturması.

İstanbul’un merdiveni gani metrosunda Moova’nın “masum”luk temasıyla şekillendirdiği ilanını görünce tepem attı. Nasıl atmasın! Benim halam yok ama hâlâ “hala”ya şu “^” imini koyamayan reklam yazarları ve “kreatif”ler mevcut!

Yıllık iznimi kullandım geçen haftalarda. Kadıköy’deydim. Cep telefonum çaldı. Açtım. Eski bir “müştem” arkadaşım. Hal hatır ve konu: Abi, “kârlı” derken şapka kullanıyoruz di mi? Yutkundum. Sakince dedim ki: Songül Karlı derken yok, bu iş çok kârlı derken var. Güldü. Ben de öyle olduğunu biliyorum ama bir sorayım dedim. Vedalaştık. Halil Lahmacun’a girdim. Tam acılı lahmacunuma limon sıkıyordum ki, “müştem” arkadaşım benden atak davranıp limonu elimden alıp o sıkıverdi. Lahmacunuma değil tabii, keyfime! Bir “reklam yazarı”nın efsanelere iman etmiş cümleleriyle limonluyordu keyfimi ezile büzüle: Ya abi, bizdeki reklam yazarı şapka kalktı diyor. Şapkasız yazacakmışız karlı derken, bana mantıklı… Aldım limonu elinden. Ancak bu kez daha “hard” bir biçimde ve ahaliyi gözüm görmemecesine!

Bu kepazeliği kim, ne zaman ortaya saldı bıraktı bilemiyorum. Ancak bu safsata üzerine pek çok yerde klavye oynattım, nefesimi tükettim. Parmaklarımda derman kalmadı yazmamı abartılı bulanlar olacaktır. Dilimde de tüy bitti bu arada. Hiçbiri mübalağa değil. Bıktım bunu yazmaktan ama hâlâ “şapka kalktı” diye dudaklarını yaya yaya karşıma çıkanlar bu herzeyi yumurtlamaktan bıkmadı gitti!

Son kez olması ümidiyle: Sen kalkıp da “flâma”, “plâstik”, “plân”, “reklâm” gibi kelimelere “şapka” koymaya kalkarsan, tabii ki “şapka kalktı”! Batı dillerinden dilimize aldığımız kelimeler için şapka kalktı güzel kardeşlerim! Anladınız mı? Neymiş? Batı dillerinden… Siz pek seversiniz, OK? Arapçadan, Farsçadan Türkçemize giren kelimeler ile yazılışı aynı ama anlamı farklı kelimelerde ise “şapka kalkmadı” güzel kardeşlerim!

Sizler şimdi heves edip İhsan Oktay Anar’ın Yedinci Gün’ünü falan da okumaya yeltenirsiniz, tıpkı Puslu Kıtalar Atlası’nı, Amat’ı ve diğerlerini okuduğunuz gibi! Dipnot’ta yayımlanan yazımda şöyle bir bedduam vardı. Sizler için bis: Aynı cümlede hâlâ, aşık, âdem, kar, adet, şura, alem kelimelerini “babanın kız kardeşi”, “seven, tutkun”, “yokluk”, “alışverişin sağladığı kazanç”, “gelenek”, “danışma kurulu”, “dünya” anlamlarında kullanasınız inşallah!

Bitirirken, bunlara bir de “varis” ile “vâris”i ekliyorum en kıyağından, güle güle kullanın sevgili reklam yazarı kardeşlerim!


John Wayne’in ebeveyni* ve dahi “ebebeyi”!

Ses benzerliğine abanıp espri yapmaya bayılanların favori kelimelerinden “ebeveyn”in geldiği merhaleyi gösteren işbu örnek, Via/Port adıyla bilinen alışveriş merkezinin lunaparkında çekilmiştir. Çocukluğumun unutulmaz “kovboy”u John Wayne’in “Duke” (1907-1979) toprağı bol olsun.

* Arapça bir kelime olan “ebeveyn”, ana baba demektir.


Tur-rup suyu!

Başımızın yeni belası şu yeni TL simgesi… Çarşıda pazarda, “billboard”larda, televizyonda, gazete ve dergi ilanlarında muhtelif kullanımlar karşımıza çıkıyor. N’aparsınız burası garip bir memleket. Herkes kafasına göre takılıyor, bu yeni TL simgesine yer ararken. Oysa yazım kurallarında söz sahibi olması gereken kurum TDK olmalı. Olmamalı mı yoksa?

Türkiye Kasaplar Federasyonu, Türk Tabipleri Birliği’ne nasıl ki müdahalede bulunamazsa, Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı da TDK isimli kurumun işine burnunu sokmamalıydı. O burun sokuldu ve ortalık toz duman oldu. Tam bir kakofoni.

Yeni TL simgesinin rakamların sağında ve solunda kullanıldığı bir karmaşa içinde debeleniyoruz maşallah. Örnek ilanımızı okumaya çalışalım: TL, 199’den başlayan fiyatlarla! Ne güzel! Ne harika! Uluslararası yazıma uyumluluk diye buna derim ben! “199’den” nece peki? Yeni TL simgemiz rakamın solunda olunca ortalık şenleniyor haliyle! Önce “199” okunuyor, ardından “TL’den” geliyor. O ek de bizlerin keklendiğini ayan beyan gösteriyor.  Adam gibi, doğru dürüst “199 TL’den başlayan fiyatlarla” yazmak varken, bu kepazelik nedir Allah aşkına! Ne burunmuş yahu!

Münir Özkul Neşeli Günler’de ne güzel derdi, “Hay, senin aklına tur-rup suyu sıkayım!” diye şeddeli şeddeli. Ben de bu ucube kullanımı Türkçemize, dilimize sokanların, dilin mantığına zerre uymayan bu saçma sapan kullanımı yaygınlaştırmaya çalışanların aklına tur-rup suyu üstüne tur-rup suyu sıkayım!


Reklam meklam: Sipeşıl ofır for remıdan!

Yazım yanlışlarının cirit attığı, güya “international” bu ilanı ortaya koyanların Türkçe bilgisinin yerlerde sürünmesi bir yana, “art”istik donanımları da içler acısı maalesef. Hele “tire”lerdeki espas felaketini nasıl olur da hiç kimse göremez, anlaşılır şey değil! “Tire”lerdeki espas savrukluğuna gıkını çıkarmayan bir firmanın, inşa edeceği evin detaylarındaki işçiliğini varın düşünün artık!

“Onbir” değil, “on bir”; “imkan” değil, “imkân” vs. “Pbx” kısaltması -ve daha fazlası- için FTS hâlâ raflarda. “Offer”lar, “ONBİR”ler, “Ramadan”lar, “Şok Havuz”lar…  “Cep Sineması”nın İngilizcesi niçin “Pocket Cinema” değil diye sormuyorum. Dillerdeki argo deyişle şunu soruyorum: Bu neyin kafası?


“Kültür & Turizm Bakanlığı”na az kaldı!

Uzun uzadıya yazmanın bir anlamı kalmadı artık. Manzara hazin. Manzara ortada. Aortlarımız paramparça. “KARAGÖZ & HACİVAT” ha?! Karagöz ve Hacivat’tan ne istiyorsunuz Allah aşkına!


“Top patladı!”, Türkçenin cenaze namazı kılındı.

Uzun uzun yazmaya gerek yok artık. Yaza yaza mahvoldum, klavyemdeki tuşlar yıprandı, dilimde tüy bitti. Şu “&” işaretini her yerde kullanmaktan vazgeçemedi anlı şanlı “reglam acansları” ne hikmetse! Gözleri ve kulakları o derece dumura uğramış ve kelime dağarcıkları o kadar dımdızlak kalmış ki bu müstemleke sevdalılarının, anlatılacak gibi değil. Tam bir aymazlık içindeler!

İlanı görüyorsunuz. Utanıp sıkılmadan “Hacivat & Karagöz” yazan ve yazdıranların nefes aldığı bir coğrafyada, hizmet sunduğunuz finans kuruluşunun “marka temsilcileri” de size aldıkları kararı tebliğ edecekledir, bütün gün ve ay adlarının başharfi bundan sonra büyük yazılacaktır diye! Böyle başa, böyle tıraş!


* Metrobüste bağıra çağıra “ayfon”larıyla konuşurken de görebilirsiniz bunları.

* Lütfen görsele tıklayınız.


Edmondo De Amicis