Monthly Archives: Temmuz 2026

CHP’deki Türkçe “arınması”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün eseri CHP’deki Türkçe kifayetsizliğine kayıtsız kalmak ne mümkün!

Sırayla bakalım:

Birlikte, İSTANBUL Birlikte, ZAFER Hoş Geldin, LİDER…

Zarf tümlecinden sonra bu şekilde havada kalan bir virgül kullanımı yanlıştır.
Eğer “Birlikte İstanbul, birlikte zafer” şeklinde bir sıralı cümle mantığı güdülüyor ise “İstanbul” ve “Zafer” kelimelerinden sonra virgülün devreye girmesi gerekirdi. Geçmiş ola tabii! Mevcut yerleşimde virgüller işlevsizdir ve ritmi yok etmektedir.

“Hoş geldin Lider” ifadesi kalıplaşmış bir ünlem/sesleniş öbeğidir ve araya virgül koymak tonlamayı gereksiz yere böler.

Üç nokta ise eksiltili (yüklemi olmayan) cümlelerin sonuna yakışır. “Hoş geldin” zaten çekimli bir fiil olup cümlenin yüklemidir. Cümle tamamlandığı için buraya üç nokta koymak apaçık bir hatadır; cümlenin sonuna nokta veya “rozet” coşkusunu belirtmek için “ünlem işareti”…

İkinci afişte ise “kusursuz hata”larla Türkçenin kurallarından “arınma”nın tipik bir örneği sergilenmektedir.
“Ne… ne…”, “hem… hem…”, “ya… ya…” gibi tekrarlayan bağlaçların arasında virgül kullanılmaz.

“Ne… ne…” bağlacı, yapıca olumlu olan cümleye zaten kendiliğinden olumsuz bir anlam katar. Cümlenin yüklemi de olumsuz yapıldığında ortaya “eksi x eksi = artı” mantığıyla, kastedilenin tam tersi bir anlam çıkar.

“Ne cumhuriyetinden ne de partinden vazgeçmeyeceğiz.

Bu cümlenin karşılığı şudur: “Hem cumhuriyetinden hem partinden vazgeçeceğiz.
Arınırken keseyi fazla kaçırmamak gerekiyor.

Bu afişi hazırlayanların asıl kastettiği anlamı (ikisine de sahip çıkmak) doğru dil bilgisiyle yazmak için cümle iki türlü yazılabilirdi.
Olumsuz yüklemi koruyup bağlacı değiştirerek:
“Cumhuriyetinden de partinden de vazgeçmeyeceğiz.”

“Ne… ne…” kalıbını koruyup yüklemi olumlu yaparak:
“Ne cumhuriyetinden ne partinden vazgeçeceğiz.”

Hayırlı işler beyler!


Kadir bilmek öldü.

Ölenin arkasından herkesin hemen hemen aynı cümleleri kurması bekleniyor: Büyük oyuncuydu, efsaneydi, aydın sorumluluğuna sahipti. Keşke “aydın sorumluluğu”nu Pekcan Koşar için de taşısaydı.

Selvi Boylum Al Yazmalım, toplumun büyük bir çoğunluğunun belleğinde hâlâ yaşıyorsa ve izi silinmemişse bunda Pekcan Koşar’ın bir erkeğin duygu hâllerini tüm nüanslarıyla yansıtan sesinin aslan payı vardır.
Aynı şekilde Asya’nın içimize işleyen açmazlarında, utangaç sevgisinde, kararlı tavırlarında, içi kan ağlayan anlarında Türkan Şoray’ın bakışı, duruşu kadar Tijen Par’ın o ölümsüz sesi de yankılanır.

Ancak bizim sinema hafızamız yıldızın yüzünü allayıp pullar, sesin emeğini görmezden gelir. Perde önündekini alkışlar, perdenin arkasındakine “zaten işiydi” deyip geçer. Hatta Kadir İnanır ile Türkân Şoray’ın kendi sesleriyle Selvi Boylum‘da oynadıklarını zannedenler azımsanmayacak bir yekûnu tutar.

Kadir İnanır’ın Pekcan Koşar’ı andığına dair bir kayda rastlamadım. Türkan Şoray’ın da Tijen Par’a hak ettiği vefayı gösterdiğini okumadım, duymadım bugüne dek. Daha birkaç hafta önce Ahmet Mekin ile telefon sohbetine denk geldim Halk TV’deki “Görkemli Hatıralar” adlı programda “Sultan”ın ve Tijen Par’ı tek kelimeyle olsun anmadı! Ne Tijen Par anıldı ne Cemşit’e hayat veren Kâmran Usluer. “Kadir bilmek” yalnız ölenin arkasından güzel söz söylemek değil, kadir bilmek; seni büyüten, seni hafızalara nakşeden emeğin adını anabilmektir.

Seslendirme sanatçısının adını anmayan bir sinemacı belleği kim ne derse desin sâkıttır.