Bildirim

Telefon öttü. Ötme dedim, dinlemedi. Ötüken’den bildirmeye kafayı takmış. Bildirdi. Ekranın altında kırmızı bir ben gibi büyüyüp duruyor: bildirim. Bir mesaj, iki kampanya, üç “seni özledik”… Ulan beni özleyen banka mı kaldı! Faizimle ilgileniyorlar, feyzimle değil.

Eskiden zil çalardı, kapıya giderdik; şimdi zil cebimizde, kapı biziz. Açıl susam açıl! Susam da değil, SAMSUNG. Güncelle beni, diyor. Güncellemezsem ne olur? Eski sürüm insan mı olurum? Sürüm sürüm sürünürken “yeni özellikler eklendi” diye seviniyoruz. Parmak izi bırakıyorum her yere, parmağım yok hükmünde. Yüz tanıma açıldı, yüzüm tanınmaz hâlde. Face ID beni benden iyi biliyor da annem hâlâ “oğlum biraz solgun görünüyorsun” diyor. Anaların algoritması şaşmaz.

Bildirim sesiyle ezan arasına kaç saniye koymalı insan? Sabah namazına kalkmadan “Sepetinizde ürün kaldı” diyor bir mağaza. Sepet? Hazreti Musa’yı Nil’e bırakan sepetten buraya nasıl geldik? Musa sepette, ben sepette, memleket sepette; indirim kodu girilirse belki kurtuluş %20. Kod: KADER20. Uygulanamadı. Şartları karşılamıyorsunuz. Zaten hiçbir şartı karşılayamadık ki! Yaş şartı, maaş şartı… Şartnameye bakıyorum, dipnotta küçücük: “Hayat stoklarla sınırlıdır.” Tükendi yazıyor. Stokta yok. Stoacı ol bari!

Epiktetos açmış push notification’ı: “Seni rahatsız eden şey olay değil, ona dair yargındır.” Bu arada kargo yine gelmedi. Kapıcıya bırakmış olabilir mi? Kapıcı epik tost yapıyor aşağıda; kaşarlı, kavurmalı ve bol kederli.

Gece telefonu ters çeviriyorum, dünya susmuyor. Sessize alıyorum, içim titreşimde.

“Rahatsız Etmeyin” diye bir mod var; keşke insanın çocukluğuna da konsa. Rahatsız etmeyin: babam uyuyor, annem ağlıyor, ben büyüyorum. Üçü de sessizce olur, üçünün de bildirimi gelmez. Kapıyı yavaş kapat, ışığı açma, sorma. O modu çocuk kendi kurar zaten; kimse öğretmez, herkes bilir. Büyüme bildirimi gelmedi.

Bir sabah cep aynamı açtım, yazılım kendi kendine güncellenmiş: saçlara ak düşmüş, gözaltına geceler fenâ oturmuş. Kabul ediyor musunuz? Etmiyorum. “Daha sonra hatırlat.” Daha sonra kim? Hatır kimde?

Hatırlamak zaten insanın en acımasız uygulaması; silemiyorsun, önbelleği temizliyorsun, yine geliyor. Bildirim: Depolama alanınız dolmak üzere.

İyi de kardeşim, neyi sileyim? İlk öpüşmeyi mi, babamın sesini mi, göğsümdeki ağrıyı mı, hep yarıda kalmış cümleleri mi? Seç, diyor. En büyük dosyaları sıralayabiliyor da en ağırlarını sıralayamıyor.

Fotoğraflar bulutta. Ölüler?
Bulut deyip geçmeyin; eskiden rahmet yağardı oradan; şimdi namussuz şifre soruyor.


Yorum bırakın