Allah lâyığınızı versin!


UGİ buna çok kızar, nedir bu virgüllü bağlaçlar!

Garanti BBVA, reklam harcamalarına çuvalla para döküyor, UGİ’li mugili pek bi’ teknolojik iletişim (!) çalışmaları yapıyor; fakat bağlaçtan önce virgül kullanılmayacağını bil-mi-yor!

Olmuyor UGİ, vallahi hiç olmuyor BBVA Garanti! Bi’ haber ver abilerine, ablalarına oldu mu UGİ?


“Teşbih” ile “tatbik”, Hürriyet gazetesi iyice bitik!

“65 yaş üstü için uygulanan sokak kısıtlaması 20 yaş altına da teşbih edilecek.”

Bu da diktikleri tüy: “Tüm spor müsabakaları seyircisiz oynanmayacak devam edilecek.”

hurriyet.com.tr


Eeey çevirmenler, The Rambler sizi bekliyor!

“Hemen hemen herkes hayatının bir kısmını sahip olmadığı vasıfları teşhir etmeye çalışarak muhafaza edemeyeceği şeyler için alkış toplamak ister.”

Samuel Johnson, The Rambler


“Her şey” vs “Herşey”

Harekete duyarlı kapıdaki görüntü kirliliği bir yana, bir türlü doğru dürüst yazılamayan “her şey” de ayrı bir kir maalesef.

her: Önüne geldiği ismin benzerlerini “teker teker hepsi, birer birer hepsi, birer birer tamamı” anlamıyla kapsayacak biçimde genelleştiren söz

şey: Madde, eşya, söz, olay, iş, durum vb.nin yerine kullanılan, belirsiz anlamda bir söz

“Herfatura” yazmıyorsanız eğer “Her fatura” yazıyorsunuzdur muhakkak! Akıl sağlığımız da önemli, “her şey” yazmayı öğrenin artık lütfen.


Kafiyelere boğulmuş şarkılara bir tokat!


Karar: Sen “maiyet” nedir bilmiyorsun!

Beşir Ayvazoğlu’nun köşe yazarı olarak çalıştığı Karar gazetesinin birinci sayfasında “kültür-sanat” haberlerine yer vermesi dikkat çekici ve alkışlanası bir tavır; o bakımdan Cumhuriyet gazetesine bile fark atar bu hassasiyetiyle.

Ne var ki aynı hassasiyeti şu haberde geçmesi gereken “maiyet” kelimesinde gösterememişler. Oysa “maiyet” ayrı, “mahiyet” apayrı anlamlar ihtiva eder. “Üst görevlinin yanında bulunan kimseler, alt kademedekiler” tanımını vermiş TDK. Kelime Arapçadan dilimize girmiş. “Nitelik, vasıf, öz, özlük, asıl, esas” da “mahiyet”in anlam(lar)ı. O da Arapçadan dilimize girmiş.

Elbette bu iki kelime de reklam veya moda dünyasında sık sık kullanılmıyor. Ya Karar gibi gazetelerde ya hukukî (“hukuksal” daha bir modern oluyormuş) metinlerde tesadüf edebilirsiniz. Bir de yerli yerinde kullanılırsa “maiyet” ve/veya “mahiyet” dil evreninize renk katar, dilde ırkçılık yanlısı değilseniz.


İç-dış yıkama: Anouar Brahem, Halfaouine

Tunus’un medâr-ı iftiharı udî-bestekâr Enver İbrahim’in (“Anouar Brahem”) 18.09. 2000 tarihli ECM etiketli albümü Astrakan Café’nin mücevherlerinden “Halfaouine”in orkestra ile icraı siyasetle, corona illetiyle kirlenen ruhlarımıza iyi gelir umarım.


Hunharca düzeltiyorum!


hun: kan
har: ateş

hunhar: zâlim, kana susamış, gaddar, câni

Hemen izah edeyim: O “a” harflerindeki “şapka” imi, harfin uzun okunacağını göstermek içindir; bu işârete hem “inceltme hem “uzatma” vazifesi yüklendiğinden kaoslardan kaos beğenmekteyiz yıllardır, oysa bir “â” harfimiz bir de “ā” harfimiz olsaydı “zālim” ile “cāni” yazardık misler gibi! Tıpkı “dünyā”, “māvi” ve “rüyā” yazmamız gerektiği gibi:

Rüyālar, karmakarışık rüyālar…

“Dünya”daki ve “mavi”deki a harflerini kısa okumuyoruz, bunu hep unutuyoruz. Fonetik imlāya bağlı kalıp bāzı (“pazı” der gibi “bazı” demiyoruz, “baazı”dır telaffuzumuz) kelimeleri doğru okutmak isterseniz belli bir zahmete katlanmanız gerekiyor. Aylardır yazmaya fırsat bulamadığım bu hususu da böylece yazıya dökmüş oldum.

“Hunhar” kelimesine dönelim. Dönem dönem moda olan kelimeler vardır, bu da onlardan biri. Özellikle sosyal medyada genç neslin dilinden düşürmediği bir kelimedir. Hunharca sevmek, hunharca gülmek gibi kalıplarda kullanılır. Vodafone Freezone reklamlarının kafasında bir terkiptir. “Saçma güzel”, “manyak güzel” gibi. İşte böyle böyle kelimelerin içeriği kayboluyor, anlam dünyası iğdiş ediliyor. Tam olarak yerine hangi kelimeyi koyacağını bilemeyenlerin “ama olumlu anlamda” diye dipnot verdiğini sık sık duymuyor musunuz? Bendeniz hem duyuyorum hem okuyorum. Ona çok gülüyorum ama olumsuz anlamda! Ne bu şimdi?!

Eski mankenlerden Demet Akalın, aslında yüksek sesle müzik çalınmasından ve bunun insan kulağına tacizinden şikâyetçiymiiiiş… Hay Allah! Tamam, ülke ekonomisindeki seyir endişe verici, DSÖ 2021 için corona illetinden 1 milyon can kaybının işaret fişeğini de yaktı, iyi de bu “hunharca” yanlışın ayıbını görmeyelim mi? Gördüğünüz gibi joker bir söz bu “hunharca” maşallah, nerede başınız sıkışsa “sıkıntı yok” gibi her boşluğa çakıyorsunuz çivi misali!

Çakınız güle oynaya! Çakınız umursamazca! Çakınız hunharca!


Bî-haber misiniz Google Translate’den?


Bu bir: “aksiyon mahsulleri”

Bu iki: “süper kötü pataklayıcı ana karakter”

Bu da üç: “ne yapacağından bir haber olan”

“Bir haber” ne yahu?! Buna “adletmek”i de yapıştırsaydın ne harika olurdu! Üstüne “şarz”ı da ekledin mi lokum lokum! Arapça ve Farsça kelimelerin başına gelen ve “-siz, -mez” eklerinin anlamını karşılayan bu ön ek ile oluşturulmuş o kadar çok kelime vardır ki… Bî-ar olan biri ancak bu “Google translate” rezaletine tevessül ederdi, ki öyle de olmuş zaten.

Dede Efendi’nin vals ritimleriyle (makamı rasttır) hemen hemen herkesin mırıldanmakta zorluk çekmeyeceği o meşhur şarkısında da “bî-bedel”i görmekteyiz. Benzeri olmayan, eşsiz anlamındadır.
“Yine bir gül-nihâl aldı bu gönlümü / Sîm-ten gonca-fem bî-bedel ol güzel
Âteşîn ruhleri yaktı bu gönlümü / Pür-edâ pür-cefâ pek küçük pek güzel”

Dede Efendi, bu şarkının ilhamını, gönlünü düşürdüğü Gülnihal Kalfa’dan almıştır. Yaşadığı dönemi düşündüğümüzde bu şarkı Dede Efendi için epey “light” gelmiştir. Hatta o kadar ki gelenekten kopuşun âdeta simgesi olan bu “hafif” şarkı için talebesi Dellâlzâde İsmail’e, “İsmail, bu oyunun tadı kaçtı.” dediği söylenir.

“Gugıltıransleyt”e dönelim biz yine ve dünyadan bî-haber (“bîhaber” yazımına da fitim) olanların küçük dünyalarına fiskemizi atalım, atalım ki az da olsa silkinsinler Atlas Silkindi ile sosyal medyada sağa sola caka satmadan evvel!