Esra Dalfidan: “Ben seni sevduğumi da dünyalara bildirdum”

22 Ekim 2011, saat 19.00’da Esra Dalfidan’ın muhteşem sesini doya doya içmek için Akbank Sanat’ta hazır bulunmakta fayda var. Akbank 21. Uluslararası Caz Festivali’nin sürpriz ismi zannederim Esra Dalfidan olacak.

Tertemiz bir artikülasyon, nefes kesici bir içten okuyuş… Uzun zamandır böylesine temiz, iç yakan bir “jazz vocal” dinlememiştim. Esra Dalfidan’ın 22 Ekim’deki konserini dünyalara bildiririm!

“Kaçmaz”larım: Azam Ali & Niyaz, Charles Llyod New Quartet, Avishai Cohen “Seven Seas”, Arild Andersen Trio, Maffy Falay Sextet, Timuçin Şahin Quartet, Arto Tuncboyacıyan’s 1to3, Dusko Goykovich Quartet.


Maslak’ta siesta bir başkadır!


Reklam meklam Türkçesi: “İki konforlu otel” ORA’daymış!

“İki konforlu otelden hangisinde kalacağına karar vermek zor olacakmış”

Huzurlarınızda “iki konforlu otel”! Ne diyelim şimdi? “Reklam sektörü yengen!” dedim diye yemediğim laf kalmadı. Her neyse. Sevabına: “Konforlu iki otelden hangisinde kalacağına karar vermek zor olacakmış”


Magazin: Roma, Romanya… Bir, ki!

Olağan Mucizeler Romanya’da

Geçen sezon ‘Olağan Mucizeler’ adlı oyunda oynayan… / Geçen sezon ‘Olağan Mucizeler’ oyununda oynayan…

* Milliyet Cadde, 30.09.2011


Don’t trash!


Reklam meklam: “Ben her bahar âşık olurum” *

Önce bir temenni: Aynı cümlede “hâlâ”, “aşık”, “âdem”, “kar”, “adet”, “şura”, “alem” kelimelerini; “babanın kız kardeşi”, “seven, tutkun”, “yokluk”, “alışverişin sağladığı kazanç”, “gelenek”, “danışma kurulu”, “dünya” anlamlarında kullanasınız inşallah!

***

Halacığım,

Nasılsınız? İş güç ne durumda? Hâlâ kâr edemediniz mi halacığım şu VOB âleminde? Kaç adet işlem yapmıştınız peki? Akçeli işleri bir kenara koyayım en iyisi. Üç kuruşluk aklımı yememek için didinip duruyorum Ankara’nın siyasete endeksli havasında. Âşık oldum galiba.

Tahmin ettiğiniz kız, evet o! Açılamadım bir türlü. Utangaçlığın alemi kalbimde hakikaten. Bir çeşit Achil’im aşık kemiği yaralı… Kar tanelerinin şûrasında âdetten midir kanla dolması âdemin? Badem sanki adem, nefes aldığımda… Her an tam şuramda! Sanki beni görebiliyorsunuz da… Bende bir hoşum vallahi! Sarhoşum halacığım. Aslına bakarsanız nâhoşum halacığım! Hâlâ aşkımı itiraf edemedim bu kahpe hayata! Kafanızı şişirdim. Bağışlayın beni.

Allahaısmarladık halacığım.

* Söz: Aysel Gürel / Müzik: Selmi Andak


Māzi ve reklam: Scherk


Senkretik-sentetik, abidik gubidik!

“‘Şaşa’kalma, kalplere vur bir zımba!” başlıklı yazımda (8 Eylül 2011) “KJ”lerdeki cehalete, özensizliğe, “salla gitsin”ciliğe değinmeye çalışmıştım.

25 Eylül 2011’de SkyTürk’teki “Şimdiki Zaman” programına katılan Dr. Ramazan Kağan Kurt(oğlu), “Evanjelizm senkretik bir dindir.” der demez, “KJ”, ekranın altına döşedi cümleyi: “Evanjelizm sentetik bir dindir.” Aferin!

Dünyanın ve Türkiye’nin siyasî-iktisadî geleceği üzerine akla ziyan senaryoların havada uçuştuğu böylesi “ürkütücü” bir programda, Fransızca “syncretiqué” kelimesinin, “zıt ilkelerin bir araya gelmesiyle oluşan, karma (özellikle din)” anlamı taşıdığını bilmeyen “KJ”nin mevcudiyeti de “ürkütücü”dür elbette. “Evanjelizm”in gelecek senaryoları kadar olmasa da…

Senaryosunu Brian Helgeland’ın yazıp yönetmenliğini Richard Donner’ın yaptığı 1997 tarihli “Conspiracy Theory”deki (“Komplo Teorisi”) “mütevazı” bir ipucuna bakmaya çalışalım. 17 Ağustos 1999’daki Gölcük depremini “günahkâr” kulların Allah’ın gazabına uğramasıyla izah etme densizliğini gösterenler oldu zamanında. Ne var ki, hadise çok daha derin.

“High Frequency Active Auroral Research Program”; yani HAARP. Kısacası, “yapay deprem”. Brian Helgeland’ın cemaziyülevvelini Yalçın Küçük’e bırakmak isterdim ama o bir “Ergenekon” gazisi. Neyse. Filmin bir sahnesinde, televizyonda haberler verilmektedir: “Amerikan Başkanı Bill Clinton Türkiye’ye yapacağı ziyareti, Türkiye’deki deprem yüzünden iptal etti.” 17 Ağustos 1999’daki deprem, Richter ölçeğiyle “7.4” idi. “Komplo Teorisi”nde ise Bill Clinton’ın “7.3”lük deprem yüzünden Türkiye ziyaretini iptal ettiği söyleniyordu!

http://www.youtube.com/watch?v=o6KctnOYCVo



Reklam meklam: “Font” kaygısız reklam ajansı ORA’da mı?

“Türkiye” ile “Park”ın apostroflarına dikkatle baktığımızda, farklı “font”ların apostroflarını görüyoruz. “Eee, ne yani?” mi diyorsunuz?

Metindeki detaylara/ayrıntılara/nüanslara dikkat kesilseydik “Swordfish”teki “11 Eylül” hadisesinin ipucunu/mantığını yakalayabilirdik.

Hakikat ORA’da mı?


Günün el ilanı: Doyaş

“Doyaş’ta

Hafta içi

Sürpriz ikramlar”

Koca koca, anlı şanlı “network”ler Türkçenin canına okurken, gariban Doyaş’ımız bu tatsız “sürpriz”le karşımıza çıkmış, çok mu? En azından “hafta içi”ni ayrı yazmışlar. “Heryer”, “herşey”, “hertaraf”, “haftasonu”, “birgün”, “biryer” yazanları düşününce…

Zaman kazandırmaya eyvallah da… “Lezzet kazandırmak” ne demek? “Reklam Türkçesi”nin gözünü seveyim! Yakında çişimi/tuvaletimi gerçekleştirmeye gidiyorum, diyenleri de duyacaksınız.

Şu -da’lar yok mu, şu -da’lar! Canımız ciğerimiz Doyaş’ın güveçte “kuru”su fena sayılmaz hani! Beş dakikada tepsinizde, “30 dakikada elinizde”!