7 Haziran 2012’de Erdöl Boratap hakkında kısa bir yazı yazmıştım. Aradan on yıl geçti; o yazı hâlâ aranıyor. Bu her zaman yazının meziyeti değildir. Kimi zaman ortadaki bilgisizliğin, arşiv tutmayışın ayıbıdır.
Arama motorlarına bakıyorsunuz isim var, hayat yok. Kırpılmış cümleler var, sahih kayıt yok. Kulaktan dolma ayrıntılar, birbirini kopyalayan satırlar, yarım yamalak tarihler, karman çorman isimler… İnsan biyografi ararken baştan savma bir dijital enkazın içine düşüyor.
İlk kayboluş bedenledir, ikincisi arşivde olur. Hele sesiyle yaşamış, sesiyle tanınmış insanlarda bu ikinci kayboluş daha da ağırdır. İlk anda aklıma düşen isimler: Nevin Akkaya, Kaya Akarsu, Alev Emre, Hayri Esen, Esen Günay, Vâlâ Önengüt… Haklarında elle tutulur, sahih bilgi bulmakta zorlanıyoruz. Özen kelimesini lugatından kovmuş bir güruh gelip bu kayboluşu çerçöp bilgiyle dolduruyor. Bir süre sonra geriye yanlışlar ve kırıntılar kalıyor.
Erdöl Boratap’ta da olan buydu. Sesiyle hatırlanan insanlardandı o. Yüzü unutulsa bile sesi bir dönemin içine sinmişti; kültür-sanat programlarına, reklam seslendirmelerine, evlerin akşamına karışmıştı. Bir dönemin sesini internet dedikleri bu büyük savsaklama tarlasına bıraktığınızda geriye hakikat değil, yamrı yumru bir tortu kalıyor.
Eldeki sahih kayıtlara bakınca ana hat yine de seçiliyor. Erdöl Boratap, kamuya açık kaynakların ortaklaştığı kadarıyla, 2 Haziran 1937’de İstanbul’da doğmuş, 7 Haziran 2012’de Kalkan’da ölmüş bir yayıncı. Şükriye Atav’ın oğlu, Yalçın Boratap’ın ağabeyi. Galatasaray Lisesi, Kabataş Lisesi ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü hattından geçmiş; sesiyle tanınmış, sesiyle yer etmiş bir isim.
Meslek çizgisinin ilk kısmı nispeten berrak. 1960’ta TRT’ye spiker olarak girdiği, iki yıl Ankara Radyosu’nda çalıştığı, 1963’te İstanbul Radyosu’na geçtiği kayıtlı. 1972’de TRT’den ayrılıp reklam spikerliğine geçtiği söyleniyor; bir başka kayıt onu kurumda tutuyor. 1971 tarihli bir insan hakları derlemesinde adı TKP davası bağlamında geçiyor. Bu dosyanın üzerinde hüküm kurmak bu yazının işi değil. Aynı dosyada bir protokol metninde “Devlet Radyosu redaktörü” sıfatıyla da görünüyor. Hafıza kendiliğinden delinmiyor; kimi zaman korkudan, kimi zaman ihmâlden, kimi zaman da düpedüz savsaklamadan deliniyor.
Sonra 1990-1991 döneminde TRT ekranında, Leyla Tekül’le birlikte “Günlerle Gelen” adlı kültür-sanat programını sunduğu kayıtlarda var. Dublajlardan, seslendirmelerden tanınan bir isim olarak anılıyor. Demek ki bu ses bütünüyle kaybolmamış; dağılmış, seyrelmiş, yanlış ellere düşmüş. İnternet denilen büyük çöplük de bu dağınıklığı toplamak yerine daha beter dağıtmış. İsimler karışmış, tarihler birbirine geçmiş, hayat hikâyesi dedikoduya teslim edilmiş. Koca bir yayıncılık tecrübesi birkaç dağınık cümleye, birkaç özensiz satıra terk edilmiş.
Türkiye, arşiv tuttuğunu zanneden ama kaydı elinde çürüten bir memleket. Eski yayıncılarını, spikerlerini, ses sanatçılarını, dublaj emekçilerini doğru dürüst toplamıyor; kayda geçirmiyor. Herkes bir şey bildiğini zannediyor, kimse doğru dürüst bir şey bilmiyor.
Bazı isimler öldükten sonra yalnız toprağa verilmez; üzerlerine bir de ihmalin toprağı atılır. Yazının işi, hiç değilse o toprağı biraz eşelemektir. Erdöl Boratap’ı arayan biri, internette hiç değilse biraz daha sahih bilgiye ulaşsın diye… Eğer bir kıymeti varsa budur









