Şehir cayır cayır

Ve ben yine bütün gün insanlara tahammül etmiş bir canlı olarak koltuğuma kurulmuş, varoluşumun saçmalığı üzerine düşünüyorum. Bir kedi olduğumu biliyorum; fakat bunu seçtiğimi hatırlamıyorum. Zaten insanlarda da durum pek farklı değil. Tek fark, onlar seçim yapabildiklerine inanıyorlar.

Sabah pencerenin önüne konan serçeyi yakalayabilirdim. Yakalamadım. Merhametten mi? Hayır. Aç değildim. Ahlâk dedikleri şeyin tok karnına icat edilmiş olabileceğini düşündüm.

Bütün gün uyudum. Uyanınca hiçbir şeyin değişmediğini gördüm. İnsanlar buna huzur diyor. Ben tekrar diyorum. Yarın da aynı koltuk, aynı pencere, aynı serçe. Serçenin aynı serçe olup olmadığını bilmiyorum. Belki o da her sabah başka bir serçe gibi davranmaktan yorulmuştur.

Biraz önce sahibim geldi. Sahibim? Kelimenin küstahlığına bakın! Kendi hayatına bile sahip olamayan biri, benim üzerimde mülkiyet iddia ediyor. Önüme mama koydu. Yedim. Özgürlük ile açlık arasındaki tartışmayı şimdilik erteledim.

Radyoda bir adam, hayatın anlamından söz ediyor. O da “kaybedenler” ekolünden muhtemelen. Sesini kıstım. Hayatın anlamı üzerine konuşanların çoğu, onu yaşamak zorunda kalmamış gibi, neyse.

Masadaki içkiye bakıyorum. İçmeyeceğim. Zaten kedilere zararlıymış. Ölümden korktuğum için değil, bu kadar saçma sapan bir dünyadan bir veteriner raporuyla ayrılmak istemiyorum.

Camda kendi yansımam var. Uzun uzun bakışıyoruz.

Hangimizin içeride olduğunu daha çözemedim.



Bir Cevap Yazın