Bilmedin gitti velî kadrimi ammâ gün olur
Çok ararsın beni cânâ buna âlem derler
Author Archives: adnanalgin
Şeref verdiniz Şeref Hanım, hürmetler…
Cezmi Ersöz’den özür dilerim.
22.10.2013 00:53, roe
*
Sabah mahmurluğunu üzerimden atmama vesile oldu bu kitap tanıtımı. Yazarını “Ahmet Betmen” olarak okudum ilk etapta. Uyanamamıştım. Elbette bizim “yarasa adam”ımız değildi. Soyadını dosdoğru okudum: Ahmet Batman. Güzel. Uykuluyum ama hâlâ. Kitabın adı da bana göz kırpmakta. Bu da güzel. Tanıtım cümlelerine kaydırdım gözlerimi. “Sen gibi, senin gibi, biraz da sana benzeyen.” cümlesini okuyunca ayılıverdim. Hah işte, dedim “hisli duygular”la dolu bir kitap daha… Kahraman Tazeoğlu, Aret Vartanyan ve benzerlerini bolca gördüğümüz “kişisel gelişim” türüne bir halka daha…
“Sen gibi, senin gibi” diye giden göz yaşartıcı bu ifadenin içler acısı halini fotoğraflayıp Facebook üzerindeki Türkçe Bilgisi’ne koymadan önce, bu kitabı kitapyurdu’nda bir arayayım dedim. O da ne! Kitabımız “çok satanlar”ın içinde! Yorumlar ise hazin. Hayata, aşka, çiçeğe böceğe dair “hisli duygular”ın esprili dile getirilişi… Yazmama bile gerek yok ama yazayım: Hiç işim olmaz.
Soğuk Kahve’si, 2696; Sabah Uykum ise 1963 adet satmış. Roman dedim ama değilmiş. Kısa kısa “fragman”lardan müteşekkilmiş bu eser. Ah Adorno! Parfüm, sabun mabun değil kızlar! Sağlık Bakanlığı’ndan onaylı 10 liralık parfümleri sürüp sürüştürmeye benzemez Adorno, fena çarpar insanı. Rahat bırakalım üstadımızı. Ne diyorduk? Rakamlar, evet… Bu rakamlar kitapyurdu’ndaki satış adedi. Varın ötesini siz düşünün. 50.000-100.000 adedi rahat var yani Ahmet Bey’in. Ne diyelim, satışı bol olsun. İki kitabın da ortak noktası şu: İfade gücü çok zayıf. Hülya Avşar, nasıl ki Yetenek Sizsiniz adlı kumpanyada, bir aralar “yerli Jim Carrey” diye itelenen, espri gücü yerlerde sürünen, komediyle uzaktan yakından zerre ilgisi olmayan “manken” Alp Kırşan’a tuhaf tuhaf, aksıra tıksıra gülüyor ise bu ve buna benzeyen şeyleri okuyan genç kızlar da “ay bayıldım, ay bittim, süper bi kitap herkeze tavsiye ederim” diyecektir eşyaın tabiatı gereği.
Kötü meta, iyi metayı kovuyor günümüzde. Edebiyatı bilmeyen yeni nesil, iki üç süslü cümleye tav oluyor artık. Hülya Avşar, Alp Kırşan’ın buz gibi esprilerine (?!), düşüp kalkmasına haykıra höyküre gülüyor, o kumpanyanın üniversiteli öğrencileri de Ahmet’in, Kahraman’ın, Aret’in, Seda’nın, Ayşe’nin, İclal’in yazdıklarını satın alıp okuyorlar ve edebiyat zannediyorlar.
Ekşi Sözlük’ten “roe” rumuzuyla yazan arkadaşımız, içinde debelendiğimiz durumun fotoğrafını panoramik bir şekilde çekmiş. “Emek” hususuna gösterdiği hassasiyet ise kayda değer. Ellerine sağlık.
Cezmi Ersöz’ün bu türden “hisli duygular”ın pîri olduğunu rahatlıkla söylemekte beis görmüyorum. En azından bir şair. Hoş, memleketteki her dokuz erkekten onu şair ama neylersiniz ki sevdiğine kavuşamayan her testosteron şövalyesi kendini Pablo Neruda zannetme eğiliminde. En azından belli bir entelektüel altyapısı var. “Aşk Doktoru” titriyle gezmiyor en azından. Onun “ağlak” aşk arayışından fena halde, koşar adım uzaklaşmışken ve neredeyse beş altı yıldır kitaplığıma yeni bir Cezmi Ersöz kitabı girmezken ve “bayan” üslubundan iyice bunalmışken… Bu yeni “aşk meşk ve börtü böcek”çilerden sonra ona haksızlık ettiğimi düşünüyorum.
Yetenek Sizsiniz’in müdavimi kızlara sesleniyorum: Hey kızlar! Gelin, aşk meşk, terk edilme, ruh ikizi, elmanın öteki yarısı, hüzün müzün gibi mevzularda bu işin ustası Cezmi Ersöz’ü tercih edin. Belli olmaz, belki onu tramplen yapar da Tomris Uyar’a, Adalet Ağaoğlu’na, Pınar Kür’e, Gülten Akın’a, Ahmet Arif’e yolunuz düşer, ha? Kusura bakma Cezmi abi!
Bıkmak yok: Türkçede “&” imi yoktur!
Tamam, herkes şu “&” iminin Türkçede yeri olmadığını biliyor ama tatbik eden çok az maalesef. Çok “interneyşınıl”ınız ya! Sevsinler sizi! Bütün bunların dışında, az çok Türkçe duygusu olanların gıcık olduğu “içerisinde”ye şöyle bir teğet geçeyim.
Uzun yazı okumayı sevmeyen bir nesli fazla tutmayayım ekran başında. Şudur: Zaman bağlamlı ifadelerde, cümlelerde “içinde” kullanmaya lütfen özen gösteriniz. Keyfiyet budur.
Reklam meklam, Cola mola, Nutella mutella, esinlenme mesinlenme, çalıp çırpma vs.
2011 senesinde Avustralya’da başlamış, Coca-Cola’nın “Share a Coke” kampanyası. Neymiş, tüketiciler birbirlerine daha çok yakınlaşacakmış ve “Coca-Cola içerek birlikte keyifli zaman geçirmeleri” sağlanma amacı güdülecekmiş. Her ülkeye uyarlanan bu “kişiye özel isim” kampanyasını hiç çekici bulmadım. Bu benim fikrim. Çoluk çocuklar marketleri, bakkalları hallaç pamuğu gibi atacaklardır, isimlerinin yazılı olduğu şişeyi bulabilmek için. Hepsi bu.

Esinlenmenin (?) tavan yaptığı reklam sektöründe, “Snickers”ın reklamındaki “tüylü bamya” (reklamcılar çok sever bu kelimeyi) konseptini olduğu gibi alıp “Nescafe 3ü1 Arada”ya adapte etmekten utanmamak nasıl bir ruh durumuna işaret ediyor acaba?
Bu “esinlenme” ortada lök gibi dururken, şimdi de Nutella’nın “yaratıcı” ajansı “Nutella’dan çok özel bir teşekkür” kampanyasıyla ne yapmış dersiniz? Kırk yıl düşünseniz aklınıza gelmez! Nutella kavanozlarına “mehmet”, “hasan”, “ibrahim”, “bora” vb. isimleri yazmış! İlk harfleri siyah elbette! Hazırlayın mendillerinizi, detaylara verilen önem göz yaşartıcı gerçekten!
Büyük olasılıkla önce Coca-Cola akıl etti ürüne tüketici isimlerini yazma teranesini. Nutella n’aptı peki? O da e-sin-len-di… Sizleri bilemem ama ben utanç duyuyorum bu kabil “yaratıcılıktan”!
Reklam meklam: Mukayese in love!
Sinéad O’Connor’ın Nothing Compares to You‘sunu biliyorsunuzdur ama değil mi? “Comparison” sözcüğünü de biliyorsunuzdur. Hah, işte ona “mukayese” diyoruz. Hatta, ana babalara öğüt verirken pedagoglar, “çocuğunuzu arkadaşlarıyla kıyaslamayın” da derler. Bir “şey” ile başka bir “şey”i mukayese ederken “iki kata kadar” kalıbını kullanmak gerekir. “İyi hissediyorum” da diyorsunuzdur Allah bilir! Kabahat sizde değil, o berbat “dublaj Türkçesi” mahvetti bünyenizi. Sadece Kürk Mantolu Madonna ile sınırlamayın kendinizi. Muzaffer Buyrukçu okumuş muydunuz? Okuyunuz.







