Tag Archives: Dilbilgisi

“Uğur Tanısal Sınav”

Kadıköy-Beşiktaş vapuruyla evden işe rutin yolculuğuma başlarken, uyku mahmurluğumu tokatlayan bir dersane ilanıyla burun buruna gelmenin tatsızlığıyla ayıldım. Hatta biraz da ağzımı bozdum.

“Tanrısal Sınav” diye okumuştum duyurularını! Mütedeyyin kesime hitap ettiğini iddia eden gazetelerin yeni bir promosyon kampanyası kapsamında kupon karşılığı verecekleri külliyatın ismi zannettim. Gözlüğümü çıkardım. Gözlerimi ovuşturup bir daha baktım. Hay Allah! “Tanısal Sınav” yazıyormuş yahu! “Tanısal”… “Sınav”… Vay anam babam! Korktum be! Bu ne be? Altıma kaçırırdım ben bu ilahî sınava girmeden önce! Altıma yapıyom, tanısal sınava giriyom, Türkçem kuru kalıyo! Oh-hoooo! Hatta bravo!

Niçin “Diagnostic examination” yazmamışlar ki? Hastalığı teşhise yardım eden, teşhisi kolaylaştıran demek “diagnostic”. “Examination” da hastalığı teşhis etmek gayesiyle yapılan muayene… Arapça “imtihan”ı, “sınav”a çevirdik. “Teşhis” de “tanı” oldu. “Teşhis imtihanı” çok Arapça kaçmış besbelli! Yarısı Türkçe, yarısı Arapça “tespit sınavı” da şık bulunmamış olmalı! Türkçenin anasını belleyen -se/-sal sallamasına balıklama atlanmış ve “Tanrısal Sınav” olarak okuyup afyonumu patlatan bu ilanda “Tanısal Sınav” kepazeliği ortaya çıkmış.

Yahu bu adıyla sanıyla “seviye tespit sınavı” değil mi? Bu imtihana, pardon, bu sınava katılmayı düşünen çocuklara, gençlere bir sorsa Pakize Suda ablamız, “tanısal sınav” nedir diye, emin olun %50 oranında bile doğru cevabı alamayacağına iddiaya (şimdiki çocuklar, gençler “iddaa”nın doğru olduğunu zannediyorlar!) girerim.

Gökhan Tepe dinletin önce sınavınıza duhul eyleyeceklere, sonra da “Tanısal Sınav”ınızı “gerçekleştirin” tepe tepe!


Umumî arzu üzerine: “Tabelalardaki yazım yanlışları”

(…) “Şarz aletimi unuttum da seninkini alabilir miyim?” diyenlere, “Şarz aletimi unuttum ama şarj (charge) aletim yanımda.” karşılığını vermekte özgürüz. “Şarz aleti” talebinde bulunan alımlı, hoş bir bayansa durum pek de iç açıcı değildir. Eğlence anlayışının “binlerce dansöz var”ın ötesine geçmesi olasılığının zayıflığının yanı sıra hayatındaki belli başlı “sorunsalın” “sıfır beden”den uzağa gitmesi de oldukça zordur bu hanım için. Şarz aletimi evde unuttum, diyerek iletişim kanallarını tıkayabilirsiniz rahat rahat.

Cep telefonu satışıyla hayatını sürdürme uğraşındaki yurttaşın dükkânında falanca “Telekominikasyon” tabelasını görünce, uzaktan güldürme özelliğine sahip bir cihaz mı satılıyor yoksa burada, fikrine kapılmamız ihtimal dahilindedir. Bakanlar Kurulu kararıyla tabelacı olarak evine ekmek götürmeye çalışanlara bir adet yazım kılavuzu bulundurma zorunluluğu getirilmesinin zamanı gelmiş de geçmektedir. Böyle bir zorunluluk, “karbiratör, şarz-marş-akimülatör, kontür, firen, alekart, we ce, sandövüç/sandeviç, şöför, resteurant, kanpanya” ve benzeri tabela, afiş, pankart fotoğraflarıyla yüklü geyik malzemesi “yurdum insanı” e-postalarının bertaraf edilmesini sağlayacağından, sanal âlemin e-posta trafiğinde yaşanması muhtemel yavaşlamaların da önüne geçecektir. (…)

Üstteki alıntı “Fax, Taxi & Sex Espassız Sayıklamalar“dan. Arama motorlarında birkaç aydan beri “tabelalardaki yazım yanlışları, tabela yazım hataları, tabela yazım yanlışları” vb. tabela odaklı bir arama tarama yoğunluğu var. Ya öğrencilerin “performans ödevi”nden kaynaklanıyor ya geyik malzemesi arayanların aşırı ilgisinden… “Umumî arzu üzerine” mantığıyla bu türden tabela mabela yanlışları manlışları görseli arayanlara amme hizmeti burada, bu sayfada! Tepe tepe kullanın!

İlk görselimiz 5 Aralık 2011 tarihli Hürriyet’ten geliyor. “Tabela” değilse de “yazım hatası” kapsamında evlere şenlik iki hata: İlki “Giresinspor”, ikincisi de “Paris Sain Gernain”!

İngilizceye bayılan bir millet oluşumuza tipik bir numune: “Lüx portakal”! “Lüks” veya “lux” ama “lüx”, “lüxs” değil!

Kanı kaynayan kızlar, erkekler “komik” tişörtlere epey ilgi gösteriyorlar. Komiklik yapmadan evvel, -de/-da ekini doğru dürüst kullanmayı öğrenmek de gerekiyor tabii. Nasıl yazıyormuşuz? “Bırakıp da gitme beni” yazıp komiklik yapıyormuşuz.

Sırada “everyday”i, “everywhere”, “everyweekend”i olduğu gibi Türkçeye uyduranlardan bir örnek var:  IKEA, uzunca bir süre “Evinizin herşeyi” diye kullanmıştı “her şey”i. Şimdi bu yanlışından döndü. Ancak “bubilet.com”un dev gibi “heryer”i gülle gibi yerinde duruyor. Şunu bile düşünmeye üşeniyorlar: Nasıl ki, “hercuma” yazamıyorsun, bu durumda “hergün” de yazamazsınız! Dilde nüansları ıskalarsan, hayat da seni ıskalar!

Garanti Bankası’nın sanal şubesini kullandığım için vereceğim örnek haliyle eşekleriyle, tavuklarıyla emeklileri şubelerine davet eden Garanti’den olacak. Haluk Bilginer’in seslendirdiği şu bizim eşek, soru eklerini ayrı yazmak gerektiğini sevabına öğretiverse internet şubelerindeki yönergeleri hazırlayanlara ne iyi olur!

Nihal Yalçın’ın seslendirdiği tavuk da “ve, ya da, ile” gibi bağlaçlardan önce virgül kullanılmaması gerektiğini öğretirse fena olmaz! Esasen şu “ya da” saçmalığına değinse tavuk kardeşimiz. “Ya da” kullanımı yoktur Türkçede! “Ya istiklal ya ölüm”dür, “ya beni de götür ya sen de gitme”dir vb. “Veya”yı kullanmak ya kıroluk addediliyor ya cahillik! Sevsinler onların “ya da”sını!

Kompedan’ın “süpriz”iyle noktalayalım bu “umumî arzu üzerine” yazımızı. İşyerlerinde bir yazım kılavuzu bulundurmanın maliyeti 5, bilemediniz 10 “tele” yahu! Böylesine tatsız “sürpriz”lerle yeni yıla girersek (“herişimiz” değil!) her işimiz sarpa sarar mazallah!


Reklam meklam: “AVESAL”la veya sallama!

Kelimelerin sonuna eklenen “-sel/-sal” eki, o kelimeye “aitlik” anlamı katar. “Öz Türkçe” önderleri bu “-sel”li, “-sal”lı yazımı pek sever. Uydur uydur söyle! Nasılsa meydan boş! Her neyse. İzah etmeye çalışayım: İnsana ait >>> İnsanî. Hukuka ait >>> Hukukî. Tarihe ait >>> Tarihî. Kişiye/bireye ait >>> Ferdî.

Cep telefonu şirketleri (GSM şirketleri, “operatör” denilmesinden yanalar da reklam ajanslarında çalışan “operatör”ler buna fena bozuluyorlar bilesiniz. “Residence” inşasında koca koca iş makinelerini kullananlara da “operatör” diyorlar! Gelsin Aytunç Altındal, gitsin entropi! Gelsin 150 kelimelik “yurttaş ban’ne”ler, gitsin CFR’ler! “Grafiker” desek?) arasında kıyasıya bir rekabetin yaşandığını herkes biliyor. Turkcell, Şahan Gökbakar’ın canlandırdığı ÖZTÜRKCELL şirket sahibi üzerinden Vodafone’a yüklenirken; Vodafone da Şafak Sezer’in canlandırdığı Selim (“Cell”im) karakteriyle Turkcell’e sataşıyor. Bir vakitlerin Aycell’i (“Aysell” yazıldığını da gördü bu miyop gözler!) ile eski T. İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince’nin epey başını ağrıtan Aria’nın çiftleşmesinden doğan Avea da her iki rakibinden müşteri tırtıklamaya çalışıyor, Kemal Sunal’ı ve günümüzün “dokunmatik” gençliğinin ismini duymadıklarına emin olduğum Fernandel’in (Fernand Joseph Desire Contandin) gençliğindeki çehresini anıştıran Erdem Yener’in mimiklerini öne çıkartan oyunculuğuyla…

İstanbul’un (mini) metrosunu kullananlar görmüşlerdir muhtemelen Avea’nın yeni “AVEASAL” reklam çalışmasını. “YASAL”ı, “AVEASAL” yapmışlar. Esprili olduklarına inandıkları, bir de “yasal” (“kanunî/legal”) metin döşemişler altına. Tertemiz dişlerine yapışıp kalmış siyah zeytin artığına aldırmayıp sevdiklerini öpmeye yeltenenlere değil sözüm! Sözüm, “aşklar da bakım ister”i benimseyenlere! Şöyle ki; “kanuni” ile “kanunî” aynı değildir! “Yasal” >>> “AVEASAL” >>> “kanuni”…

“AVESAL”daki o “SAL”, koymaya çekindiğiniz veya sallamadığınız “î”dir! O “î”, tastamam “AVEA”ya eklediğiniz “SAL”ın karşılığıdır.

“Lütfen, bilinçlenelim.”


Mihrabım diyerek, muhatabıma göz kırptım!

“Muhattap” – Televizyondaki bazı magazin programlarında (“İzlence”yi kullanıyor musunuz?) duymuşsunuzdur: “Bilmemne benim muhattabım değil arkadaşlar!”. Sanal âlemdeki özgürlüğü sonuna kadar kullanan gençliğin incir çekirdeği “polemik”lerinde de okumuş olmalısınız: “Seni muhattabım olarak görmüyorum:)” Kendisine hitap edilen kimsedir “muhatap”. “T”leri idareli kullanalım lütfen!

FTS, Dizi Dizi “İnci”yiz Sayıklaması

Okumak isteyenlere: “Senkretik-sentetik, abidik gubidik”, “Günün fotoğrafı: ‘Kanaltürk Türkiye’nin Televizyonu’ ama Türkçenin ecnebisi”


Reklam meklam Türkçesi: “İki konforlu otel” ORA’daymış!

“İki konforlu otelden hangisinde kalacağına karar vermek zor olacakmış”

Huzurlarınızda “iki konforlu otel”! Ne diyelim şimdi? “Reklam sektörü yengen!” dedim diye yemediğim laf kalmadı. Her neyse. Sevabına: “Konforlu iki otelden hangisinde kalacağına karar vermek zor olacakmış”


Reklam meklam: “Ben her bahar âşık olurum” *

Önce bir temenni: Aynı cümlede “hâlâ”, “aşık”, “âdem”, “kar”, “adet”, “şura”, “alem” kelimelerini; “babanın kız kardeşi”, “seven, tutkun”, “yokluk”, “alışverişin sağladığı kazanç”, “gelenek”, “danışma kurulu”, “dünya” anlamlarında kullanasınız inşallah!

***

Halacığım,

Nasılsınız? İş güç ne durumda? Hâlâ kâr edemediniz mi halacığım şu VOB âleminde? Kaç adet işlem yapmıştınız peki? Akçeli işleri bir kenara koyayım en iyisi. Üç kuruşluk aklımı yememek için didinip duruyorum Ankara’nın siyasete endeksli havasında. Âşık oldum galiba.

Tahmin ettiğiniz kız, evet o! Açılamadım bir türlü. Utangaçlığın alemi kalbimde hakikaten. Bir çeşit Achil’im aşık kemiği yaralı… Kar tanelerinin şûrasında âdetten midir kanla dolması âdemin? Badem sanki adem, nefes aldığımda… Her an tam şuramda! Sanki beni görebiliyorsunuz da… Bende bir hoşum vallahi! Sarhoşum halacığım. Aslına bakarsanız nâhoşum halacığım! Hâlâ aşkımı itiraf edemedim bu kahpe hayata! Kafanızı şişirdim. Bağışlayın beni.

Allahaısmarladık halacığım.

* Söz: Aysel Gürel / Müzik: Selmi Andak


Günün el ilanı: Doyaş

“Doyaş’ta

Hafta içi

Sürpriz ikramlar”

Koca koca, anlı şanlı “network”ler Türkçenin canına okurken, gariban Doyaş’ımız bu tatsız “sürpriz”le karşımıza çıkmış, çok mu? En azından “hafta içi”ni ayrı yazmışlar. “Heryer”, “herşey”, “hertaraf”, “haftasonu”, “birgün”, “biryer” yazanları düşününce…

Zaman kazandırmaya eyvallah da… “Lezzet kazandırmak” ne demek? “Reklam Türkçesi”nin gözünü seveyim! Yakında çişimi/tuvaletimi gerçekleştirmeye gidiyorum, diyenleri de duyacaksınız.

Şu -da’lar yok mu, şu -da’lar! Canımız ciğerimiz Doyaş’ın güveçte “kuru”su fena sayılmaz hani! Beş dakikada tepsinizde, “30 dakikada elinizde”!


Her şey “Bildiğiniz Gibi”

Tanınmış “iletişimci”, Bersay’ın babası Ali Saydam’ın, reklam sektörünün popüler dergisi Marketing Türkiye’deki makalelerinde, Türkçe kullanımındaki özensizliğe, laçkalığa dikkat çeken ifadelerini hatırlıyorum da… Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma, diyesim geliyor.

Allah’ın uğramadığı sokak aralarındaki büfelerden ecnebi isimli uluslararası markaların cicili bicili mağazalarına, İskender Pala’nın “Şah & Sultan” romanından (Okuyunuz: Kırmızı, Kasım-Aralık, 2010) ünlü “iletişimci Ali Saydam’ın televizyon programına varana dek… Şu “&” hastalığı, hayranlığı, deliliği nedir kuzum?

“VE” yazmak/demek (uzun bir süredir “VE” yerine “ARTI” deniyor) yerine “&” yazıp durmanın psikolojisini kim izah edecek? Cem Mumcu’nun randevu defteri şişkin imiş. Kime danışalım peki? Hem, kendileri “sevişmek” yerine “.ikişmek” demeyi tercih eden “danışanının” niçin o “hard” sözcüğü seçtiğini de izah etmekte zorlanıyor. HABERTÜRK’teki “Altüst Muhabbetler”de böyle diyordu. Her neyse.

Kırık Potkal’ımızdan sızan kırık dökük cümlelerimizden kimin haberi olacak da “Nilgün Belgün & Ali Saydam”daki “&” işaretini “ve” yazdıracak? Nerede bu babayiğit? Nerede bu “state”?


Bülent Ersoy söylüyor: “Hayatımı yaşıyorum, yaşıyorum oh, oh!”

Arapça “hayat” kelimesini, ha babam “yaşam” sözcüğüyle karşılamaya kalkıştılar. Soruyorlar: Kimler? Kimler olacak, Öz Türkçeciler! “Hayat kadını” yerine, “yaşam kadını” desenize! Peki, “hayat arkadaşı” yerine, “yaşam arkadaşı” nasıl duruyor? “Hayatını yaşamak” yerine, “yaşamını yaşamak” ne âhenkli değil mi? Kaç kez dedik ama dinleyen kim? Nasıl ki, “anı” ile “hatıra” (hatta, “hâtıra”) aynı anlam yükünü omuzlayamıyorsa, “hayat” ile “yaşam” da aynı anlam yükünü taşımaz, ta-şı-ya-maz.

Hayata küstüremeyeceksiniz beni. Hayatımı kazanmak için espasları paspaslayacağım, hayata gözlerimi yumana dek kırık dökük yazacağım, tamam mı?

“Muhafazakâr” kanal TGRT, bir vakitler “yaşam” sözcüğünü edep dışı buluyordu. Siz, siz olun ve “yaş-am” diye hecelemeye kalkışmayın “yaşam” sözcüğünü. Yeri gelirse “yaşam”ı da kullanın. Ancak “hayat”a hayat hakkı tanıyın.  Sözcükleri yasaklamayalım. Her kelime renktir, nüanstır cümlelerimize. Ta buraya kadar okudunuz mu yoksa? Yoo, vallahi olmaz! Biraz daha kalın. Hayatta bırakmam sizi!


Soru ekleriyle başınız “derttemi”, dertte mi?

Kilolarınızı boşverin, soru eklerini dosdoğru (-mi soru eki, kendinden önceki sözcükten ayrı yazılır) yazın da diliniz dinç kalsın. Değil mi ama?