Tag Archives: İnsan

+1

“Halfaouine est juste magnifique, elle me donne la chaire de poule , à chaque fois que je l’écoute”


“Afili” hatalar ve “afili” romanlar!

Murat Menteş, Alper Canıgüz, Emrah Serbes… Bu üç “filinta” “Afili Filintalar”ın önde gelen isimleri olarak bilinir. Öyle “afili” ve dokunulmazlardır ki tükürseler “şaheser” addedilir yazdıkları. Oğullar ve Rencide Ruhlar adlı kitabıyla “fanatik” bir okur kitlesi edinen Alper Canıgüz’ün Kıyamet Park adlı kitabının giriş cümlesinde büyük bir hikmet (?) görülmüş olmalı ki o “bağlaç” mağlubu cümlesini afişlere kadar taşımışlar. Şöhretin görünmez kanatlarıyla arşa yükselmek böyle bir şey işte! Bir cümlede iki adet bağlaç (“çünkü”, “ama”) kullanıp da bunların noktalamalarını hakkıyla kullanamazsan bunu “büyük yazarlık”la veya “yazarın dil tasarrufu” ile izah edebilirsin ancak!

Heyhat, Alfa’nın bir editörü yahut bir metin tamircisi yok mudur ki böylesi bağlaç mâlûlü bir cümleye cevaz verilebilmiş! Allah, hiç kimseyi bu kadar acemice bir cümleyle romana başlayacak kadar kibirle donatmasın.

Irmak Zileli ise Twitter’da hiç acımadan sağlı sollu girişmiş tâbir câizse “Afili Filintalar”a 24 Temmuz 2019’da:

“Afili Filintalar’ın edebiyatın başına ördüğü şu çoraptan ne zaman nasıl kurtulacağız merak ediyorum. Özellikle son dönemde okuduğum öykü ve romanlarda dikkatimi çeken bir şey var. Ardı arkası kesilmeyen aforizmalarla yapılan bir ‘felsefe’.”

“Çoğunlukla aralarında neden-sonuç ilişkisi ve bütünlük yok. Cümleyi ilk okuduğunuzda mühim bir şey söylediği ve bunu etkili şekilde söylediği hissi uyandırıyor. Durup anlamını kavramaya çalışırsanız, ne demek istediği belli olmayan süslü bir cümle olduğunu fark ediyorsunuz.”

“Büyülendiğinizi sanıyorsunuz ama burada yaşanan büyü değil, az sonra geçiverecek olan bir şoklama. Bu cümleleri sarf eden karakterler de oldukça yapay oluyor haliyle. İki insanın gündelik hayatın içinde sürekli olarak böyle cümleler kurması inandırıcı değil.”

“Elini şakağına dayamış, kısık gözlerle ufuklara dalan, pürüzlü sesiyle bizi etkileyen biraz serkeş, saçı başı dağınık erkek karakterlerin kadın versiyonları da çıktı. Bunlar da çoğunlukla çok tatlı, sempatik, eğlenceli, büyüleyici, lunapark gibi kadınlar. Bir o kadar da ‘derin’!”

“Ayrıca mizahi tarafları da pek güçlü. Ve öyle cümleler kuruyorlar ki, sanırsın feleğin çemberinden geçmiş. Fakat cümlelere yakından bakınca yine içi boş. Ne dediği pek anlaşılmıyor. En sıradan duygunun bile en afili şeklini bulabiliyorlar.”

“Yusuf Atılgan’ların, Oğuz Atay’ların, Sevgi Soysal’ların, Leyla Erbil’lerin topluma uyum sağlayamayan “tuhaf” karakterleri değil bunları. Bunlar tuhaf ve uyumsuz pozu veriyorlar sadece. Karakterler o kadar yaşamıyor ki hikaye akmıyor bir türlü, konuşan kafalar görüyoruz o kadar.”

“Sanıyorum şunu da vurgulamak gerek. Edebiyatta anlam paragraftadır, hatta metnin bütünündedir. Anlamı tek tek cümlelere yüklemeye kalkışmak, reklam spotu gibi cümleler kurmak, bunların içi dolu bile olsa öyküye, romana hizmet etmez.”

“Aforizma bağlamsızdır, bütün gücünü buradan alır, bu eksik bir güçtür ama güçtür. Edebiyat metninin gücü bağlamdadır, her bir cümlenin bağımsızlığını ilan ettiği yerde akıp gitmez ve karakterler oluşmadığı gibi, bütünlüklü bir dünya kurulamaz. Oysa edebiyatın işi dünya kurmaktır.”


Bir mücevher: Ziya Osman Saba

Önce ekmekler mi bozuldu, yoksa insanlar mı? Lisanın bozulduğu aşikâr. Rezzan Hanım’ın o güzelim İstanbul Türkçesini konuşan kalmadı. En mühimi, merhum Ziya Bey’in uğruna şiirler yazdığı o cânım İstanbul kalmadı. Lirizm şaheseri şiirlerindeki din, iman, Allah mefhumları da… Her şey kirli bir ticaretin öznesi olup çıktı. Allah gani gani rahmet eylesin, ruhu şâd olsun.

Meraklısına: ’70’li yılların TRT’sinde bir dizi vardı: Sihirbaz. Bu dizideki “Bill Bixby” karakterine sesini veren Aykut Sözeri, bu belgeseli de seslendirmiş.


Vizyonist sosyolog!

Bir vakitlerin amiral gemisi Hürriyet’in genel yayın yönetmeniydi “sosyolog” Ertuğrul Özkök. Attığı, attırdığı manşetlerle kulakları epey çınlatılmıştı. Köprülerin altından çok su aktı, irtifa kaybedip kocaman köşesinde andropoz tünelinden geçerken “entel fantezi”lerini yazarak on binlerce lirayı cebine indirerek Milimetric’ten “çok ucuza” diktirdiği kostümlerle halay malay çekti. Son kullanım tarihinin çoktan dolduğu iyice ayyuka çıkan beyefendiyi şak diye kapı dışarı ediverdiler A. H. Coşkun’un kaptanlığını yaptığı Hürriyet’ten ve hiç kimsenin umurunda olmadı. Şu “komedi” listesine Recep İvedik 6‘yı koyan birini kim takardı ki!


Bir bedende üç kişi: Elif, Haşmet, Hakan=Tarık Tufan

Dijital sörf mesaim esnasında 24’te “Portre” adlı bir programda, “Meksika Sınırı”nın eski sunucularından “münevver” yazar, (Geç Kalan‘ın arka kapağından) “kendine özgü diliyle, edebiyatıyla, güçlü duygu dünyasıyla okurları büyüleyen” (tamam, alıcaaz kitabı, peşin peşin imzalamış da) Tarık Tufan’ın son kitabı GK üzerine bir şeyler anlattığını görünce kumandayı önümdeki sehpaya usulca bıraktım ve anlatacaklarına -bir kez daha- dikkat kesildim. Büyük kıyak! Kitabın yayın tarihi 14.10.2021 ve hop ekranda kitabını anlatıyorsun, daha ne olsun!

Elini kolunu kullanması, seçtiği kelimelerin oluşturduğu o “büyülü” cümle evreni, hayata ve edebiyata dair düşüncelerini aktarırken takındığı o şamanistik hava niyeyse bende inandırıcı bir etki bırakmıyor. Daha çok “proje” yazar havası intibaı var tavırlarında. “Sağ”ın her kesime açık entelektüel yazarı misyonu bir noktadan sonra rahatsız edici oluyor. Ne şiş yansın ne kebap yaklaşımının bedenlenmiş bir hâlini de “9/8 Ahmet”ten sonra Tarık Tufan’da görüyoruz.

Bir ölçek Elif Şafak tasavvufu, iki ölçek Haşmet Babaoğlu sosyolojisi, bir ölçek de Ahmet Hakan Coşkun popülizmi… Oldu mu sizlere Tarık Tufan! Hele bir de “yazar yalnızlığı” romantizmini anlatırken çektiği o zorluk ve o zorluğun aslında “ne kadar kıymetli” bir şey olduğunu söylemesi… Yazarlık zor iş vesselâm! Tarık Bey’in “yazar yalnızlığı” nutkunu dinlerken tedavülde olmayan şu deyimi hatırladım: Kırk paralık kürdanı kırk bir paraya satmak.


PNG’nin “Persona”sına bakış

Memleket umumisinin baş döndüren “gündem” maddelerinden biri de PNG; yani “Persona Non Grata”. “Persona” kişi demektir, “adam” değil! “İstenmeyen kişi”ler, her zaman “adam” olmayabilir diplomatik camiada da ondan pek muhterem Türk basını, bilmem bunun farkında mısınız?

PNG, bir de reklam sektörünün grafik âleminde çok meşhurdur. “Portable Network Graphics” olarak açılır, kayıpsız sıkıştırma algoritmasına dayalı grafik dosya programıdır. Musahhihler PDF’leri çok sever de PNG’lerden pek hazzetmez. GIF’in noksanlarını gideren ve “net” dünyasında derin kontrastın kontlar gibi salınmasını sağlayan PNG’leri I. Bergman’ın 1966 tarihli o ünlü Persona‘sına bağlayıp filmi seyretmenizi tavsiye ederim.


İki “ses”, bir “aktris”!

Ah, bu revnaklı sesler… Ah, bu zarif insanlar… Tanıyabildiniz mi bu dublaj ustalarını? Çıkarabildiniz mi “Sultan” lakaplı hanımın oyunculuğunu ete kemiğe büründüren bu harika sesleri? Hiç işittiniz mi “Sultan”ımızın ününün yayılmasında büyük katkıları olan bu değerli insanlara gönderdiği saygılı selamlarını, minnet hislerini?

Biliyorum, çok yoğunsunuz, vaktiniz de yok… Daha bi’ sürü post atacaksınız filtresiz bira içerken filtreli uygulamalarla sosyal medyadaki hesaplarınıza… Yazayım: Solda, Çağrı (The Message) filminin anlatıcısı Tarık Gürcan ile 1952’de dünya evine giren zarif eşi Nevin Akkaya Hanımefendi yer alıyor. Sağda ise Maya sanat galerisinin sahibi, döneminin tiyatro eleştirileri yazılarıyla olduğu kadar “Fitne Fücur” takma adıyla kaleme aldığı dedikodu yazılarıyla da isminden söz ettiren, “Dublaj Kraliçesi“ olarak anılan, Lorel-Hardy’yi unutulmazlar arasına sokan dublaj canavarı Ferdi Tayfur’un kız kardeşi Adalet Cimcoz.


Farkhunda mısınız?


Küçük Çiftlik Parkı


Saime Sinan’ı tanır mısınız?