
Tag Archives: İnsan
Bayramlar ve yılbaşı artık öksüz: Mustafa Kandıralı vefat etti.
Bayram sabahlarının ve yılbaşı gecelerinin sembol ismi, klarnet sanatçısı Mustafa Kandıralı 90 yaşında (1930-2020) vefat etti. Artık ne eski bayramlar var ne Nesrin Topkapı ne Seher Şeniz ne Tülay Karaca’nın tüllere sarınıp hünerlerini gösterirken kameramanların ve rejinin atraksiyonlarıyla dansözlerin açıkta kalan yerlerinin olabildiğince gösterilmemeye çalışıldığı yılbaşı geceleri… TRT’nin yerinde zaten yeller esiyor! “Özü sözü insan” diye bir de slogan bulmuşlar!
“Özü sözü insan” olan bir neslin mezar taşıdır artık bu slogan! O masum yıllarımızı, Türk-Kürt ayrımının olmadığı mahalle kültürümüzü, kadına kıza yan bakanın ayıplanıp hizaya çekildiği, ezan okunduğunda akşam yemeklerine koştuğumuz sokaklarımızı, başörtülü teyzelerin sokak hayvanlarını tekmelemediği, yılbaşı geceleri kestane pişirip saatin 24.00’ü göstermesiyle beyaz cama gözlerimizi mahcup mahcup çevirdiğimiz ve öksürüklerin bir anda arttığı esnada dansöz eşittir yılbaşı kültünün hafızalarımıza nakşolduğu o masum o güzelim yıllar ebediyen yok artık!
Gaflet gaflet üstüne!
Mustafa Ceceli adlı şarkıcının bir şarkısıymış bu efendim, ne güzel! Durun, gaflet bitmedi…

Bestecilere bakıyoruz şimdi de ve Allah’ın bir hikmetine şahit oluyoruz: Osman İşmen adlı bestecinin zaman içinde yolculuk yaptığını (“tayy-i mekân”) görüp sayıyla kendimize geliyoruz… Valla, şu internet bilgiye ulaşmak için büyük bir nimet!
Gaflet mağdurlarına şifa niyetine: 1610’da Polonya’nın Lvov şehrinde doğduğu ve farklı kaynaklara göre 1672, 1675, 1676 veya 1680 tarihlerinde ölmüş olabileceği yolunda rivayetlerin muhtelif olduğu, Türk müziğini notaya alan ilk şahıs, Leh asıllı bestekâr ve mûsikişinas Santûrî Ali Ufkî Bey’in asıl adı Wojciech Bobowski’dir. Bu nadide eserin güftesi ise III. Murad’a aittir. Hem Rum-Ortodoks kiliselerinde hem Mevlevî ayinlerinde icra edilmektedir.
Haa, işin matrak tarafı ise bu “dinî eser”in sözlerine biçilen kılıftır. Sağda solda, padişahın kaçırdığı namaza dair pişmanlığını dile getirdiğini ballandıran “mistik-hisli” cümleler okumuşsunuzdur muhtemelen. Elbette “mabadî” kaynaklı bir hikâyedir ve aslı astarı yoktur. Üstadın “Mecmua-i Sâz ü Söz” isimli elyazmasında bu istikamette tek bir ifade yoktur! Melodisi tatlı bir esere yakıştırılan bir tatlı dedikodu diyebiliriz. Ali Ufkî Bey, güftenin yazılmasından 60-70 sene sonra bestelemiştir bu güzide eseri. Atmasyon “uyku hikâyesi” öylesine kök salmıştır ki internet çöplüğünde, bu eserin macerasını size böyle yutturacaktır pek çok site!
Gelin çocuklar gelin: “iPhone 12 reklam müziği”, Gopher Mambo, Yma Sumac, Öztürk Serengil
Yetmişli yıllarda TRT’nin siyah-beyaz dünyasında bir program vardı: Magazin dünyasına dair yorumlarını serdettiği Seren Serengil’in rahmetli babası “kelaj” Öztürk Serengil’in sunuculuğunu üstlendiği, halka açık bir “yetenek” yarışmasıydı. Şimdinin “Yetenek Sizsiniz”i diyebiliriz “Gülünüz Güldürünüz”e. Eski futbolculardan, eski reklamcılardan falan oluşmazdı jürisi haa! Kimler mi vardı? Ali Sururi, Seyfi Dursunoğlu (nâm-ı diğer Huysuz Virjin), Mürüvvet Sim, Bedri Koraman, Kayhan Yıldızoğlu… İnsanın eli ayağı tutulacak cinsten dev bir kadroydu.
Hatta arama motorlarında biraz gezdiğinizde karşınıza Orhan Aydın adlı genci de çıkartacaktır tozlu video arşivleri… 1977 yılındaki hayvan taklitlerini gördüğünüzde “Bi’ yerlerden çıkarıcam yahu!” diyeceksiniz. Yazayım: 2011 tarihli Kolpaçino Bomba‘nın Nedim’idir karşınızdaki arkadaş! Tam bir “nereden nereye” hadisesi işte!
Konumuza dönelim. Zarafetin, beyefendiliğin henüz kaybolmadığı o siyah-beyaz yıllarda rahmetli Öztürk Serengil, “Gülünüz Güldürünüz”ün bitiminde bir şarkı ile veda ederdi “sayın seyirciler”ine… Peruk taktığı başında yumurta da kırardı… Tira bam bum, bam bum, bam bum derdik biz de aile fertlerinin cep telefonlarıyla akşamları hemhâl olmadığı evlerimizde… Tira bam bum! “Ciddi komik” Öztürk Serengil’in bu dublaj harikası dansını beklerdik heyecanla… Gülmekten çenelerimiz ağrırdı. Doyamazdık seyretmeye. O yıllarda “izlemezdik” zaten, seyrederdik âlemi!
Perulu Yma Sumac’ın beş oktavlık (sopranodur) muhteşem sesiyle yetmişli yıllarda tanışmıştık. Neredeyse 50 yıl sonra Apple, her yıl birkaç özellik ekleyip makyajladığı cep telefonlarından iPhone 12 modeli için çocukluğumuzun “Gülünüz Güldürünüz”üne ve dolayısıyla Yma Sumac’ına burnunu sokmuş. “Mambo Kraliçesi” Yma Sumac’ın akıllara durgunluk veren sesini duysun da sosyal medya nesli, son teknoloji marifetiyle kargalardan bülbül imal eden endüstrinin kimleri meşhur edip trilyoner ettiğini görsün. Tabii gözüne indirilen perdeleri aralayabilirse…
İç-dış yıkama: Anouar Brahem, Halfaouine
Tunus’un medâr-ı iftiharı udî-bestekâr Enver İbrahim’in (“Anouar Brahem”) 18.09. 2000 tarihli ECM etiketli albümü Astrakan Café’nin mücevherlerinden “Halfaouine”in orkestra ile icraı siyasetle, corona illetiyle kirlenen ruhlarımıza iyi gelir umarım.
Türkiye’dir Ahmet Hamdi Tanpınar.
Gariptir ki eserimi sathî okuyorlar ve her iki taraf da ona göre hüküm veriyorlar. Sağcılara göre ben angajmanlarım –Huzur ve Beş Şehir– hilafında sola kayıyorum, solu tutuyorum. Solculara göre ise ezandan, Türk musikisinden, kendi tarihimizden bahsettiğim için ırkçıların değilse bile, sağcıların safındayım.
Halbuki ben sadece eserimi, şahsen yapabileceğim şeyi yapmak istiyorum. Ben maruz müşahidim. Sempatilerim var… İnkılâpların taraftarıyım ve dil meselesindeki ifratlar hariç, geriye dönmek, bir adım bile istemem. Feda edemeyeceğim şeyler var: Sağlara karşı hiç olmazsa inkılâpların bugünkü statüsü. Sollara karşı Türk milletinin istiklali ve tarihi hakkı. İmkân bulsam, yaşım müsait olsa ve bir organ sahibi olsam müdafaa edeceğim tek fikir: Kalkınma ve plan. İnkılâpçılardan ayrılıklarım: Allah’a inanıyorum. Fakat tam Müslüman mıyım, bilmem. Fakat anamın, babamın dininde ölmek isterim ve milletimin Müslüman olduğunu unutmuyorum ve Müslüman kalmasını istiyorum. Garplıyım. Hıristiyanlığın daha iyi, daha zengin miraslarla, daha iyi işlendiğine eminim. Burada kendi kendimle tezattayım. Süleymaniye’den başka garpla ölçülecek bir iki musiki eserinden başka bir şey tanımıyorum… Hülasa evolué ettim, fakat değişmedim.
Ahmet Hamdi Tanpınar






