Tag Archives: Reklam

Reklam meklam: Nutella “Sabah Neşesi” mi?

“Ali Reis” derler, Al Reis’a reklam sektörünün okumuş çocukları. Nokta, Al Ries ise Jack Trout da Virgül’dür. Bu beyefendilere tapan pek çok reklamcı vardır reklam sektöründe. “Positioning” (“Konumlandırma”) kavramının mucitleri olan bu beyler, aynı adlı kitaplarıyla ilgi odağı konumlarını hâlâ sürdürmekteler. Günümüzün irili ufaklı pek çok reklamcısı veya iletişim pazarlamasıyla iştigal eden aktörleri bizim Al Ries ile Jack Trout’un “konumlandırma” kavramına yaslamaktadır markaların/ürünlerin geleceğini.

Anlı şanlı “marketing” dergilerinde fikirlerini serdeden büyük büyük reklamcılar varken, fakir kulunuz boyunu aşan sulardan kıyıya çıksın ve hafta sonunda gözüne gözüne çarpıp duran  “konumlandırma” hatası o reklama kadar bir koşu gidiversin müsaadenizle.

Anonim kimlik perdesinin verdiği emniyet hissiyle, çatmadıkları kişi/kavram bırakmayıp kılıççılık oynayan, sivilceleri androjen dolu “teen-age” güruha bakalım öncelikle. “Ekşi”de 51, “Uludağ”da 44 ve küfürbaz bebelerin sebep olduğu beklenen sonla, hisselerinin bir kısmını bir “bilişim” şirketine devreden “İnci”de ise 218 “entry” girilmiş NUTELLA için. “Facebook” üzerinde ise “Nutella Sevenler”de 8.488 “beğenen” var. Daha ne olsun? Bu arada, “İnci”deki “xmını xikeyim, akşam akşam ekşi de entel bişeyler yazacaktım, gene gördüm, piçlerin nutella ile kişilik betimlemelerini, kaydımı sildim. aranızda nutella seven varsa xnasını xikeyim, sarelle yeyin xrospu çocukları.” kelime grubunu da “entry”/”yorum” olarak kabul ediyoruz!

Belirtmem gerek. Nutella ile benim de sıkı bir “çatal-kaşık” bağım vardır. Hele hele İtalya’dan, Almanya’dan eşinize dostunuza Nutella siparişi verebilen mutlu azınlıktansanız, lezzet farkını bizzat test etme imkânı (hayır, “şapka” kalkmadı) bulmuşsunuz demektir.

Gelelim reklama: “SABAH NEŞESİ” başlığına (“SABAH ENERJİSİ” versiyonu da var) “Kahvaltının Yıldızı” eşlik diyor. Lafı uzatmayayım: Olmamış. Pazarlama stratejisini kısıtlı bir zaman dilimiyle, üstelik Nutella gibi “efsane” konumuna yükselmiş bir ürünü, sınırlamak büyük bir yanlış. Ürün konumlamasının bu güdüklüğü hakikaten hazin bir durum. Nutella, günün her saatinde yenen bir üründür. Kimi kaşık kaşık yer, kimi çatalla, kimi muza katık eder, kimi kavanoza çilek atıp yer, kimi beyaz peynirle, kimi de ekmeğe sürüp ayranla midesine indirir! Böylesine güçlü bir ürünü, günün her saatinde yenebilen bu yiyeceği “SABAH” saatlerine sıkıştırmak akıl almaz bir ufuksuzluktur kanaatimce.

“Kahvaltının Yıldızı” değildir Nutella! Günün her saatinde afiyetle mideye indirilen, 7’den 77’ye tutkunu bulunan bir üründür Nutella. “Konumlandırma” komutanlarından Jack Trout’un, Türkçeye “Farklılaş ya da Öl” (“Differantiate or Die”) adıyla çevrilen kitabını hatmetmeniz menfaatiniz icabı olabilir. Kitabı okurken, yanınıza bir kavanoz Nutella almayı da ihmal etmeyin. Hem de günün her saatinde!

Türkçeye kuyumcu hassasiyetiyle yaklaşanlar için not: “Or” kelimesi -en azından her yerde- “ya da” demek değildir. Doğru tercüme, “Farklılaş veya Öl” olmalıydı ama nerede o hassasiyet?


Reklam meklam: “AVESAL”la veya sallama!

Kelimelerin sonuna eklenen “-sel/-sal” eki, o kelimeye “aitlik” anlamı katar. “Öz Türkçe” önderleri bu “-sel”li, “-sal”lı yazımı pek sever. Uydur uydur söyle! Nasılsa meydan boş! Her neyse. İzah etmeye çalışayım: İnsana ait >>> İnsanî. Hukuka ait >>> Hukukî. Tarihe ait >>> Tarihî. Kişiye/bireye ait >>> Ferdî.

Cep telefonu şirketleri (GSM şirketleri, “operatör” denilmesinden yanalar da reklam ajanslarında çalışan “operatör”ler buna fena bozuluyorlar bilesiniz. “Residence” inşasında koca koca iş makinelerini kullananlara da “operatör” diyorlar! Gelsin Aytunç Altındal, gitsin entropi! Gelsin 150 kelimelik “yurttaş ban’ne”ler, gitsin CFR’ler! “Grafiker” desek?) arasında kıyasıya bir rekabetin yaşandığını herkes biliyor. Turkcell, Şahan Gökbakar’ın canlandırdığı ÖZTÜRKCELL şirket sahibi üzerinden Vodafone’a yüklenirken; Vodafone da Şafak Sezer’in canlandırdığı Selim (“Cell”im) karakteriyle Turkcell’e sataşıyor. Bir vakitlerin Aycell’i (“Aysell” yazıldığını da gördü bu miyop gözler!) ile eski T. İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince’nin epey başını ağrıtan Aria’nın çiftleşmesinden doğan Avea da her iki rakibinden müşteri tırtıklamaya çalışıyor, Kemal Sunal’ı ve günümüzün “dokunmatik” gençliğinin ismini duymadıklarına emin olduğum Fernandel’in (Fernand Joseph Desire Contandin) gençliğindeki çehresini anıştıran Erdem Yener’in mimiklerini öne çıkartan oyunculuğuyla…

İstanbul’un (mini) metrosunu kullananlar görmüşlerdir muhtemelen Avea’nın yeni “AVEASAL” reklam çalışmasını. “YASAL”ı, “AVEASAL” yapmışlar. Esprili olduklarına inandıkları, bir de “yasal” (“kanunî/legal”) metin döşemişler altına. Tertemiz dişlerine yapışıp kalmış siyah zeytin artığına aldırmayıp sevdiklerini öpmeye yeltenenlere değil sözüm! Sözüm, “aşklar da bakım ister”i benimseyenlere! Şöyle ki; “kanuni” ile “kanunî” aynı değildir! “Yasal” >>> “AVEASAL” >>> “kanuni”…

“AVESAL”daki o “SAL”, koymaya çekindiğiniz veya sallamadığınız “î”dir! O “î”, tastamam “AVEA”ya eklediğiniz “SAL”ın karşılığıdır.

“Lütfen, bilinçlenelim.”


Bir reklam: Siemens


Reklam meklam: “Parex” ile “final”, edelim hasbıhal!

Görsellere iyice bakın. İki görsel arasındaki 7 farkı bulun demeyeceğim. İki görselde de kullanılan “!” işaretine bakın. Çöpümüze talip olan “Parex”, “…!”i tercih ederek, Leylâ Erbil’i bile kıskandıracak “ilerici” bir noktalama hamlesinde bulunmuş. “final” ise daha “muhafazakâr” davranıp “!..” ile yetinmiş.

“Heryer”, “herşey”, “bi” yazıp duran reklamcılardan, noktalama işaretlerinde yüksek hassasiyet beklemememiz gerekiyor anlaşılan. “Herkez”i bilemem ama çöpüme talip olan “Parex”, öncelikle noktalama işaretlerini doğru dürüst kullanmayı bilen bir “reklam ajansı” bulsun, sonra çöplerime talip olsun!

“Çöpünüze Talibiz!” yazmak ne kadar da zormuş! Saygı… Hayır, Gül Gölge Saygı değil. O, Doğan TV Yayın Grup Başkanı’yla evlenip çoluk çocuğa karışalı, magazin programlarını sunmayı bırakalı yıllar oluyor. Yaptığınız işe saygınız yoksa, bu tür garabetler kaçınılmazdır. Elinizin altında bir yazım kılavuzu bulundurmazsınız, internette sörf yapıp “…!” gibi bir kullanım var mı acaba, diye de bakmazsınız. Yoksa Wikipedia’yı “kaynak/referans” kabul eden “reklam yazarları” mı istihdam ediyorsunuz bünyenizde?

Alev Alatlı’nın “paçozlaşma” adını verdiği, zihinsel-kültürel erimeden, çürümeden reklamcılık da nasibine düşeni fazlasıyla almakta. Unutmadan: Alev Alatlı’nın “paçozlaşma” hakkındaki görüşlerini 12 Eylül 2011 tarihli Akşam’daki röportajında okuyabilirsiniz. Yazalım tabii: Her im/işaret bağımsızdır. “Ünlem”in noktasına, “..” daha eklerseniz olmaz. Ya “!” ya da “!…” olmalıydı.

Benden sana çöp möp yok “Parex”!


Herkes “herkez” yazarken…

“Reklam meklam: Bak bubilet.com… Bu da Türkçe!” başlıklı yazıma yapılan yorumun, alttaki görseli tamamladığını düşündüm. Vatana, millete hayırlı olsun!

“Reklamcılık, Türkiye’nin en kolay (!?) mesleklerinden biridir. İçinde Photoshop ve FreeHand yüklü bir bilgisayar (artık Mac olmasına da gerek yok) sahibi olmak yeterlidir reklamcı olmak için. Birçok şey gibi, Türkçeyi ve yazım kurallarını da bilmeye de gerek yoktur. Çünkü böyle reklamcıların müşterileri de bilmediği için Türkçeyi ve yazım kurallarını gayet sorunsuz çalışırlar. Bu insanlarla oturup konuşsanız, ‘Kardeşim’ derler, ‘Ben meramımı anlatmışım. O afişten müşteri de gelmiş. Paramı da kazanmışım.. O kadarcık da olsun. Boşver. Reklamın iyisi kötüsü olmaz.'”


Reklam yazarları buraya: Ersin Salman’dan “Gülabdan”

Gülabdan

İnce
küçük
işlemeli
saydam bir dünyadır Gülabdan
Yaşamı güzelleştiren iksirler sunar insana Ve
pembe bir sesle dökülür beyazlığın üstüne Kar değildir

Bir
bakışta
arkası görünen
kar kokulu bir çiçektir Gülabdan
Yılda yalnızca bir kez açar Sessiz bir yaz akşamı
yatsı ezanı okunurken O gece yeni ayın ilk günüdür

Sesi
duyulan
kendi bilinmeyen
ayda yaşayan bir ötücü kuştur Gülabdan
Uçarken soluğu kesildiğinde çiçekli bir dal arar
Konduğu dalda uyuya kalır Düş görmez düş gibidir

Bir
çağdan
öte yüzyıla
düş gibi akan bir gezgindir Gülabdan
Baharat taşıyan gümüş yaldızlı ticaret gemilerini
eski rüzgarların kokusundan tanır Yelkenleri atlas değildir

Ve
aslında
kendi de
denizden esen bir rüzgardır Gülabdan
İmbatla el ele verip Alsancak’tan Karantina’ya giderken
Pasaport İskelesi’ndeki vapuru okşar İçinde ilkokul çocukları

O
hoş
çingeneyle
Perulu matadorun pasaportsuz kızıdır Gülabdan
Yılbaşı öncelerinde kokina satar Pera sokaklarında
Ve kaçırmaz Ramon Novarro filmlerini Yeni Melek yoktur

Çok
geniş
kanatlarıyla
düşler kurgulayan bir penceredir Gülabdan
yıldızlı gökyüzlerine kıpkızıl gelincik tarlalarına ve
çocuk bahçelerine açılır Açılırken gizemli bir müzik duyulur

Acı
ayrılık
işkence görmüş
İranlı bir komünisttir Gülabdan
Yaşamın bir gün çok daha adil olacağına ve insanlığın
Galaksilerarası uçuşlar yapacağına adı gibi inanır Adı yoktur

Adı
yeni
konulan
eski bir gezegendir Gülabdan
Genellikle başına buyruk dolaşır
Samanyollarını sever Çocuklara göz kırpar

En
çok
çocukların
sevdiği sabırlı bir çerçidir Gülabdan
Meyankökü bile satar Arabası çok havalelidir
Atının donu beyaz kakülü kırmızı olur Adeta yürür

A
harfleri
uzun okunan
kırmızı bir sözcüktür Gülabdan
Ferit Devellioğlu’yla yakınlığı vardır Osmanlıca-Türkçe
Lugat’ın 354. Sayfasında bulunur Arayana pek rastlanmaz

***

Bilgi: Zikir sonrası, tekkeye gelen misafirlere gülsuyu verilirdi. Bunun için çeşitli tipte gülabdanlar yapılmıştır. Hicrî 1321 (1903-1904) tarihli ve Kâmil imzalı bu gülabdan ise fonksiyonuna uygun bir beyitle süslenmiştir:

“Gülşen içre andelîb feryâd eder bir gül için
Gül ise andan nihandır bu derunî şişede”


Reklam meklam Türkçesi: “İki konforlu otel” ORA’daymış!

“İki konforlu otelden hangisinde kalacağına karar vermek zor olacakmış”

Huzurlarınızda “iki konforlu otel”! Ne diyelim şimdi? “Reklam sektörü yengen!” dedim diye yemediğim laf kalmadı. Her neyse. Sevabına: “Konforlu iki otelden hangisinde kalacağına karar vermek zor olacakmış”


Reklam meklam: “Ben her bahar âşık olurum” *

Önce bir temenni: Aynı cümlede “hâlâ”, “aşık”, “âdem”, “kar”, “adet”, “şura”, “alem” kelimelerini; “babanın kız kardeşi”, “seven, tutkun”, “yokluk”, “alışverişin sağladığı kazanç”, “gelenek”, “danışma kurulu”, “dünya” anlamlarında kullanasınız inşallah!

***

Halacığım,

Nasılsınız? İş güç ne durumda? Hâlâ kâr edemediniz mi halacığım şu VOB âleminde? Kaç adet işlem yapmıştınız peki? Akçeli işleri bir kenara koyayım en iyisi. Üç kuruşluk aklımı yememek için didinip duruyorum Ankara’nın siyasete endeksli havasında. Âşık oldum galiba.

Tahmin ettiğiniz kız, evet o! Açılamadım bir türlü. Utangaçlığın alemi kalbimde hakikaten. Bir çeşit Achil’im aşık kemiği yaralı… Kar tanelerinin şûrasında âdetten midir kanla dolması âdemin? Badem sanki adem, nefes aldığımda… Her an tam şuramda! Sanki beni görebiliyorsunuz da… Bende bir hoşum vallahi! Sarhoşum halacığım. Aslına bakarsanız nâhoşum halacığım! Hâlâ aşkımı itiraf edemedim bu kahpe hayata! Kafanızı şişirdim. Bağışlayın beni.

Allahaısmarladık halacığım.

* Söz: Aysel Gürel / Müzik: Selmi Andak


Māzi ve reklam: Scherk


Reklam meklam: “Font” kaygısız reklam ajansı ORA’da mı?

“Türkiye” ile “Park”ın apostroflarına dikkatle baktığımızda, farklı “font”ların apostroflarını görüyoruz. “Eee, ne yani?” mi diyorsunuz?

Metindeki detaylara/ayrıntılara/nüanslara dikkat kesilseydik “Swordfish”teki “11 Eylül” hadisesinin ipucunu/mantığını yakalayabilirdik.

Hakikat ORA’da mı?