Mutlaka

“Mutlaka” ne güzel kelime!

İnsana güven veriyor. Bir kere söylendi mi iş yarı yarıya hâllolmuş gibi geliyor kulağa. İki kere söylendi mi tamam diyorsun. Üçüncü “mutlaka”dan sonra o işin olmayacağını düşünmemek mümkün değil.

Bir “iş” için biri aracı olacaktı. Ben talep etmedim; kendisi üstlendi. Önce: “Aklımda, unutmadım, mutlaka organize edeceğim.” Bekledim. Organizasyon büyük çaplıydı herhâlde. Ses çıkmadı. Aylar sonra nazikçe hatırlattım. Unutulduysam bileyim, iş kapandıysa onu da bileyim.

Cevap süratle geldi. Özür, mahcubiyet ve yeni bir “mutlaka”: “Bu hafta mutlaka bir görüşme planlayacağım.” İçim rahatladı. İnsan “mutlaka”yı ikinci kere görünce ister istemez devlet teminatı sanıyor. Haftalar birbirine kuyruk taka taka geçti. Bir müddet sonra bu kez daha teknik bir takvim çıktı: Önümüzdeki hafta görüşülecek, günü ve saati bildirilecekti. Haftanın yedi günü yetmedi. Gregoryen takvime ayıp oldu.

Bir ara yeniden haber geldi: “Önümüzdeki hafta haber vereceğim.” Bu vesileyle “önümüzdeki hafta”nın takvimde sabit bir karşılığı olmadığını da öğrendim. Ufuk çizgisi gibi bir şey; siz yaklaştıkça o da ilerliyor.

Aynı tarifenin light versiyonu insan ilişkilerinde de mevcut. Birileri sizi çok özlüyor. Güzel sohbetinizden mahrum kaldığını söylüyor. Sanaldan reele geçiş teklif ediliyor, kabul ediliyor. Siz de “Günü söyle” diyorsunuz.

Sonra? Derin bir huzur. Kimse kimseyi rahatsız etmiyor. İnsan ilişkilerinde sessizliğe verilen kıymet gerçekten arttı. Ben eskiden “haber vereceğim” cümlesini gelecek zaman sanıyordum. Meğer nezaket kalıbıymış. “Hoşça kalın”, “yine bekleriz”, “bir ara uğra” ailesinden.

“Haber vereceğim”: Haber vermeyeceğim ama konuşmayı burada güzel bağlayalım.

“Mutlaka görüşelim”: Allah ömür verirse bir alışveriş merkezinde belki karşılaşabiliriz.

“Seni arayacağım”: Telefonumda numaran kayıtlı.

İşin tuhaflığı şurada: Kimse “Lütfen bana bir vaat ver” demiyor. Kimse karşınızdakinin yakasına yapışıp “Bir ‘mutlaka’ alabilir miyim?” diye yalvarmıyor. Birileri “mutlaka”yı kendiliğinden tedavüle çıkarıyor, paketleyip size teslim ediyor. Sonra ürünün servis hizmeti yok. Bir müddet sonra siz ararsanız da tuhaf bir pozisyona düşüyorsunuz: “Şey, geçen ay siz kendi kendinize bana bir söz vermiştiniz de…”

Belki yeni iletişim düzeninde söz, eylemin yerine geçen bir emoji oldu. “Arayacağım” yazınca arama eylemi tamamlanıyor. “Aklımdasın” deyince hafıza görevi yerine getiriliyor. “Mutlaka” da cümlenin sonuna vurulan kurumsal kaşe olabilir:

MUTLAKA
Kaşe–İmza

Altında hiçbir şey yok.

Biri “Mutlaka görüşelim” dediğinde hemen anlıyorum. Demek ki görüşmeyeceğiz. Biri “Haftaya bir toplantı ayarlayacağım” yazdığında da o haftayı sıkboğaz etmiyorum. Toplantının haberi yok, benim haberim var.

Mutlaka yazacağım, demiştim kendi kendime…
Yazdım.

İnsanlar söylemek zorunda olmadıkları şeyleri niye söylerler acaba Olric?


Bir Cevap Yazın