Category Archives: Uncategorized

Öyle “Dada”yla, “Kabarett” yazmakla olmuyor bu işler!

Öncelikle şu “çok bilmiş” cümleleri bi’ okuyalım mı?

Okan Bayülgen’i bilmeyeniniz yoktur. Her şeyden öte iyi bir tiyatro oyuncusu olduğunu düşünürüm “entel”liğini her fırsatta yüzümüze tokat gibi çarpan Okan Bayülgen’in.

TV ekranlarında yaş aldı. Eh, biz de yaşlandık onunla. Gece Kuşu oldu programının adı. Zaga oldu. Televizyon Çocuğu da oldu. Uykusuzlar Kulübü de… Disko Kralı da… Durmadan format atıyordu gece mesaisine… Dada da olmuştu tabii programının adı, Fransa’nın kültürel ikliminde demlenmiş biri sıfatıyla… Televizyona “aptal kutusu” muamelesi yapa yapa televizyona iş yaptı yıllarca. İzm’lerden izm beğen deseler kültürel dairede, “dadaizm”e reyini veren biridir ya bu satırların yazarı… En çok da Dada adını sevmiştim.

Yıllar içinde o eski “ayrıksı” havasından uzaklaşıp magazinel sulara yelken açtığında ben de ona el sallıyordum McLuhan’ın adasından… Eş dost takımından şarkıcı türkücü, numeroloji, “meleksi terapi” tayfasıyla al gülüm ver gülüm programlarıyla epey irtifa kaybetti. Kaybettik onu.

Şehrin “entelektüel abisi” olarak bir mekân açmasını bekliyordum. İyi bir dünyalık yaptı haliyle. Kazandıklarını çarçur etmeyip bir “complex” açmış Şişli’de: Dada Salon. İyi yapmış. “Bar”, “Kabarett”, “Club”, “Brasserie & Sahrap” adlarında kompartımanların olduğu bir “entelektüel mekân” demekte beis yok. Reklamcılar, sinemacılar, televizyoncular, kapaklarında Yeşilçam filmlerinden apartılmış, renkli Adile Naşit, Şener Şen, Münir Özkul figürlerinin bulunduğu tabloid kültür dergilerinin müdavimi gençlerin bazıları için de “statü” sembolü bir uğrak yeri…

Şimdi… Girişteki “görsel”e geliyorum. “Hakkı ağabeyi, ‘aklımı’, ‘hafızamı’, ‘gençliğimi’ yitirdim. O bana gidenleri anlattı ben de yeni gelenlere onu anlatacağım.” yazmıştı Okan Bey, Hakkı Devrim 15 Haziran 2016’da terk-i dünya eylediğinde Twitter’da.

Okan Bey’in Hakkı Devrim’li Medya Kralı gerçekten de “kral” bi’ programdı Türkçe hassasiyetini göz önünde bulundurması bakımından. Okan Bey’in en azından böyle bir hizmeti olmuştur. Sezar’ın hakkı Sezar’a!

Ne ki merhum Hakkı Devrim’in kemiklerini sızlatan yalapşap noktalama ve yazım hatalarıyla Okan Bayülgen (veya bu web sitesini hazırlayan sorumsuzlar) Türkçenin çanına ot tıkamışlardır büyük bir aymazlıkla! Ayıptır, yazıktır, günahtır!

“Şaşalı” ne demek Allah aşkına? Ya “mekan”a ne demeli? Reklam ajanslarında “reklam yazarı” olarak staj yapanların ortak sorusudur: Şapka kalkmamış mıydı? Osmanlıca mı?! Geçiniz. “Sıra dışı mekanı gerçekleştirmek”e ne diyelim? Öyle bir durumdayız ki neredeyse çişimizi gerçekleştireceğiz millî birlik ve beraberlik içinde! Kontrollerini gerçekleştiren müşteri temsilcilerine selam olsun!

Ooo, “after show mekan” da varmış! “Okan Bayülgen’in beynindekileri gerçekleştirdiği bir hayal dünyası” imiş! Bakınız, şu “gerçekleştirmek” ne kadar da kullanışlı bir söz/cük! Şakaklarımda bir zonklama gerçekleşiyor şu anda! Hele hele “şundan şuna, bundan buna” yelpazesinde iki unsur arasına virgül konmayacağını bilememek Hakkı ağabeyimize yapılan büyük bir ihanet değil de nedir! “İçindeki dev kütüphanesinden pirinç balkonlu sahnesine,” yazmak “gerçekleştirilmesi” epey güç bir iş olmalı.

Hakkı ağabeyimizin ruhu muazzep olmasın. O muzip ve babacan tavrıyla, kalın çerçeveli gözlüğünün üstünden attığı nazarlarla şu garabet hataların tashih edilmesini bekliyor Hakkı abi… E, hadi!


Dilinize (şeddeli şeddeli) eşşekler işesin!

“… Tekfen, TAV endekse negatif yönde katlı sağlayan hisseler olurken…”

Eko Türk TV, Piyasalarda Kapanışa Doğru


Büyüksün Ennio ağabey!

6 Temmuz 2020’de “soundtrack”lerin üstadı Ennio Morricone 91 yaşında terk-i diyar eyledi. Toprağı bol olsun.

adnanalgin adlı kullanıcının avatarıYamalı Poğaça | Adnan Algın

View original post


“Büyük” Çamlıca Camii ve Mimar Sinan

“Âbidevîlik, Osmanlı sanatında ölçünün büyüklüğü ile değil, her biri bağımsız şahsiyete sahip tektonikler* olan mimarî veya tezyinî elemanların asude, insanı yönlendirmeyen nisbî büyüklük (veya küçüklük) ilişkisi ile oluşturulur.”

Turgut Cansever

*Mimaride, heykel veya resimde kompozisyon içinde tekrar eden, ancak tek başına da bağımsız bir bütünlük oluşturan unsur.


T e m m u z

“Temmuza güveniniz.

Temmuzdan çekininiz.

Temmuz cana can katabilir, canı cehenneme de yollayabilir.

Temmuz hem Cebrail’dir nübüvvet getirir, hem Azrail’dir, son nefesi alıp götürür ve çok defa da İsrafil meşhur ‘sûr’unu temmuzda öttürür.”

Refik Halid Karay

(15 Mart 1888 – 18 T e m m u z 1965)


Ne güzel bir kelime: teennî

Teennî* ile başlamak gerek işe
Acel kılmak olur şeytâne-pîşe

Güvâhî

* İlerisini düşünerek, ihtiyatlı davranarak acele etmeden iş görme.


Nâzım Hikmet Ran da ran: Piraye

Le grand poète Nâzım Hikmet (1902-1963) n’a peut-être jamais été l’homme d’une seule femme, mais c’est à Piraye qu’il est resté marié le plus longtemps et à elle qu’il a dédié ses plus beaux poèmes amoureux.

Piraye l’a accompagné pendant ses années de prison (1938-1950), avant leur séparation et l’exil du poète pour l’Union soviétique. Nâzım Hikmet est toujours enterré à Moscou et n’a recouvré sa nationalité turque qu’en 2009.


Afife et Selahattin

Afife Jale (1902-1941), la première musulmane à monter sur les planches d’un théâtre en Turquie, épouse au faîte de sa carrière celui qui allait devenir l’un des plus grands interprètes de musique classique turque, joueur de oud et de tanbûr: Selahattin Pınar. Leur histoire d’amour est empreinte de tristesse.

as

Afife Jale, qui a entre-temps arrêté le théâtre, sombre dans la dépendance à la morphine et finit par en mourir. Les oeuvres les plus célèbres de Selahattin Pınar se ressentent de cette tragédie, évoquant des amours sans retour ni avenir.


Unutulmasın bu kelimeler: sirkencübin*

*Bal, sirke ve su karışımıyla hazırlanan içecek.


Öyle Bir Geçer Zaman Ki: Kastın kime “Cemileeeee”?

Kanal D, 1. bölümü bugün itibariyle (25 Mayıs 2020) yayımladı! Hafta içi her gün 13.10’da!

adnanalgin adlı kullanıcının avatarıYamalı Poğaça | Adnan Algın

Büyük bir holdingin otomotiv şirketinde çalışıyordum. Yıl 2000. Bir yıl sonra MGK’de anayasa kitapçığıyla frizbi oynanacağı kimin aklına gelirdi ki! Çalıştığım departmandaki iş arkadaşlarım, dinlediklerimle, okuduklarımla ve seyrettiklerimle kafa bulmayı çok severlerdi. Onlara göre “entel dantel” işlerle ilgileniyordum. Bu “entel dantel”lerin arasında yıllar önce Roxy’de 1 metre mesafeden nefesimi tutarak seyrettiğim Natacha Atlas da vardı! Ne zaman surat ekşitsem cevapları hazırdı: “Abicim, biz seni sevdiğimiz için takılıyoruz.” Karnım tok olsa da birkaç kanapeye yer açıyordum tebessüm ede ede… Tahammül mülkünün arsasında herkese yetecek kadar yer vardı.

İlgilendiğim filmlere “sanat filmi” diyerek burun kıvıran bir departman arkadaşım, hafta sonunda seyrettiği bir filmi ballandıra ballandıra anlatıyordu tatsız tuzsuz bir pazartesi sabahı, hafta başı sendromuna yumruk sallarcasına. Yanına gittim. Nasıldı, diye sordum. “Aaabi, filmde Antonio Banderas var, taam mı? Herifin adı Ahmet mi ne, bir de anormal savaş sahneleri var moruk! Acayip adamlar bulmuşlar…” Araya girip “casting iyi yani” dedim. “Evet aaabi, heriflerin…

View original post 1.771 kelime daha