Category Archives: Uncategorized

2020 yazının en “trend” aksesuarı: cerrahi maske

Yok, vallahi biz adam olmayız! Biz “çılgın Türkler”, bir türlü dağıtımı sağlanamayan “corona savar” cerrahi maskeye de motosiklet kullanırken sol kola geçirilen kaska yaptığımızı yaptık! Rengârenk cerrahi maskeleri çene altına çekerek salına salına dolaşan dolaşana maşallah!

Bir şeyi aslî unsurundan farklı alanlarda, amaçlarda kullanmayı marifet mi zannediyoruz ne! Güneş gözlükleri? Yaz mevsiminin vazgeçilmez bir aksesuarıdır o da ne de olsa! Seküler hanımlar, saçlarını toplamak veya cool görünmek için eşek yükü para döktükleri güneş gözlüklerine taç muamelesi yapar da “kapalı” uyur mu? “Kapalı uyuma” bir Yiğit Özgür karikatürüdür ki türünün en iyileri arasına girip “efsane” mertebesine yükselmiştir, “Yüksel ki yerin bu yer değildir/Dünyaya gelmek hüner değildir” diyen Namık Kemal’i pek de hatırlamayan yeni nesillerce… E, “kapalı”lar da güneş gözlüğünü türbanlarının mütemmim cüzü eylerler…

Sürü psikolojisine yabancı sayılmayız, sürü bağışıklığına da gidiyoruz millî birlik ve beraberlik ruhuyla koşa koşa, coşa coşa Nurhan Damcıoğlu’nu unuta unuta… Cerrahi maskenin yıkamaya elverişli olanı veya tek kullanımlık olanı, ne takarsanız takın; fakat sokaklarda çenenizin altında maskeniz, başınızın tepesinde güneş gözlüğünüzle dolaşıp durmayın Allah aşkına! İlkinde zararlı çıkan hem siz olursunuz hem topluma zarar verirsiniz, diğerinde gözlüğünüzün hassas sap ayarını rayından çıkarıp cânım çerçevenizi mahvedersiniz… Zaten Persol veya Etnia kullanan biri de güneş gözlüğüne taç muamelesi yapmaz kolay kolay!

 


Kaldı mı böyle yazan?

“Türkçeyi söyleyip yazmak için en ufak bir istek beslenmemiş olsa dahi, bir Türkçe grameri okumak bile gerçek bir keyiftir. Kiplerdeki hünerli tarz, bütün çekimlerde egemen olan kıyasîlik, yapımlarda baştan başa görülen saydamlık. Dilde pırıldayan insan zekâsının harikulâde kudretini duyanlar, hayrete düşmekten kendilerini alamazlar. Bu öyle bir gramerdir ki billur kovan içinde bal peteklerinin oluşunu nasıl seyredebiliyorsak onda da düşüncenin iç oluşlarını öyle seyredebiliriz.”

Max Müller


Alfred Hitchcock: Any yavrum nenni!



Not: Olur da Covid-19 mağduru bir talebe bu sayfaya tesadüf ederse…
Yanlış: hiç biri
Doğru: hiçbiri


Bloomberg HT’de Türkçe!

Gizem U. (2)
“Negatif getiriye sahip senetlerden…”

Gizem Uzuner, Bloomberg HT


Bu kadar “aşama” da çok fazla oluyor ama!

Bodoslama gireyim söze: Dilde öz Türkçe taraftarı mısınız? Yoksa kelimelerin dini, milliyeti olmaz diyenlerden misiniz? Bendeniz ikinci gruba yakın duruyorum. Nasıl durmayayım Allah aşkına! Dil varlığımızdaki onlarca, ne onlarcası, yüzlerce kelimeyi fosilleşmeye terk etmek nasıl bir zihniyetin ürünü olabilir? Kelimeleri ve dahi o kelimelerin anlam nüanslarını budarsak Survivor’ın “Anlat Bakalım” yarışmasındaki “yasaklı” kelimelerin yerine koyacağı sözleri, kelimeleri bulmak için ıkınıp duran yarışmacılarının hazin durumlarına bizler de düşeriz.

“Aşama” kelimesini duymayan yoktur. Var mıdır? Yoktur. Peki, günümüzde bu “aşama” kelimesi sizce kaç kelimenin yerine kullanılıyor? Üç? Beş? Altı? Bilemediniz, tam sekiz (8) tane kelimeyi karşılamaktadır bu marifetli haylaz! Sayalım mı? Başlıyoruz: derece, merhale, safha, rütbe, mertebe, kademe, pâye, hamle.

“Sınav iki aşamada yapıldı” cümlesindeki “aşama” acaba hangi kavramı/kelimeyi karşılamaktadır? Sekiz farklı mefhumu/kelimeyi dil varlığımızdan ayrımcılık yaparak atmanın cezası düşünme yetisinin, düşünme kabiliyetinin iğdiş edilmesinden başka bir şey değildir.

Haydi bakalım, “Dök zûlfünü meydâna gel/Sür atını ferzâna gel”!


Devrik dize kurgusunun hikmeti!

Birkaç gündür argo, Divân Edebiyatı’nda argo kullanımı, Sürûri, Nâili, Sünbülzâde Vehbi arasında gidip geliyorum. Aradığım birkaç kitap vardı ve idefiks, kitapyurdu, pandora arasında mekik dokurken fazlasıyla popüler, hatta “aşşırı” medyatik o avukat-yazar-oyuncu beyin çıkacak şiir kitabının reklamına denk geldim kitapyurdu’nda: Sonra Giydirir Aşk Esvabını.

Aşk esvabını sonra giydirir, dese o “şiirsel” tonu vermeyecek, -mütedeyyin- gönüllerde şimşekler çaktırmayacak tabii, hemen o çok bilinen, şiir yazanların sık sık sarıldığı devrik nizam müessesesine müracaat edip kitabına koymuş adını: Sonra Giydirir Aşk Esvabını. Oldu da bitti maşallah!

Şu fakir Yamalı Poğaça’da dahi en ufak halk şakşakçılığı olmadı, olmayacak! Bir arkadaşım, yayımlanmış yazılarımın birkaçını okuduktan sonra şöyle demişti: “Abi, biraz halkın anlayacağı şekilde yaz, ben bile bazen anlayamıyorum.” “Bile”si şu: Dört yıllık üniversite mezunu, reklam sektöründe “art direktör”. Oruç Aruoba gibi mi yazıyordum ki? Yoksa dipnotları gani Hilmi Yavuz denemeleri gibi mi yazıyordum? Zannetmem. Gayet anlaşılırdı yazdıklarım, az buçuk mürekkep yalamış olmak kâfiydi esasen klavyeye düşürdüklerimin künhüne varabilmek için “mösyö”! Şunu demek istiyordu aslında: Survivor‘daki “Anlat Bakalım” oyununda “sürmanşet”in ne olduğundan bîhaber Yasin gibiler ve altı yüz küsur binlik takipçisine, “Şile bezi”ni hiç duymamış olan Berkan’a yaz abi, diyor. Kusuruma bakma arkadaşım, onlar için bi’ sürü gazete, onlarca TV kanalı, yüzlerce “yazar” da var, şair de…

Tekrar aslî konumuza dönelim: Bu adam işi biliyor. Hem de çok iyi biliyor. Her adımı planlı, attığı her adımda bir PR çalışmasının izi var. Bir Bedirhan Gökçe gibi “hisli duygular” katarak okuyor şiirlerini, yeri geliyor gotik E. Elönü’nün hayran bakışları karşısında eşine olan bağlılığını ballandırarak anlatıyor, yeri geliyor da geliyor…

Boynunda renkli renkli fularıyla da elinde yazarların alâmet-i fârikası addedilen (sık sık “adledilen” diyenlere denk geliyorum, aman ha, yanlış yoldasınız) mürekkepli kalemiyle de pozlarına tesadüf edebildiğiniz gibi kravatsızlığa özel önem atfettiğini de görebilirsiniz.

Tane tane konuşmaya, artikülasyona da özel önem verdiği aşikâr. Bunu da bir “iletişim” fonksiyonu olarak kullanıyor. Her adımı hesaplı her sözü planlı… İşte ben bu hesaplı kitaplı oluşundan zerre hazzetmiyorum, ey ahali! Zaten roman sanatında başarılı biri değildi. Bu benim görüşümdür elbette. Bir şekilde, daha doğrusu iletişim ağının çok çok sağlam olmasıyla oyuncu da oluverdi.

“Romanları ve oyunculuğu ile Türkiye’de ve dünyada büyük ilgiyle takip edilen” biriymiş! Hollywood’a kapak atar mı dersiniz? Ulu Manitu, sen bizi bu kırmızı urbalılardan koru!


Türkçeye “olumlu katkı”lar tam gaz devam ediyor!

“Ayrıca, kısa sürede ve düşük sıcaklıkta sık yıkama, bakteri gelişimini teşvik eder.”

Çamaşır makinelerindeki ve çamaşırlardaki bakteri oluşumunu engellediğini dile getiren bir markanın web sitesinde rahat rahat kullandığı bu cümle, Türkçenin nasıl katledildiğini göstermesi bakımından çok önemli.

Olumsuz bir durumdan (“kısa sürede ve düşük sıcaklıkta sık yıkama”) bahsedilmesine rağmen, bu olumsuz durumun yol açacağı, sebep olacağı nâhoş, istenmeyen sonuç, bakın nasıl “wording”lenmiş: Eğer kısa sürede ve düşük sıcaklıkta sık yıkarsanız çamaşırlarınızı ne olur biliyor musunuz? Kısa sürede ve düşük sıcaklıkta sık yıkama, şimdi sıkı durun, “bakteri gelişimini teşvik eder”.

Kudam galatetrâ tashih konem, ey hâne harab! Peki, şöyle diyelim: Tut kelin perçeminden! Yine mi olmadı? Deveye, boynun niye eğri, diye sormuşlar. Cevaplamış: Nerem doğru ki! “Gelişim” nedir, bilmiyorlar! “Teşvik” nedir, onu da bilmiyorlar! Yetmiyor, bilmediklerini de bilmiyorlar! “Gelişimi teşvik” ha? Bakın, bu gelişimin tanımı: “Bir kimseyi veya bir şeyi yapma noktasında cesaretlendirme, gayrete getirme, heves ve istek verme”. Bu da “gelişim”in: “Gelişme, serpilip büyüme, neşvünemâ”.

E, o halde buyurun cenaze namazına!


Covid-19 günlerinde “sosyal medya” pozları

İNTERNET, METREYLE KİTAP SATIŞINI UNUTTURDU

Kitap o evlerde şimdi ne işe mi yarıyor?

Evlerin sahiplerinin poz vermelerine!

Şöhretlerimizin salgın günlerindeki duruşları, bakışları, ifadeleri, vesaireleri yine eskisi gibi ama arka plân artık farklı: Apar-topar alınmış ve sayfaları açılmamış gıcır gıcır kitapların meydana getirdiği ufak yığınlar görülüyor; biblo, vesaire raflarına boy sırasına göre bir-iki hafta önce tıkıştırılmış kitapların önünde selfiler çekiliyor…

Raflara neler doldurulmuş, neler! Türkçe’ye güya çevrilmiş ama Türkçesini anlamanıza imkân ve ihtimal bulunmayan felsefî eserler; on yedi-on sekiz, haydi bilemediniz yirmili yaşlarınızda okumuş olmanız gereken en bilindik Avrupa romanları, “Soğuşumsallığın Düzeysel İzleği ve Görüngübilimde Zeitgeist” gibisinden isimler taşıyan entel mi entel muammalar ve nâdir de olsa yabancı dilde yayınlar…

Şöhretlerimiz sosyal medyada kendilerini hatırlatmak istediklerinde lûtfettikleri birbirinden kıymetli fikirlerini işte böyle bir dekorun önünde istifademize sunuyorlar!

Kitabı hakikaten bilen gerçek okuyucuları hariç tutarak söyleyeyim: Birkaç sene öncesine kadar bazı yeni zenginler ile medyatik şöhretler cildleri birbirinden şık ama içleri tıngır tıngır süs kitaplarını metreyle satın alır, salonlarını bunlarla süslerlerdi. Metreyle kitap modası zamanla bitti ama salgın günlerinde yepyeni bir görüntü unsuruna ihtiyaç duyulunca kitap tekrar hatırlandı. Evlerine kapananlar internetten kitap satışını eskiye göre bir nebze arttırdılar, son zamanların modası olan bazı yayınlar da sosyal medyada “Bakın, ben ne okuyorum!” demek isteyenlerin gösterdikleri rağbet üzerine tükeniverdiler…

Dolayısı ile gösteriş yapmak, hava atmak yahut dekor niyetine kullanmak maksadıyla da olsa, şimdiye kadar tek bir kitap yüzü bile görmemiş evlere bir-iki cildin girmesini sağlayan Koronavirüs’e bu hizmeti için müteşekkir olmalıyız!

Murat Bardakçı, “Koronavirüs bir işe yarıyor, ‘kitapsız’ evler ‘kitaplı’ oluyor!” Haber Turk, 02.05.2020

Not: Yazarın imlâsına dokunulmamıştır.


“Puzzle”lardan sıkılanlara bir sorum var

The Smile of Sadness, The Crystal Heart, The Love Talisman adlı hikâyelerin yazarı kimdir?

 


Böyle başa böyle tıraş!

“Ben öyle bir tatile gitsem de; en azından bir iki akşam dışarı çıkarak gezmeyi tercih ederdim. (…) Ama biliyoruz ki; adım atmayanlar oluyor. (…) Şu aşı çıksın da; aşı da olalım, bir yere giderken sertifikamızı da yanımızda taşıyalım.”
bbbt
Bu noktalamaları yapan kişi Ahmet Hakan Coşkun’un “genel yayın yönetmeni”, Osman Müftüoğlu’nun “başyazar” olduğu Hürriyet gazetesinde “köşe yazarı” olarak istihdam ediliyor.

Noktayı “sörvayvır Yasin” koysun: Bum!