Category Archives: Uncategorized

Vuslat yine başka bahara…

KP_Arenamega

“Hz. Mevlâna” ile “ARENAMEGA”… Ne âhenkli bir ikili! Kültürler arasındaki “bridge” muhteşemliği belki de… Benim nazarımda büyük ve içler acısı bir tenakuz…

Gelelim “(212)” güzelliğine… “(0212)” yazılması gereken Avrupa yakası kodunu “(212)” olarak yazan hanımlara, beylere sormak istiyorum: Siz hiç Anadolu yakasından o ARENAMEGA’nın telefon numarasını başına “0” koymadan tuşladınız mı? Bir tuşlayın bakalım, o arenanızın, o meganızın telefonu çalıyor mu, bir duyun bakalım, telefonu açan birini bulabiliyor musunuz?

Telefon kodlarını “0”sız yazmayı bir halt zannedenler gitgide artıyor ne hikmetse! Ülke içi şebekeler arası arama çıkış kodu “0”dır! İllerin alan kodunun başına “0” koymadan hiçbir yerle irtibat ku-ra-maz-sı-nız! Öğrenin artık bunu!


Gönülden bir sarılış her şeye bedel!

patiler


Twitter âleminden…

“Face”de yokum, Twitter’da da…  Aziz Üstel gibi: Şimdilik (kıçı) Kırık Potkal’dayım, beklerim efendim. Bir arkadaşım sayesinde Arızalı Kalpler’in, Gizli Aşk Bu’nun yazarı Özen Yula’nın nefis sözüne denk geldim Twitter’da ve sizleri de mahrum etmeye, o ince ayarlarıyla oynanmış kalbim elvermedi: Ne yanlış aşkları ne güzel yaşadık! Helali hoş olsun hepimize!

Olsun be Özen üstadım, olsun be!


Birhan’dan “keskin” mısralar…

Keskin dizeler

 

 


Koparırım o bıyıklarını!

Kediçay

Hadi önce benimle başla
gözlerime bak, kır beni
Yoksa… yoksa
“çaylar içine buz gibi akar”

Cezmi Ersöz


İçimiz buruk buruk, Michael Brook!

Albümün adı Black Rock. 1998 tarihli. Kanadalı bestekâr Michael Brook, kanamalı ruhlara şifa vermeye niyetli değil. “Gitar, tuşlular, bas, mix” hepsi onda… “Take My Heart” adlı beste yürek tellerine fiske üstüne fiske atıyor. Kayısı ağacından mamul ve iki oktava kadar çıkan bıcırık “duduk” ise o fiskeleri okkalı şamarlara dönüştürme hususunda pek maharetli. Yandık ki ne yandık! Yanacaksak da böyle yanalım zaten hanımlar, beyler! Djivan Gasparyan (Gaspar Noe’ya hürmetler) dokuz delikli bu minik enstrümanı öyle üflüyor ki, ruhumuzdaki delikler on dokuz, yirmi dokuz ve katları şeklinde katlana katlana gidiyor maşallah…


That’s not the shape, the shape of my heart!


Estetik söylemin deriiin mânâsı veya “hazzın” yazamamak…

KP_İmgelemi


Doğan Kuban’ın bu çığlığını duyun artık!

Osmanlı'nın İstanbul'u“Herkesin şunu anlaması lazım. Burası Roma imparatorluk merkezi… Bu ne demek? Roma demek… Dünyada böyle bir yer yok. Bu şehri koruyamazsak hapı yutarız. Parklar, oteller yapacağımıza onu korusaydık İstanbul dünyanın en şanslı turizm merkezi olabilirdi. Daha yeni, Yenikapı’ya yazık ettik. Roma devri limanı, en büyük Roma limanlarından biri. Dünyada bir Roma limanı buluyorsun, içinde gemilerin kalıntıları var… Ama koruyamıyor elinden göz göre göre kaçırıyorsun. Orası Roma limanı olarak kalsaydı… İstanbul’un turisti bir senede 10 milyon artardı. İşte bunlar hep cahillikten.

Bize özgü olan en büyük iki zenginliğimiz Türkçemiz ve mimarimiz. Osmanlıca değil ama Türkçe. Dilimiz tam bir şaheser. Türkler göçebe bir toplum olmasına rağmen dillerini korumayı başarmışlar. Akıl almaz bir şey. 11. yüzyılda gayet gelişmiş bir Türkçe var. Mimarimiz de öyle; çok sade ama gayet modern. Biraz ilkel ama çok insancıl, büyük bir matematik dehasına dayalı, dahası özgün. İran’da, Mısır’da, Çin’de; başka bir yerde yok. Buraya özgü. Şimdikiler değil tabii. Şimdikiler sadece para kazanmaya çalışıyorlar ne yazık ki!”


“Yaşamın mükemmelliğinin farkındalığı”ndan sual olunmaz!

Yaşmükfar_KP