Category Archives: Uncategorized

Yabancıyız kendimize: Ahmed D. Kafadar, 82; Led Development of Triggers for Air Bags

Ahmed D. Kafadar, an entrepreneurial engineer who led the development of the explosive triggers used in automobile air bags, died of a heart attack on Jan. 17. He was 82 years old and lived in Englewood, Colo.

Mr. Kafadar earned a master’s degree from the Colorado School of Mines in 1943 and then went on to the Illinois Institute of Technology, where he worked on Government-financed ballistics research.

Mr. Kafadar applied his knowledge of ballistics to develop so-called life-saving explosive devices — first used in ejection seats for jet fighter planes and later as air-bag triggers. And he built a sizable business from commercializing those innovations.

Mr. Kafadar was the chairman of OEA Inc. in Englewood, a company with annual sales of more than $200 million and nearly 2,000 employees.

”Ahmed Kafadar was a pioneer in developing this technology for the aerospace field and then carrying that technology into the automotive industry,” said Robert Bartels, an industrial products analyst with William Blair & Company, a securities firm in Chicago.

Mr. Kafadar immigrated to the United States from Turkey in 1939. At the time, World War II had begun in Europe and the Turkish Government sent 50 of the nation’s most promising university students, including Mr. Kafadar, to America for safety and advanced education.

Mr. Kafadar, who became a United States citizen in 1946, founded Ordnance Engineering Associates in 1957. The company, which changed its name to OEA in 1969, began as a specialized military contractor, designing and manufacturing explosive devices mostly for ejector seats on military jets.

The first nonmilitary application for the company’s technology was in the Boeing 747 airliner, where a small propellant explosive is used to unfurl the safety chutes that passengers slide down to evacuate the plane after an emergency landing. In 1986, after the Challenger disaster, the National Aeronautics and Space Administration chose OEA to help design an escape system for the Discovery space shuttle.

Mr. Kafadar, according to Mr. Bartels, the industry analyst, was ”a phenomenal engineer” whose no-frills style of operation enabled his company to weather the ups and downs of the aerospace industry.

In the late 1980’s, Mr. Kafadar seized on the opportunity to enter a large new market in the auto industry. He adapted OEA’s explosive technology for use in smaller devices needed to activate and inflate air bags, and he overhauled his company for high-volume production.

As a manager, Mr. Kafadar had an uncommon appetite for work, arriving at the company offices at 5:30 A.M. each day, even the day before he died, noted his son, Charles Kafadar, the president and chief operating officer of OEA, who has succeeded his father as chief executive.

The elder Mr. Kafadar’s strategy and management style helped OEA to more than double its sales and profits over the last four years.

Mr. Kafadar is survived by his second wife, Claudia, of Englewood, and four children. His first wife, Maryanna, died in 1986. Mr. Kafadar’s four children are Charles, of Littleton, Colo.; Shirene, of Golden, Colo.; Karen, of Englewood, and James, of New York.

Steve Lohr, NY Times, Jan. 31, 1998


“Gazeteciliğin karanlık yüzü”

Bazı gazetecilerin;

Medya patronları, iş insanları ve politikacılar arasında mekik dokuyan…

Bir komisyoncu edasıyla çeşitli iş bitiriciliklere soyunan…

Para ya da çıkar karşılığı her türlü habere imza atabilecek…

Her türlü haberi görmezden gelebilecek bir tıynete sahip olan…

Çeşitli iktidarların piyonu olmaktan gocunmayan…

Mesleğinin kendisine gerekirse mafyacılık bile oynayabilecek kadar geniş imkânlar sunduğuna inanan…

Etikle değil, sadece parayla işi olan karanlık insanlara dönüşmelerini olağanlaştıran süreç, yeraltında, sinsice ilerlemedi.

Bu süreci herkes açık açık izledi.

Bu ülkede, içinde son derece soylu değerler ve mesleki incelikler de barındıran eski Babıâli gazeteciliği törenle yıkıldı.

Tehlikeli değerleri pazarlayan İkitelli gazeteciliği onun yıkıntılarının üzerine alkışlarla kuruldu.

Gerçek gazeteciler, aydınlık akıllar, cesur kalemler öldürüldü, hapse atıldı, ülkeden kaçmak zorunda bırakıldı, gazetecilik yapamaz hale getirildi…

Bu esnada ışığı kısılan dürüst gazeteciliğe tekme atan zihniyetle, ışığı parlatılan kaypak gazeteciliğin sırtını sıvazlayan zihniyetin aynı olduğu ayan beyan görülüyordu.

Ama çoğunluk, tıpkı politikada olduğu gibi medyadaki tehlikenin farkına da inatla varmıyordu.  

UĞUR MUMCU ROL MODELİ

Mesela 2009 yılında, bu ülkenin en çok satan gazetesinin, en çok okunan sütunlarından birinde şunlar yazılabiliyordu:

“Bazılarınız megalomanyak diyecek ama ben, Babıâli’ye devrim yapmak için geldim. Yeni insanlar bulmak, gazetecilikte yeni zihniyetler, yeni rol modelleri yaratmak iddiasındaydım.

Kafamda Babıâli’ye meydan okumak vardı.

Bunun için Gazeteciler Cemiyeti’ne değil, Magazin Gazetecileri Derneği’ne üye olmuştum.

Çünkü gazeteciliğin rol modellerini ‘Abdi İpekçi-Uğur Mumcu’ tekelinden kurtarmaya adaydım.”

Ertuğrul Özkök faili meçhul cinayetlerle öldürülmüş gazetecilerin adını bu şekilde anmaktan gocunmadığı bu satırları kaleme aldığında yaklaşık 20 yıldır Hürriyet gazetesinin genel yayın yönetmeniydi ve bu görevdeki son altı ayı olduğunu da muhtemelen biliyordu.

Yazısının ilk satırları gibi son satırları da önemliydi. 

Kendi yarattığı ve idealize ettiği gazetecilik dünyasını bir “sitcom”a benzetiyor ve sözünü şöyle tamamlıyordu:

“Hürriyet sitcom’u şimdi yeni nesil insanlarını çıkarmaya hazırlanıyor.

20’nci sezonu izlemeye hazırlanın…”

SEZON SEZON SİTCOM

20’nci sezonu izledik.

Sonraki sezonları da izledik. 

Hürriyet’in başına gelenlerin ve bunun paralelinde tüm medyanın ve ülkenin başına gelenlerin birbirine göbekten nasıl bağlı olduğunu da şu anda mafya temalı trajikomik bir sitcom’dan izlemeye devam ediyoruz.

Çünkü…

Özkök bu yazıyı yazdığında meslek örgütleri ayağa kalkmadı.

Uğur Mumcu öldürüldüğünde sokaklara çıkan o yığınlar, Özkök’e “Sen ne dediğinin farkında mısın” diye diklenmedi.

Hürriyet gazetesinin köşe yazarları kendilerine yakıştırılan bu etiket yüzünden kazan kaldırmadı.

“Gerçek gazetecilik bu değil!” diyen çıkmadı. 

Yer yerinden oynamadı.

Şu anki iktidarın, ana akım medyanın desteğini de alarak ve önündeki tüm engelleri tek tek yıkarak ortaklarıyla birlikte iyice yükselmeye başladığı bir dönemde…

Gazeteciliği, faili meçhul siyasi cinayetlere kurban giden iki gazetecinin rol modelliğinden kurtarma niyetini devrimcilik olarak tanımlayabilen bir genel yayın yönetmeninin bu cüretinin infial yaratmadığı bu ülkenin geldiği şu noktada artık…

Hukuk ne kadar hukuksa, demokrasi ne kadar demokrasiyse, laiklik ne kadar laiklikse, basın da o anca o kadar basındır. 

O yüzden şu günlerde medyada yazılan, konuşulan, tartışılan her şeyi okuyun, dinleyin ama hiçbir şeye hemen kanmayın, inanmayın. 

Her şeyi şüphe süzgecinizden geçirip, öyle anlayın. 

Kendi aklını ve ahlakını törenle kaybeden gazeteciliğin, nicedir sizin aklınıza ve ahlakınıza da kastettiğini asla aklınızdan çıkarmayın.

Mine Söğüt, Cumhuriyet, 16.06.2021


İpinsanca bi’ cumhurrasi


Ne devlet!


“Behad Ramza Dasda Mera Dholan Mahi”

Günümüz “hızlı yaşama” çağı ya hani, bir videoya 20 dakika 54 saniyesini verecek insan sayısı epey az. Bendeniz de vecd içinde seyreden, ibadet ile sanat örsünde dövülen ruhların icraının kritik bir dakikasına dikkat çekmek istedim: 19.37.

Tam burada üstadımız, rahmetli Nusrat Fateh Ali Khan, “Auliyah shah Mansur kahave/Ramz anal haqq aap sunave” diyerek Hallâc-ı Mansûr’u gözlerimizin önüne getiriyor. Seyircilerin bu coşkuya, vecde ortak oldukları anlar da unutulmaz!


Güneş neye benzer?

“Güneş, eski el aynalarını andıran bu göllerde dehâsını sadece peyzaj kabartmasına sarfetmekten hoşlanan bir eski zaman ustasına benzer…”

Ahmet Hamdi Tanpınar


Kitap kapakları çok mühim: Kürk Mantolu Madonna


Pink Floyd Türkiye semâlarında

All in all it’s just another brick in the wall

All in all you’re just another brick in the wall


Robert Lewandowski’nin memleketinden bir atasözü

“İyi bir insan meyhanede bozulmaz, kötü bir insan kilisede düzelmez.”


Küçük Çiftlik Parkı