7 Haziran 2012’de, vefat ettiği gün, Erdöl Boratap hakkında kısa bir yazı yazmıştım. Aradan on dört yıl geçti; o yazı hâlâ aranıyor. Bu her zaman yazının meziyeti değildir; çoğu zaman ortadaki bilgisizliğin, arşiv tutmayışın ayıbıdır.
Arama motorlarına bakıyorsunuz: isim var, hayat yok. Kırpılmış cümleler var, sahih kayıt yok. Kulaktan dolma ayrıntılar, birbirini kopyalayan satırlar, yarım yamalak tarihler, karman çorman isimler… İnsan biyografi ararken baştan savma bir dijital enkazın içine düşüyor.
İlk kayboluş bedenledir, ikincisi arşivde olur. Hele sesiyle yaşamış, sesiyle tanınmış insanlarda bu ikinci kayboluş daha da ağırdır. Hemen aklıma düşenler: Nevin Akkaya, Kaya Akarsu, Alev Emre, Hayri Esen, Esen Günay, Vâlâ Önengüt… Haklarında elle tutulur bilgi bulmakta zorlanıyoruz. Özen kelimesini lugatından kovmuş bir güruh gelip bu boşluğu çerçöple dolduruyor. Bir süre sonra ortalık yanlışlara, kırıntılara kalıyor.
Erdöl Boratap’ta da olan buydu. Sesiyle hatırlanan insanlardandı o. Yüzü unutulsa bile sesi bir dönemin içine sinmişti; kültür-sanat programlarına, reklam seslendirmelerine, evlerin akşamına karışmıştı. Böyle bir sesi internet dedikleri bu büyük savsaklama tarlasına bıraktığınızda geriye hakikat değil, yamrı yumru bir tortu kalıyor.
Eldeki kayıtlara bakınca ana hat yine de seçiliyor. Erdöl Boratap, kamuya açık kaynakların ortaklaştığı kadarıyla, 2 Haziran 1937’de İstanbul’da doğmuş, 7 Haziran 2012’de Kalkan’da ölmüş bir yayıncı. Şükriye Atav’ın oğlu, Yalçın Boratap’ın ağabeyi. Galatasaray Lisesi, Kabataş Lisesi ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde okumuş.
Meslek çizgisinin ilk kısmı nispeten berrak. 1960’ta radyoya spiker olarak girdiği, iki yıl Ankara Radyosu’nda çalıştığı, 1963’te İstanbul Radyosu’na geçtiği kayıtlı. 1972’de TRT’den ayrılıp reklam spikerliğine başladığı söyleniyor; bir başka kaynak onu kurumda tutuyor. 1971 tarihli bir insan hakları derlemesinde adı TKP davası bağlamında geçiyor. O dosya hakkında hüküm kurmak bana düşmez. Aynı derlemedeki bir protokol metninde “Devlet Radyosu redaktörü” sıfatıyla da görünüyor. Hafıza kendiliğinden delinmiyor; bazen korkudan, çoğu zaman da düpedüz ihmalden deliniyor.
1990-1991’de TRT ekranında, Leyla Tekül’le birlikte “Günlerle Gelen” adlı kültür-sanat programını sunduğu biliniyor. Dublajlarıyla, seslendirmeleriyle de anılıyor. Hayat hikâyesinin gerisi dedikoduya teslim olmuş. Koca bir yayıncılık tecrübesi birkaç dağınık cümleye, birkaç özensiz satıra terk edilmiş.
Türkiye, arşiv tuttuğunu sanan ama kaydı elinde çürüten bir memleket. Eski yayıncılarını, spikerlerini, ses sanatçılarını, dublaj emekçilerini hakkıyla kayda geçirmiyor. Herkes bir şey bildiğini zannediyor, kimse doğru dürüst bir şey bilmiyor.
Bazı insanlar öldükten sonra yalnız toprağa verilmez; üzerlerine bir de ihmalin toprağı atılır. Yazının işi, o toprağı biraz olsun eşelemektir. Erdöl Boratap’ı arayan biri, internette hiç değilse birkaç sahih bilgiye ulaşsın diye…